“YABAN” BİR ROMANDA AYDIN VE KÖYLÜ UÇURUMU (Mavi Yeşil 56. Sayı)

“YABAN” BİR ROMANDA AYDIN VE KÖYLÜ UÇURUMU*

 Yaban, bugüne değin pek çok tartışma içerisinde kendini var etmiştir. Birtakım edebiyat eleştirmenlerince belli sebeplerden ötürü yetersiz bulunmuş, teknik olarak bir roman için yetkin ölçütlere sahip olmadığı vurgulanmıştır. Teknik yanının yanı sıra, aydın ile köylü arasındaki mesafeyi de tek yanlı ele aldığı söylenegelmiştir. Köylünün özelliklerinden sadece olumsuz olanları göz önüne serdiği ya da sermeye çalıştığı için sürekli olarak bir eleştiriye maruz kalmıştır Yakup Kadri. Bu eleştiri yumağına rağmen, Yaban’ın Türk yazın dünyası için önemli bir eser olduğu gerçeğini de unutmamak gereklidir şüphesiz. Bu önemi de büyük ölçüde muhtevasına borçludur.

Peki, nedir Yaban’ın işlediği konu? Bilmeyenler için bir kere daha vurgulamakta yarar var ki genel ve özel olarak iki konu üzerinde ilerler Yaban. Genel çerçevede Kurtuluş Savaşı ve onun Anadolu’daki yansımaları görünürken, özel çerçevede de romanın ana karakteri olan Ahmet Celal’i görürüz. Ahmet Celal Birinci Dünya Savaşı’na katılmış ve savaşta kolunu kaybetmiş bir gazidir. Bu sebepten ötürü Kurtuluş Savaşı’na katılamadığı gibi İstanbul’da da kalamamış ve o atmosferden uzaklaşmak için Anadolu’da bir köye yerleşmiştir. İşte romandaki savaş ve köy/köylü kavramları da Ahmet Celal ile birleşmiştir bu şekilde. Ancak Ahmet Celal ile köylü arasında baştan beri bir soğukluk, bir anlaşmazlık vardır. Köylü için Ahmet Celal bir yabandır. Ahmet Celal de onlara cahil ve ilkel şartlarda yetişmiş insanlar olarak bakar ve araları roman boyunca düzelmez Ahmet Celal ve köylünün. Ahmet Celal de aslında romanın başından beri, köylüsüne yabancı bir entelektüel tavrı sergiler. Bunun için de köylünün bu “yaban” benzetmesi, biraz da yerinde bir benzetmedir. Öyle ki aynı topraklara, aynı ataya sahip bir millet arasında “biz-onlar” paradoksu doğmuştur. Oysa bu millet değil midir yüzyıllar boyunca aynı topraklar üzerinde yaşayıp, aynı ekmeği paylaşan? Orta Asya’dan bu yana Anadolu’ya gelen ve Anadolu’yu yurt edinen Türkler arasında bu ikilik, biraz da batıyı tanımakla ve artık “batıyı tanıyan, bilen aydın tipi”nin yetişmesi ile ortaya çıkmıştır. O aydın tipi yetiştikçe de köylü ile aydın arasında bir uçurum(?) oluşmaya başlamıştır. En basit çerçevede ele alırsak, günlük hayattaki eylemler bile yabancıdır birbirine. Ahmet Celal’in tıraş olması, dişlerini fırçalaması, saçını taraması garip gelmektedir köylüye. Hatta emir eri Mehmet Ali;

“Beyim, geceleri sabahlara dek mırıl mırıl ne okuyup duruyorsun? Seni büyü yapar sanırlar.”[1] diyerek kitap okumasını bile garipser Ahmet Celal’in. Diğer yandan Ahmet Celal de yabancıdır köylüye. “Kuşlar nasıl sevişir? Kediler nasıl sevişir? Biliyorum. Lakin bu köy halkının nasıl seviştiklerini tahmin edemiyorum. Bizim gibi, göz göze bakışırlar mı? El ele tutuşurlar mı? Dudak dudağa gelirler mi? …”[2] diyerek bu yabancılığını gözler önüne sererken, “biz-onlar” ikiliğini de bir kez daha hissettirir okura.

Tabi bu meselenin küçük bir yönüdür. Yakup Kadri’nin asıl meselesi bu aydın-köylü uçurumunu, gündelik olmaktan başka, savaşa karşı gösterilen tutumlar olarak ele almaktır. Aydın ile köylü arasındaki uzaklığın romanın tezi olduğunu ileri süren eleştirmenler; bu kopukluğu, Osmanlı döneminde olduğu gibi, yalnızca kültür ikileşmesinden doğan bir kopukluk gibi görüyorlar. Karaosmanoğlu bunu da dile getiriyor kuşkusuz, ama Yaban’da vurgulanan karşıtlık, vatanı kurtarmak için savaşan ilerici aydınlarla Kurtuluş Savaşı’na inanmayan gerici köylüler arasında. Ahmet Celal ile köylüleri ayrı dünyaların insanı yapan, okumuş kentli ile cahil köylü arasındaki farktan çok, bu ikisinin Kurtuluş Savaşı karşısındaki farklı tutumlarıdır.[3]

Romanda, köylüyü sıklıkla cahil gösteren Yakup Kadri’ye göre, işin okumuş olmakla ya da olmamakla bir ilgisi yoktur. Ortada bir savaş vardır ve bütün halk top yekûn o savaş için tek yürek olmak durumundadır. İşte bu durum karşısında ortaya çıkan zıtlık neticesinde, Ahmet Celal de köylü ile sert bir çatışma içerisinde var olur ve kendi ideolojisi doğrultusunda, onlarla mücadele eder. Aslında bu mücadele, tamamen psikolojik bir mücadeledir. Ahmet Celal ne yaparsa yapsın, halkın gözünce bir yaban(cı) duruma düşmekten kurtulamazken, köylü de Ahmet Celal’i hiçbir zaman kendilerinden biri olarak görmez.

Aslında burada Ahmet Celal’in dile getirdiği düşünceler, Yakup Kadri’nin köylü hakkındaki düşünceleridir diye de düşünebiliriz. Çünkü Yakup Kadri de çağının entelektüel yazarlarından birisi olarak, köylü için belki de aynı şeyleri düşünmekteydi. Yakup Kadri’nin anlattığı bu durum kuşkusuz ki bir “köylü cehaleti”nin varlığını göstermektedir. Yalnız köylünün cehaleti, biraz da –bir uzak taşra olarak- Anadolu’nun bilinmezliğinden kaynaklanmaktadır. Nasıl ki köylü halk, merkezden bihaber ise merkezde yaşayanlar da Anadolu’dan bihaberdi. Zaten eserin başlarında da anlatıldığı üzere, Ahmet Celal’in, köylü halkı tanımaması durumu da bunu gözler önüne serer. Savaş karşısındaki tutum da bundan kaynaklanmaktadır. Köylü –belki de- o kadar cahildir ki, savaşın kötü atmosferi hakkında, vatan savunması hakkında dahi çok bir şey bilmemektedir. Bu çerçevede kitabın ilerleyen sayfalarında geçen, Ahmet Celal ile yine o köyde yaşayan Bekir Çavuş arasındaki şu diyalog da dikkate değerdir:

–         Biliyorum beyim sen de onlardansın emme.

–         Onlar kim?

–         Aha, Kemal Paşa’dan yana olanlar…

–         İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşa’dan yana olmaz?

–         Biz Türk değiliz ki, beyim.

–         Ya nesiniz?

–         Biz İslamız, Elhamdülillah… O senin dediklerin haymana’da yaşarlar.[4]

Burada da anlaşılacağı gibi köylü halk, Türklük kavramını yeterince bilmemektedir Yakup Kadri’ye göre. Ya da bildikleri şey, yüzyıllardır onlara öğretilen “Türk-İslam” birlikteliğidir. Öyle ki Türk deyince akla İslam gelmektedir. Halk da biraz da bu yüzden “Biz İslamız” fikriyle hareket etmektedir. Bir başka yerde ise şöyle denir, “Bu gelenler öyle düşman ordusu filan değilmiş. Avrupa adlı bir Kraliçe’nin bizi çetelerin elinden kurtarmak için gönderdiği yeşil sarıklı evliyalarmış. Bu Kraliçe, bizi kurtardıktan sonra İslam olacakmış…”[5] İşte bu seçtiğim iki örnek, Yakup Kadri’nin haline tercüman olmuş satırlardır. Bu noktada Yakup Kadri’nin kafasına şu soru takılmıştır belki de; “Gerçek bir Türk milleti var mı?” Berna Moran’ın ise şöyle bir tespiti var, “Gerçi savaşta dövüşenler, ölenler yine bu köylülerdendir, ama onlar aydın subayların yönettiği bilinçsiz bir sürüdür Ahmet Celal’e göre. Yedi devlete savaş açmış milliyetçi aydınlar var, ama gerçek millet yok.”[6]

Gerçek milletin varlığına dair şüphe yoktur aslında ki ortada bir Anadolu köylüsünün olduğu aşikârdır. Ancak bu köylü düşman karşısında cehalet içerisinde tavırlar takınan, düşmanı tanımak bir yana dursun, kendi kimliği hakkında dahi tam olarak bir fikre sahip olmayan kimselerdir Yakup Kadri’ye göre.

Aslında Yaban, üzerinde çok daha derin tartışmalar yapılabilecek bir romandır kuşkusuz. Üç beş satırla anlatmaya çalıştığım, eserin kuruluşunda gözlemlenen iki temel fikrin nasıl birleştiği ve ne şekilde geliştiğidir: Ahmet Celal’in bir aydın olarak köylü hakkındaki yorumları, köylünün Ahmet Celal’e çok uzak bir yabancı gibi bakışı ve bunların arka planında gelişen ciddi bir savaş… Eseri baştan sona inceleyince görüyoruz ki Yakup Kadri’nin anlattığı köylü, gerçekten de cahil bir köylü. Savaşı bilmiyor, düşmanını tanımıyor, kendi kimliği hakkında bir fikre sahip değil, kendi insanını dahi tanımıyor. Hepsi doğru… Yani eserin işlediğine göre bütün bunlar Yakup Kadri’ye göre yerinde tespitler. Ama dikkat-i nazarımca bir noktaya daha bakmak gerek ki bu köylünün bu denli cahil kalma sebebi nedir? Bunun sebebi biraz da, o köylüyü “cehalet” ile suçlayan Türk aydını değil midir? Anadolu’nun hiçbir köyünü görmemiş, köylüsünü tanımamış bir aydın; köylü ile karşılaşınca köylünü cehaletinden yakınıyorsa, bence suçu biraz da kendisinde aramalıdır. Ancak bu şekilde köylü ile aydın birbirine “yaban” kalmaz…


[1] Yaban, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, İletişim Yay., 2008, s.21

[2] A.g.e. , s.35

[3] Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1, Berna Moran, İletişim Yay., 2007, s.205

[4] Yaban, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, İletişim Yay., 2008, s.152-153

[5] A.g.e. , s.121

[6] Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1, Berna Moran, İletişim Yay., 2007, s.206

*Mavi Yeşil Dergisi’nin Mart-Nisan 2009’daki 56. sayısında yayımlanmıştır.

Reklamlar

4 responses to ““YABAN” BİR ROMANDA AYDIN VE KÖYLÜ UÇURUMU (Mavi Yeşil 56. Sayı)

  • Ibrahim Sarıışık

    sözde halkı düşünen bu aydınlara gün gelip başlattıkları akımlar için tarih hesap soracaktır. şöyle ki istanbulda istanbullu gibi yaşayıp sefa sürerkende anadolu eziyet çekiyordu lakin o zaman aydınların işi değildi anadoluyu incelemek veya onları eğitmek niye? gerek yoktu zaten viyana kapısına kadar giden nam ile ömürlük sefa sürseler yine de sarsılmaz bir iman taşıyor sandılar göğüslerinde! oysa ki tek bir yerinden söküldü ve çözüldü bu örgü.düşamanın sesi istanbula gelince korkudan sadece dokunulmamış anadolu kalmıştı.onu da edebiyata malzeme yaptılar. mesele yazıp yazmamak değil. soruna çözümü getirebiliyormuyuz. öğrenememiş anadolu insanına çözüm olan düşünceyi verebiliyor musun. bu insanlar cahil demek en kolayı.herkes söyler bunu! peki bu insana bişeyler öğretebilirim demek işte bundan korkan cumhuriyet dönemi edebiyatçıları aydın ile köylü arasında çatışma olduğuna inandırdılar. keşke onlar gözlerinin önündeki perdeyi kaldırıp görebilseydi gerçeği mevlananın nasıl bir aydın olduğunu bilir ve utanırdı kendine aydın demekten.yunus gibi dili olsaydı belki anlardı anadolu.fakat bi ninnilerle büyütürken çocuklarımızı onların salon dansları medeni oldu. öğretmediğin bilgiden sorumlu tutamazsın. yaban okunsun ama yakup kadrinin baktığı o pencerenin gerçeği değil de hayal dünyasını yansıttığı gerçeği de söylensin artık!

  • bodurhatice

    Üzerinde değinilmesi gereken daha fazla nokta olmasına rağmen değerlendirmeniz ve bakış açınız oldukça doğru tespitleriniz ise yerinde tespitler faydalı oldu teşekkürler.

Sen de söyle. Korkma. Ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: