BİR İDEOLOG OLARAK NURETTİN TOPÇU (Mavi Yeşil 62. Sayı)

BİR İDEOLOG OLARAK NURETTİN TOPÇU *

Hayatı:

Nurettin Topçu 1909 yılında İstanbul’da doğar. Köken olarak Erzurumludur. Küçük yaşlardan itibaren parlak bir eğitim alır. Lise hayatından sonra Avrupa’da okumak için çabalar ve 1928’de sınavlarda başarılı olarak Fransa’ya gider. Fransa’da alacağı eğitim, öğrendikleri ve harcadığı zaman; belki de sonraki yıllarda oluşturacağı felsefesi ve ideolojisinde en önemli payı olan zamanlar olacaktır. Bordaux Lisesi’nde bulunduğu dönemde, ünlü Fransız filozofu Blondel ile kişisel düzeyde dostluk kurar. Daha sonraki dönemlerde de çıkaracağı derginin adını Blondel’in de etkisiyle “Hareket” koyar Topçu. Bordaux’dan sonra Strasbourg Üniversitesi’ne geçer. Özellikle felsefe ve ahlak üzerine çalışır. Ardından Sorboune’da felsefe doktorasını verir ve yurda döner dönmez Galatasaray Lisesi’nde felsefe öğretmeni olarak çalışmaya başlar. Buradaki görevinden kendi isteği doğrultusunda gelişmeyen sebeplerden ötürü İzmir’e ‘sürülür’. İzmir’deki günleri yazı hayatının da büyük ölçüde başladığı yıllar sayılabilir. Hareket Dergisi, burada yayımlanmaya başlar. Yazdığı çeşitli yazı / hikâyelerle Kemalist çevreden tepki alır.  Resmi çevrelerce sorgulanır ve hakkında tahkikatlar açılır. Topçu, yurda döndükten sonra Avrupa’da karşılaştığı mistisizmi kendi kültüründe de arar. Ancak toplumsal hayatta yaşanan “din”, Topçu’nun arayışındaki din ile aynı değildir ve bu ondan büyük bir hayal kırıklığına yol açar. Topçu’daki “pir” arayışını bu noktada görmemiz mümkündür belki de. Topçu bir şekilde münasebet kurduğu hatırı sayılır bir hoca ile derdine bir şekilde çare bulur. Ege’deki sürgün günlerinden sonra İstanbul’a dönen Topçu, çeşitli liselerde hocalık yapar. Aynı zamanda da Bergson üzerine yaptığı doçentlik tezi ile üniversiteye yönelir ve H. Ziya Ülken’in eylemsiz doçentliğini yapar.

1950’li yıllara gelindiğinde milliyetçi hareketlerin içinde daha aktif olarak görmemiz mümkündür Topçu’yu. Demokrat Parti döneminde, o dönemin önemli hareketlerinden birisi olan “Türk Milliyetçiler Derneği”nde bulunmuş ve aktif rol oynayan isimlerden olmuştur Topçu. Derneğin faaliyetleri yoğun bir şekilde soğuk savaşın ve radikal anti-komünizmin izlerini taşımaktadır. [1] Ancak bu iki siyasi oluşumun birlikte hareketi, çok uzun süreli olmamıştır. 1952 yılında, çeşitli gerginlikler sonucu kapatılan dernek 1954’te yeniden açılır. Topçu da derneğin manevi lideri konumundadır. Topçu bu süreçte [özellikle 27 Mayıs sürecinden sonra] siyasi konularda aktif olarak fikir beyan etmekten çekinmez. Siyasal hayat üzerindeki yasakların kalkmasından sonra, ilerleyen dönemde Topçu, Adalet Partisi’nin kuruluş çalışmalarında yer alır.  1961 yılında Konya’dan aday olur ancak seçilemez. Bu tecrübeden sonra ise Topçu siyasi hayattan giderek uzaklaşır. Akabinde dernekten de ayrılacak ve kendi fikir hayatını Hareket Dergisi’nde sürdürecektir. Bu aşama Topçu’nun artık tamamen fikir hayatını kaleme aldığı dönemin başlangıcı olmuştur da diyebiliriz. 1966’dan itibaren de Hareket, düzenli olarak çıkmaya başlar.

Nurettin Topçu’nun son yılları, dar bir kültürel çevrede, yalnızlık içinde geçmiştir.  [2]  Ölümüne kadar çalışmaya devam etmiştir ve Hareket Dergisi’nin okurları tarafından büyük saygı görmüştür. Çevresindekiler ona bir hoca gözüyle bakmışlardır sürekli olarak. Topçu, 1975 yılının 10 Temmuzunda, mücadele ettiği kanser hastalığına daha fazla dayanamamış ve vefat etmiştir. Ölümünden sonra bir süre daha yayına devam eden Hareket Dergisi, daha sonra dağılmıştır…

 

Anadolu Sosyalizmi ve Topçu:

Anadolu Sosyalizmi, Topçu’nun ileri sürdüğü ve müfredata kazandırdığı, sonrasında da onun takipçilerinin desteklediği bir fikir olarak,  “sosyalizm” kavramına getirdiği farklı bakış açısı ve mevcut değerlendirmelerin dışında kalan yeni tanımlamasıyla,  Türk düşünce tarihinde önemli yer tutan bir akımdır. Tarihsel süreçte bakarsak, Cumhuriyet’ten sonraki ilişkiler önceki döneme göre çok farklı gelişir. Turancılık, ümmetçilik gibi anlayışlar da eleştiri merkezi olur. Çünkü İslami eğilim ya da Türkçü eğilim, bir yerden sonra batıyı daha çok rahatsız edecektir. Nurettin Topçu da bu bağlamda meseleye yaklaşmış ve eleştirisinin odak noktasını Turancılığa yaslayarak, bu anlayışların karşısına Anadolu Milliyetçiliği / Türkçülüğünü yerleştirir. Bu çerçevede “1071” merkez alınmıştır ki bunda 1071’den itibaren Anadolu’nun dönüşü olmaz bir şekilde gaza ve cihat ruhuyla “hareket” edilerek İslamlaşması ve Türkleşmesi çıkış noktası olarak görülmüştür. Daha sonraki aşamalarda da bu fikir, yerleşmiştir zaten.  “Türkiye’de doğan Türk’tür” diye düşünülmez burada, Türklük tanımı için farklı şeyler gerekir. Anadolucu zihniyet de bu bakış açısıyla Türklük kavramına yeni bir yorumlama getirir. Örneğin İsmet Özel’de de “dini eğilim” ön plana çıkar. Küffara karşı savaşan, Türk’tür, düşüncesi hâkimdir.

Başta da söylediğimiz Turancılığa karşı yapılan eleştiri biraz da Turancıların Türklüğe yükledikleri anlamla alakalıdır. Bu eleştiride Turancıların Türkleri ya da zaten var olan milleti yok saydıklarını, yaşayan bir millet şuurunu görmediklerini, bunun yerine aralarındaki tarihsel bağların hemen hemen hiç olmadığı topluluklara milli şuur götürme tecrübesine yöneldiklerini ileri sürmektedir. [3] Yani vatan ekseninde (ki Anadolucu zihniyetin temelinde vatan: Anadolu vardır) tarihsel ve kuşaksal bir sürekliliği yok sayar Turancılar. Topçu da bu çerçevede eleştirir biraz da onları. Zaten ilerleyen zamanlarda Topçu’nun önderliğini yaptığı özellikle Türkçü hareketin sosyolojik yaklaşımı temsil eden A. Comte, E. Durkheim gibi pozitivist kaynaklara dayalı olarak Türk milliyetçiliğini temellendirmek isteyen Z. Gökalp’e bir tepki olarak [4] doğan “Dergâh Hareketi” de bu eleştiri merkezinde kurulur. Yani Topçu, Anadolucu zihniyette yeni bir “Türk” modeli ortaya koyar. O Türk, İslam ile birlikte anılmalıdır der ve batıcı zihniyeti de eleştirir bu anlayışla. Türk toplumuna biçimini veren İslami ruhtur. Anadoluculara göre, İslami tarihin dışında bir milli tarih yoktur. Milli değerler İslam öncesine uzanmakta ve bazen İslam ile çelişiklik göstermekte ise de bu milli tarih anlayışının İslam ile ele alınması, onu kavramayı kolaylaştırır. Çünkü İslam milliyetçiliği, İslami dünya görüşü ile çelişik gibi görünen önceki dönem milli anlayışını, ideolojik düzeyde ılımlılaşmaya adamıştır.

İslam temelinde, yani din ve milliyetçilik sentezi ile kurulmaya çalışılan toplum siyasi bir toplumdan öte ruhsal bir toplumdur. Temel vurgulanan bu toplumda yurttaşın yerini kolektif tuh birliğinin almasıdır yani yurttaş, bir kavram olarak “mümin” ile doldurulur. İşte Anadolucu zihniyeti ya da İslam sosyalizmini de bu anlamda temellendirerek, Marksist sosyalizmden ayırır. Kurgulanan yeni toplumsal düzende “çoğunluğu çiftçi olan Anadolu’nun kendi içinden gelen evrimini takip eden toprağa bağlı insanını, toprağın sahibi, hakimi yapacak ve alın terinin meyvesi olan mülke hürmet ederek sade üretimi sosyalleştirici bir çalışma nizamı(dır). Bu anadolunun sosyalizmidir.” [5] Topçu, bu yaklaşımla toprak için alın teri dökenin toprağın mutlak sahibi olması gerektiğini savunur. Aynı zihniyetle yaklaştığı fabrika-işçi örneğinde de, işçilerin, fabrikadan pay almadığı sürece, eşit ve adil bir ortam olmayacağını söyler. Denilebilir ki; bu sosyalizm düşüncesi, İslamiyet’in özünde zaten var olan bir anlayıştır. Ancak “sosyalizm” de, o dönem için, millet / milliyet / Anadolu kavramları gibi sahibi olan bir kavramdır. Topçu, sosyalizmi kullanırken, bu ayrımı önemser ve mevcut sosyalizm tanımlamasının çok uzağında bir tanımlama yapar. Sosyalistler gibi kullanmaz sosyalizmi, farklı yaklaşır ve bu yaklaşımıyla birlikte komünizm-sosyalizm ayrımı yapar. Ancak bu ayrım keskin bir şekilde yapılamaz. Bugün yapılamadığı gibi dün de böyle bir ayrıma gitmek zor olmuştur. Zaten olmayan bir ayrımı bulma arayışıdır belki de bu. Sosyalizm, aslında 1940-50-60’larda moda bir tabirdir. Topçu’nun bu kavramları, o dönemki gençlere ulaşmak adına seçtiği de düşünülebilir.  Dönemin gençlerine ulaşmayı, sosyalizmin içini değiştirerek kullanmayı tercih eder.  Bu bağlamda, Topçu’nun, “sosyalizm” anlayışını, tamamen farklı ancak İslamiyet’e uzak olmayan bir yapıda temellendirdiğini görürüz. O, her şeyden önce, merkeze “insan”ı koyar ve sosyalizm anlayışını da “eşitlik, adalet” gibi kavramlarla şekillendirir. Ona göre; bizim sosyalizmimiz, Anadolu sosyalizmi böyledir…

Hareket Felsefesi ve İsyan Ahlakı:

Topçu, esas olarak bir ahlak kuramcısıdır. Paris Üniversitesi’ndeki öğretimini bir ahlak felsefesi teziyle tamamlamıştır.  Kuramı, tezinin danışmanı olan Maurice Blondel’in “hareket felsefesi” kuramına dayanır. [6] Topçu’nun felsefesinin temelinde bir “isyan” vardır ancak bu isyan, anarşist bir söylem olarak algılanmamalıdır. Onun isyanı, “körlüğe karşı” olan bir isyandır. İsyancı, “neden” sorusunu sorar ve sürekli bir hareket, bir arayış içindedir. Bu hareket de insanın içindeki öze yönelik bir arayış, ilahi bir yöneliş ve sonsuzluğa ulaşma çabasından doğar. Topçu’nun isyanı, Allah’ın bizdeki hareketinin bir yansıması olabilir ancak.

Hareket, bir başka anlamıyla da özgürleşmedir ona göre. Sosyal yaşantımızda karşımıza çıkan kurallar, örfler, adetler, gelenekler de insanın karşısında olan, özgürlüğü kısıtlayıcı engellerdir. İşte insan, hayatı boyunca bu engellere karşı mücadele verir ve bu mücadele de ahlaki bir mücadeledir Topçu’ya göre.  İsyan ahlakı da bu sosyal uysallığa karşı gelişmiştir. “Gelenekçi” olarak tanımlanan kişi, güvenliğini özgürlüğüne tercih etmiş olandır ve o da cemiyet adamıdır. Gökalp’teki “gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” zihniyeti, Topçu’daki isyan ahlakının tamamen karşısında olan bir zihniyettir. Cemiyet adamının ona verilen görevi sorgusuz sualsiz yerine getirmesi gerektiğini savunan Gökalp, Topçu tarafından sert bir şekilde eleştirilir bu bağlamda. Örfler, gelenekler, kurallar, cemiyet adamının bir uzvu gibidir. Onları engel olarak algılamaz ve değerlerini tartışmaz. Onlarla yaşayan cemiyet (adamı), uysallığa hayrandır. İşte bu noktadaki “hareket” ve “isyan” anlayışı özgürlüğün ve ahlakın temelidir. Bu da, Topçu’nun, cemiyetçi zihniyetin karşısına şahsiyetçi zihniyeti koyması anlamına gelir.

İsyan ahlakı, eylem felsefeleri açısından düşünüldüğünde, zamana uyumculuğun, konformizmin ve toplumsal itaatkârlığın; siyaset felsefesi açısından düşünüldüğünde ise tutuculuğun ahlaki eleştirisidir. [7] İsyan ahlakında, ahlak anlayışı teorik değil pratiktir. Uygulamaya geçildiği ölçüde isyan geçerlilik kazanır. Topçu, bir fikre sahip olmakla değil, o fikri eyleme geçirmekle harekete geçileceğini savunur. Bu da bir bilinçlilik durumunu, bir şuuru gerektirir. “Neyi, nasıl ve neden yapıyorum?” sorularını sormasına sebep olur isyancının. Sonuçta ulaşılacak özgürlük de bu “hareket” ile ortaya çıkar. Bergson’da hareket, yaratıcılık ve aşka dayanır. Blondel ise Tanrıyı merkeze alan bir ahlak önermiştir. Topçu da bu isimlerden esinle, metafizik öğretisini bu temele yaslar. İslam’ın felsefe ile birlikte anlaşılabileceğine yönelik ısrarcı tavrı da hareket ahlakının temel ilkelerindendir. Tasavvufa da bu çerçevede ilgi duymuştur Topçu. İslam üzerindeki dinamik din-statik din ayrımına varır ve ahlaksal niteliklerini yitirmiş statik dinin karşısına, bir kâinat ve ahlak felsefesi olarak yaşayan dinamik dini koyar. Tasavvuf da dinamik din anlayışının bir yansımasıdır bu anlamda. İslam’ın anlaşılması ve yorumlanması adına, tasavvuf aktif bir rol üstlenir Topçu’nun dünyasında.

Son Söz:

Yukarıda değindiğimiz Nurettin Topçu ve ideolojisi / felsefesi, şüphesiz bu anlatılanlarla sınırlı kal(a)mayacak kadar geniş ve derindir.  Topçu, düşünce sistemiyle ve sistem üzerine verdiği eserleriyle, Türk düşünce tarihinde kendine özel bir yer edinmiştir. Gerek Anadolu Sosyalizmi üzerindeki siyasi söylemleri, gerekse Hareket Felsefesi ve İsyan Ahlakı üzerindeki felsefi görüşleri ile yaşadığı dönemde etkili olmakla beraber, bugün de aynı etkinliğini sürdürmektedir. Onun eserlerini incelerken, Topçu’yu farklı pencerelerden görmeli; bir siyasetçi olarak Nurettin Topçu’yu ayrı değerlendirmeli, bir sosyolog ya da felsefeci olarak ayrı değerlendirmeliyiz. Eserlerindeki yoğunluğu ancak bu bakış açısıyla anlamlandırabiliriz. Bir felsefeci de olsa, bir siyasetçi ya da bir sosyolog da olsa, Topçu, hepsinin ötesinde büyük bir ideolog olarak düşünce tarihimizdeki farklı yerini yıllar sonra da korumaya devam edecektir.


[1] Süleyman Seyfi Öğün, Türkiye’de Cemaatçi Milliyetçilik ve Nurettin Topçu, Dergâh Yay. , s.51

[2] A.g.e. , s.52

[3] A.g.e. , s.24

[4] A.g.e. , s.26

[5] Nurettin Topçu, Yarınki Türkiye, Dergah Yay., s.63

[6] Fırat Mollaer, Anadolu Sosyalizmine Bir Katkı, Dergah Yay. , s.21

[7] A.g.e. , s.47

*Mavi Yeşil Dergisi’nin Mart-Nisan 2010’daki 62. sayısında yayımlanmıştır.

Reklamlar

Sen de söyle. Korkma. Ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: