FELATUN MU BİHRUZ MU? – NEDEN BATILILAŞALIM Kİ… (Mavi Yeşil 52.Sayı)

FELATUN MU BİHRUZ MU? – NEDEN BATILILAŞALIM Kİ…*

 Yeni Bir Tür Olarak “Roman”

İlk Türk romanları üzerindeki batılılaşma ya da batılaşma meselesi şüphesiz daha önce de gerek yazarlar gerek toplum bilimcileri gerekse edebiyat tarihçileri tarafından ele alınmıştır. Meseleye tam olarak girmeden önce, “roman”ın bir kavram olarak ve bir tür olarak Türk Edebiyatı’na nasıl girdiğine çok kısa bir şekilde değinmekte yarar var.

Biliyoruz ki bizde roman, Batı’da olduğu gibi feodaliteden kapitalizme geçiş döneminde burjuva sınıfının doğuşu ve bireyciliğin gelişimi sırasında tarihsel, toplumsal ve ekonomik koşulların etkisi altında yavaş yavaş gelişen bir anlatı türü olarak ortaya çıkmadı.[1] Bizde romanın ilk ışıkları taklitlerle ve çevirilerle kendini gösterdi diyebiliriz. Her ne kadar bizde yeni yeni kendini göstermeye başlasa da roman, aslında dünya edebiyatı için çok da yeni bir tür değildi. Osmanlı’nın, romandan ve hatta daha da genişletirsek düz yazıdan önceki döneminde, edebiyat denince akla gelen divan edebiyatı oluyordu. Yani şiir. Tanzimat Dönemi’nde batılılaşma kavramının her yönde kendini göstermesiyle beraber edebiyatımızda da bir takım değişiklikler olmuştur. İşte bu değişiklerden en önemlisidir düz yazının bizde kullanılması. Özellikle roman türünü ilk olarak deneyen yazarlarımız başta olmak üzere, o dönemde “roman” belli bir ilerlemenin ve uygarlığın ışığı olarak görülmüş ve büyük ölçüde eski edebiyatımız karamsar bir çerçevede eleştirilmiş ve yerilmiştir. Şüphesiz bu yergi ve eleştiri sadece edebiyat alanına yönelik değildi. Pek çok alandaki yenilikler ve yeniden yapılanmalar, o alanlardaki eleştirilerin yoğunluğu ve yetersizliğini gösteriyordu. Ancak edebiyat için belli bir yetkinlik ya da zayıflık söz konusu mudur, bu da farklı bir tartışma konusu olarak incelenmelidir şüphesiz.

Şimdi tekrar romanın giriş ve gelişim aşamasına dönecek olursak birkaç şeye daha değinmekte fayda var. Başta da söylendiği üzere bizde roman belli toplumsal koşullardan etkilenerek doğmadı ancak ilk romancılarımız da toplumsal meselelerden tamamen bağımsız  insanlar değillerdi. Örneğin roman türünün ilk örneklerini sunan Ahmet Mithat toplum meseleleriyle ilgili olan ve eserlerinde de toplumsal yaşamın belli alanlarını eleştiren bir yazar olarak eserlerini kaleme almıştır. Bunun yanında Ahmet Mithat ile birlikte pek çok yazarımızda ve bu yazarlarımızın eserlerinde de bu toplumsal eğilimli yönleri görmemiz mümkündür. Şüphesiz bu yazarlar arasında gerek teknik açıdan gerekse içerik açısından belli farklar olmuştur. Ancak genel olarak pek çok Tanzimat yazarı uygarlığı ve ilerlemeyi, batılılaşma kavramını ele alarak incelemiş ve batılılaşmanın gerekliliğine inanmışlardır. Bu noktada eski–yeni çatışması büyük ölçüde kendini göstermiştir. Ancak ilerleyen dönemlerde, hemen hemen her alanda bir sıkışmış toplum/insan modeli ortaya çıkmıştır diyebiliriz. Köklerinden kopmak istemeyen, İslam ve Osmanlı kültürü ile donanmış bir medeniyetle; artık belli bir yenileşmeye gerek duyan ve bunun da batılılaşma ile gerçekleşeceğine inanan, bu inancı da kendi çerçevesinde uygulamaya çalışan başka bir toplum modeli aynı topraklar üzerinde kendini göstermeye başlamıştı. Tabi buradaki toplum modelinden kasıt dönemin aydın tabakasıdır. Çünkü zaten batılılaşma sorunsalını ele alan büyük ölçüde aydınlardı. Buradan da anladığımız üzere artık Osmanlı toprakları üzerinde ne tam Osmanlılı ne de tam Batılı olan bir tabaka oluşmuştur. İşte bu sıkışmışlık modeli Türk Edebiyatı’nda da kendini göstermiş ve dönemin romancıları tarafından bu konu işlenmiştir. Bu bağlamda meseleye bakacak olursak, dönemi iyi anlatan iki eser üzerinde durmakta yarar var biraz da: Ahmet Mithat’ın Felatun Bey ile Rakım Efendi’si ile Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası… Şimdi bu iki eserin iki önemli karakteri olan ve sıkışmış ya da arada kalmış insan modeline örnek teşkil eden Bihruz ve Felatun’un kimler olduğuna bakalım…

Alafranga Züppe Modeli: Felatun ve Bihruz

Batılılaşma ya da batılılaşmaya çalışma meselesi ilk romanlarımızda büyük ölçüde işlenmiştir. Çünkü yeni bir tür olan roman ister istemez kendisine yeni bir alan ve yeni bir konu da yaratmak zorundaydı. Zaten batıdan aldığımız roman türü, malzemesini de birlikte getirmiştir. İlerleyen ve uygarlığın beşiği sayılan(!) batı, görece bir ifadeyle daha geride olan ve ilerlemeye muhtaç Osmanlı karşısında bir takım yenilikleri bünyesinde barındırıyordu. Bu aşamada da edebiyatımıza giren roman türü ile belli bir takım problemler dile getirilmeye çalışılmıştır. İşte bu problemler dahilinde meseleye ‘alafranga züppe’ tiplemesini ele alarak bakmakta yarar var.

Bu tiplemenin ilk olarak görüldüğü roman Ahmet Mithat’ın Felatun Bey ile Rakım Efendi’sidir. Bu eserinde Ahmet Mithat iki zıt karakteri aynı anlatı içinde bir araya getirerek, bir kıyaslama ya da bir karşıtlık gösterme yoluna gitmiştir. Bu bağlamda meseleye bakacak olursak Ahmet Mithat bu eserinde romanda “batılılaşma” sorunsalına güzel ve etkili bir giriş yapmıştır. Zaten eserin kurgusunu da bu iki karakteri karşılaştırmak amacı belirler. Felatun ile Rakım karakterlerini benzer olaylar ve durumlar içine sokan yazar, aralarındaki farkı bu şekilde görmemizi bekler. Felatun baba parası yiyen, eksik bir eğitimle sağda solda gezen ve eğlence peşinde koşan bir tiptir. Bunun yanında Rakım ise belli alanlarda bilgi sahibi, birkaç dil bilen, ciddi ve akıllı bir karakter olarak karşımıza çıkar. Daha romanın başlarında bu iki karakterin zıtlığı göze çarpmaktadır zaten. Bunun yanında Ahmet Mithat alafrangalıkla para sorunu arasında da ciddi bir bağ kurmuştur. Öyle ki yazarın amacı biraz da, batılı olmaya çalışan Felatun’un komik durumunu göz önüne sermenin yanında iki karakterin parasal konularda nasıl tutum sergilediklerini göstermektir. Ahmet Mithat’ın ortaya koyduğu temel karşıtlık Felatun Bey ile Rakım Efendi’nin tembellik ve israf ile çalışkanlık ve tutumluluk arasındadır. Yazarın gözünde batılılaşmanın beraberinde getirdiği tüketim ekonomisine kendini kaptıranlara en iyi örnek, batılı olmayı çok şık giyinmek, Beyoğlu’nda eğlenmek ve gösteriş yapmak olarak anlayan züppe tipi olduğu için, romanda müsrif adam, aynı zamanda alafranga züppeyi temsil eden Felatun olur. Ahmet Mithat batılılaşmayı yanlış anlayan Felatun Bey’in karşısında doğru anlayan Rakım Efendi’yi koyarak, kendisi için az da olsa ideal sayabileceğimiz bir Osmanlı Efendisi çizer. Romanda Felatun’dan çok üstünde durulan Rakım Efendi, para işlerinde dikkatli, çalışarak başarı kazanan, fakirden durumunu düzeltebilen adamdır.  Rakım’ın biraz da Ahmet Mithat’ın kendisi olduğunu unutmamak gerekir.[2] Yani genel olarak romana bakarsak bir mirasyedi karakteri ön plana çıkarılmış, hesapsızca harcamanın neden olacağı kötü durumlarla; tutumlu olmak ve çalışarak para kazanmanın getireceği huzur ve refah durumuna işaret edilmiştir. Bu anlamda Felatun ile Rakım karakterleri, romanın kurgusunu belirlemek ve mesajını vermek adına seçilmiş tiplerdir. İşte romanda da karakterlerin kendi işlevlerini yerine getirdiklerini söylemek yerinde olacaktır. Olaylar ve kişiler belli bir düşünceyi savunmak ve açıklamak adına sistematik bir şekilde ilerlemiş ve sonunda da vermek istenen mesaj verilmiştir.

Ahmet Mithat’tan sonra alafranga züppe tiplemesini ele alan ve bu tiplemeyle dalga geçen bir başka roman da Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası’dır. Bu eserde de yazar, batılılaşmayı yanlış anlamış bir karakteri göz önüne serer: Bihruz Bey. Ancak Ahmet Mithat gibi, bu yanlış anlaşılmanın ya da anlamanın karşısına bir Rakım Efendi modeli koymaz. Bu bağlamda özellikle romanın başında Felatun Bey’e çok benzeyen Bihruz Bey; ilerleyen sayfalarda Felatun’dan farklı bir karakter olduğunu hal ve hareketleriyle ve olaylar karşısındaki tutumuyla gözler önüne serer. Özellikle romanın sonlarında ortaya çıkan romantik aşık Bihruz karakteri ile Fransızca romanların etkisi gündeme getirilmiştir.

Bihruz, bir paşanın oğludur. Doğru dürüst eğitimi yoktur. Arapça, Fransızca ve Farsça öğrenmesi için özel hocalar tutulmuştur. Ancak Bihruz’un aklı sürekli başka yerlerdedir ve tam anlamıyla cahil yetişmiştir. Üç merakı vardır bu gencin: “Birincisi araba kullanmak, ikincisi alafranga beylerin hepsinden daha süslü gezmek, üçüncüsü de berberler, kunduracılar, terziler ve gazinolardaki garsonlarla Fransızca konuşmak.” [3] Burada Bihruz adına söyleyebileceğimiz önemli hususlar vardır. Bihruz’un alafranga tavırları, çevresinde Fransızca konuşma arzusunun yanında; onun bu tavırlarını “batılılaşmayı yanlış anlaması” açısından ele alacak olursak akılsız, cahilce, müsrif ve hatta komik olarak nitelendirmemiz mümkündür. Bu yönüyle Ahmet Mithat’ın Felatun’una benzetebiliriz Bihruz’u. Ancak romanın gidişatı, iki karakter arasındaki farkları serer ortaya. Özellikle Çamlıca’daki  parkta yaşadığı Periveş adındaki kadını görme ve ona tutulma olayından sonra, başta da söylediğimiz üzere Bihruz adeta bir “aşık adam” karakterine döner. Bu olaydan sonra Bihruz’un tek amacı, yazdığı mektubu Periveş’e verebilmek olmuştur. Bir süre sonra mektubu Periveş’e ulaştıramadan, arkadaşlarından biri olan yalancı Keşfi’nin ona Periveş’in öldüğünü söylemesiyle bütün dünya başına yıkılır. Artık tek amacı Periveş’in mezarını bulmak, mezarın başında ağlayarak kendini teselli etmektir. Bihruz’u böyle bir duruma sokan yazar, yalnız Bihruz’un züppeliği ile alay etmiyor, onun özendiği bir aşk çeşidi ile de alay ediyor daha çok .[4]

Recaizade Ekrem, bu romanında Ahmet Mithat’taki gibi iki karakter karşı karşıya koyarak onların durumları üzerinde analize başvurmaz. Recaizade Ekrem, Bihruz’u bir hayal dünyasının içine sokar. Bu romanda hayal ile gerçeğin karşıtlığı vardır. Don Kişot nasıl kendi kurduğu hayat dünyasında yaşıyorsa, Bihruz da aynen o şekilde, kurduğu hayal dünyasında yaşamaktadır. Bu şekilde aslında pişkin, sokak kadını olan Periveş’in saf bir melek olduğuna inandırır kendisini. Aslında Periveş Bihruz’un varlığını unutmuştur bile ancak Bihruz öyle bir ruh halindedir ki hayatını Periveş’e ve bir süre sonra da onun mezarını bulmaya adar.

Temel anlamda romana bir kez daha bakacak olursak Bihruz karakterinin aşk peşinde koşan bir tip olduğunu görüp, onun dünyasının sağda solda Fransızca konuşmaya çalışmak, güzel giyinmek ve benzeri rahat tavırlarla dolu olduğunu görürüz. Buradaki rahatlık ekonomik açıdandır. Dikkat edersek Bihruz’un geçim derdi yoktur ve romanda da nasıl para kazandığına, gelirinin nereden elde ettiğine değinilmez. Başta da söylediğimiz paşanın oğlu olması durumu, ona muhtemelen ekonomik açıdan bir sıkıntı yaşatmamaktadır. Zaten yazarın vermek istediği mesaj da biraz buradadır. Hazır yiyen bir mirasyedi tipi çizmekle birlikte, müsrifçe harcamayı ön plana çıkartma… Bunların yanında arkadaşlarından yalancı Keşfi başta olmak üzere neredeyse herkes onu kandırır ve ondan para sızdırmaya bakar. Bihruz da bütün iyi niyetiyle onlara inanmakta ve para vermekten kaçınmamaktadır. Herkes aldatır Bihruz’u. Arkadaşı Keşfi Bey hiç gereği yokken Bihruz’a yalan söyleyerek onu perişan eder. Saydığı ve sevdiği Fransızca öğretmeni çıkarına düşkün Mösyö Piyer, Bihruz’un cömertliğinden yararlanır ve ufak ufak para sızdırır ondan. Araba fabrikasının sahibi Mösyö Kondoraki, Bihruz’a sattığı arabanın bedelini aldığı halde onu borçlu çıkarır, arabasına ve atlarına el koyar. Kitapçı Vik, Lamartine’in bütün eserlerini (7 cilt) ona sokuşturuverir. Kayıkçı, Üsküdar’dan kalkan vapurdan önce köprüye yetiştireceğini söyleyerek aldatır onu. Başka bir gün İzmir’e kalkan vapurda Keşfi Bey’i bulmak isteyen Bihruz’u Trabzon’a giden vapura götürür ve gündeliği doğrultur. [5]

 

Bütün bunlar Bihruz’un özenti bir tip olmasının yanında saflığını da bize göstermektedir. Bihruz herkesi kendisi gibi iyi yürekli zanneder ya da yazar bize böyle göstermeye çalışır ancak Bihruz en yakınlarından dahi kazık yer sürekli. Ama bunun farkına da varamaz ve Bihruz hiçbir zaman akıllanmaz. Arkadaşı yalan söyler, hocası para sızdırır ama Bihruz hiçbirinin farkına varmaz. Kendi hayal dünyasında yaşayan Bihruz’un bu hayatı, bir çıkar dünyasıdır aslında ve bu dünya Bihruz’un kurduğu hayal dünyasından çok farklıdır. Bihruz her ne kadar özenti, cahil, bilgi noksanı ve saf bir tip olsa da bütün zararı kendinedir aslında. Çevresindeki tipler ise çıkarcı ve kurnazdır. Alafrangalık onlarda para yapma olanaklarını sağlayan bir zihniyete dönüşecektir. [6]

Kısaca değindiğimiz bu iki eserin ana teması üzerine bugüne kadar kuşkusuz ki onlarca kitap yazılmış, onlarca tartışma yapılmıştır. Felatun ile Bihruz da bu konu üzerinde yazılmış iki romanın, iki karakteridir sadece.  Ancak Tanzimat döneminde, daha yeni yeni batılılaşmaya çalışan bir Osmanlı toplum modelini görmek adına iki eser de dikkate değerdir. Asırlardır batıya ilerlemeye çalışan Osmanlı, nice yerler almış ve nice kültürlerle haşır neşir olmuştur. Bu durum her alanda olduğu gibi edebiyatta da kendisini az önceki satırlarda da örnekleri aktarıldığı üzere göstermiştir. Ancak dönüp geriye bakıldığında Osmanlı’nın ya da Tanzimat’tan sonraki Osmanlı düşüncesinin hiçbir zaman tam anlamıyla batılı olamadığını görürüz. Keza ne Bihruz tam anlamıyla batılıdır ne de Felatun. İkisi de arada kalmış modellerdir ancak ikisinin de özü doğu kültürü ve geleneksel Türk düşüncesi modelinde saklıdır. Bu bağlamda meseleye son noktayı koyarken bir şeyi daha söylemekte yarar var ki batılılaşma bir sorun değildir. Ve zannediyorum ki yüzyıllardır bu topraklar üzerinde geleneksel düşünce ile yetişmiş, Türk kültürel mirası ile donatılmış bir milletin de “öteki gibi olmaya” ihtiyacı yoktur.


[1] Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1 , Berna Moran, İletişim Yay. , s.9

[2] a.g.e. , s.48-49

[3] Araba Sevdası, Kanaat Kitabevi, 1940, s.11-12. (Berna Moran’ın Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1 kitabından olduğu gibi alınmıştır.)

[4] Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1 , Berna Moran, İletişim Yay. , s.75

[5] a.g.e. , s.86

[6]  a.g.e. , s.86

*Mavi Yeşil Dergisi’nin Temmuz-Ağustos 2008’deki 52. sayısında yayımlanmıştır.

Reklamlar

Sen de söyle. Korkma. Ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: