Monthly Archives: Temmuz 2011

Küresel Hareket!

Yaşamak için neleri öldürüyoruz?

Bazen daha dikkatli bakmalıyız! 

Melantis / 21(gr.)


Marko’nun Not Defteri’nden: Eşek Arısı Meselesi

“Dün, salonda kitap okurken, bir eşek arısı mutfağın kapısından o büyük vızıltısı ve akranlarına göre fazla iri cüssesi ile içeriye girmeye çalıştı. Fark ettiğimde, hemen kapıyı üzerine vurdum. Bir elektrik kablosu, kapının tam olarak kapanmasını engelliyordu ancak buna aldırmadım. Kapıyı yeterince kapatmıştım.Öyle sanmıştım ya da… Kitabımı okumaya devam ettim. O sırada aynı vızıltıyı duydum. İçeriye girmişti. Onu engelleyememiştim. Kapıyı kapatmak bir çözümdü, ama eşek arısının içeriye girebileceğine dair olan inancını yok saymıştım. Elime kalınca biz gazete aldım, hamle yapacaktım ona doğru. Sonra vazgeçtim. Öldürdüğüm -eğer öldürseydim onu- sadece bedeni olacaktı. Ruhunu, inancını öldüremeyecektim. Beni yenmişti. Salonu terk ettim. Döndüğümde, orada değildi. Artık, ben de orada değildim…”
(“Marko’nun Not Defteri” başlıklı notlardan…)

“Murat Gülsoy” Adında Bir Yazar Kişisi

 

Zamanını hatırlamıyorum. Belki 5-6 yıl kadar oldu. Can Yayınları’nın Beyoğlu’ndaki satış merkezinde (YKY’nin hemen yanında idi. Taşındı. Şimdi Aslıhan Pasajı’nın karşısında. Bilenler bilir…) “yeni yazar keşfetme ve yeni bir şeyler okuma” hevesi ile Ayşegül’le rafları karıştırırken tanıştım Murat Gülsoy’la. Raflarda pek çok kitabı vardı. İlk olarak hangi kitabını aldık okuduk bilmiyorum ama büyük lezzetle okumuştum. “İstanbul’da Bir Merhamet Haftası” ya da “Sevgilinin Geciken Ölümü” olabilir. Anlatımındaki öğeler, muhteşem kurgusu, dili kullanmaktaki zenginliği… Her şeyiyle iyi bir yazar olduğuna kanaat getirdiğim bu yazarı takip edecektim artık. Ettim de…

 

Yakın zamanda aynı yayınevinin yazarlarından Yekta Kopan ve Ayfer Tunç ile birlikte, İKSV’nin de katkılarıyla yeni bir harekete girişmişlerdi. “Ubor Metenga Buluşmaları” adı ile her ay bir toplantı yapıyor ve her toplantıda bir yazarın bir öyküsünü konuşuyorlardı. Tanpınar’ı, Haldun Taner’i, Firüzan’ı ve başka isimleri konuştular. Muazzam lezzetli toplantılar oldu. Takip etmiş olanlar bilecektir. Zevkle takip etmeye çalıştım ben de.

 

Şimdi burada biyografisini ve kitaplarının isimlerini falan yazıp onu daha fazla tanıtma ihtiyacı duymuyorum. Son kitabı “Tanrı Beni Görüyor mu?”yu çıkardı. Ne yazık ki henüz okuma imkanı bulamadım ama yakın zamanda bir başka kitabını okudum. Yine bir öykü kitabı idi… Romanlarındaki başarısından öykülerinde de söz etmemiz mümkün. Hala okumayanlar ve Murat Gülsoy’u tanımayanlar varsa hemen tanımalılar, Murat Gülsoy’la tanışmalılar.

 

Ha bu arada hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenler, http://www.muratgulsoy.com/ adlı siteyi açıp bir baksınlar. Ayrıca kişisel blog sayfası olan http://muratgulsoy.wordpress.com/ adlı sitede de sürekli yazmaktadır. Kısa öyküler, inceleme yazıları, filmlere dair yazılar vs… Sözün özü, Murat Gülsoy iyi bir yazar. Okuyun, sonra bir daha konuşalım…


“Doğan Kitap”tan Neden Nefret Ediyorum?

 

Sanırım ilkokul yıllarımdaydı, ilk okuma kitabımı alışım. Rahmetli dedemle birlikte onun maaşını çekmeye gittiğimizde (o zamanlar bankamatik kartları yoktu) o sırasını beklerken, ben de bana verdiği ufak harçlıkla bankanın hemen yanındaki kitapçıdan kitap alırdım. Hemen hemen her ay yapardım bunu. O zamanlar kitapların sadece okunmak için basıldığını sanırdım. Hala da öyle olduğuna inanmak istiyorum…

 

Zaman geçip de yaşımızı başımızı aldıkça, roman isimleriyle birlikte yazarlarına, baskı kalitelerine, arka kapak yazılarına ve tabi ki bunları bize sunan “yayınevleri”ne de dikkat etmeye başladım. Herkes gibi… Doğan Kitap (alt satırlarda DK yazacağım) etiketli ilk kitabımı ise ne zaman aldım hatırlamıyorum. Ama kütüphanemde DK’den çıkan pek çok kitap var. Ne yazık ki ısrarla da almaya devam ediyorum çünkü bazı kitaplar alternatif yayınevlerinden basılmıyor ve sadece bir yayınevinin tekelinde bulunuyor. Telif hakları… İmkan olsa DK etiketli hiçbir kitabı almam. Ama bazen buna mecbur kalıyoruz.

DK’ye karşı, başka hiçbir yayınevine karşı olmayan bir antipatim var. Benim gibi pek çok okurda da böyle bir durumun olduğunu tahmin etmem güç değil. Bir kere kafadan ofsaytta kalıyor DK ve ismin başında “Doğan”ı görmemiz bile çok şey anlatıyor bize. Bir işin ucunda Aydın Doğan varsa biliyoruz ki para vardır. DK’den çıkan kitapların hiçbirinde, hadi o kadar acımasız olmayayım ve büyük çoğunluğunda diyeyim; sanat, edebiyat, estetik vs… kaygısı olduğunu düşünmüyorum. Yazarlardan bahsetmiyorum burada, sakın yanlış anlaşılmasın. Yazarlarda böyle bir kaygı muhakkak vardır ama yayınevinin genel politikasında bunun olmadığı çok açık. Popülist sözde siyaset kitapları (Gülen hareketiyle ilgili basılan kitaplar bunun en açık örneği), tarih anlayışından uzak tarih kitapları (Bardakçıizm tarzı tarih), alternatif kapaklar üreterek basılan kitaplar (Elif Şafak’ın Kağıt Helva’sı buna bir örnek olabilir belki) ve daha da ileriye giderek mankenlerin yazmış olduğu kitapları(!!!) (Tuğba Özay’ın Bedel’i) basarak sanata, edebiyata, kültüre ne kadar hizmet ettiklerini kendileri ortaya çıkarıyorlar zaten…

Geçtiğimiz yıllarda, bir imza gününde karşılaştığım Elif Şafak’a da neden DK’ye geçtiğini sordum ve bir okur olarak bunun beni çok fazla rahatsız ettiğini vurguladım. Bana, (kendince haklı) pek çok sebep sıraladı. Ben DK’nin ticari kaygısı olan ve satış amaçlı, kar amaçlı bir yayınevi anlayışıyla hareket eden bir bakış açıları olduğunu ısrarla vurgulamama rağmen, bana öyle yansıdığını ama aslında öyle olmadığını vurguladı. Tatmin edici gelmedi hiçbiri bana ama üstelemedim de. Şimdi baktığımda Elif Şafak’ın yeni kitabı “İskender”in kapağını gördüğümde şaşırmıyor olmam da bununla alakalı. Metis’ten çıkan kitaplarının hiçbirinde böyle bir şey yoktu. Okurlar hatırlayacaktır kitap kapaklarını. Ama şimdi “nasıl daha fazla satarız” mantığıyla hareket eden DK, kitabın yazarını, hem de bir forma sokarak koymuş kapağa. Bunun Elif Şafak’ın fikri olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Ama bu fikre ortak olduğu ve karşı çıkmadığı için onu da suçluyorum tabi ki. Önemli olan burası değil. Önemli olan bu yayınevinin bakış açısı. Ve okur olarak beni rahatsız eden kısmı da bu. Daha önce yine Elif Şafak’ın (özellikle takip ettiğim ve beğendiğim bir yazar olduğu için onu örnek veriyorum) Kağıt Helva diye derleme bir kitabını basmışlar, bir de sert kapak yapıp incecik kitabı oldukça yüksek bir fiyata piyasaya sürmekten çekinmemişlerdi. Bu zihniyetle, Elif Şafak’ı kitabın kapağına koyan zihniyet aynı zihniyet işte. Şayet Elif Şafak’la önümüzdeki günlerde bir kez daha karşılaşmak nasip olursa, bunu ona da söylemekten çekineceğimi sanmıyorum. Okurlarını önemseyen bir yazar olduğunu söyleyen Elif Şafak, ne yazık ki başka şeyleri daha çok önemser hale geldi. Neyse konumuz Elif Şafak değil…

 

Kısa süre önce bu sefer de facebook’ta DK’nin sayfasına denk geldim. Bir yarışma düzenlemişler güya ama nasıl bir yarışma belli değil. Herkes mi şikayet eder, herkes şikayetçi bu durumdan. Önce DK’nin iletisini ardından da yazılan bazı yorumları olduğu gibi aktarmak istiyorum:

  • Doğan Kitap: Soruyu doğru cevaplayan birinci, yüzüncü, dört yüzüncü, bininci, bin beşyüzüncü, iki bininci, iki bin beşyüzüncü, üç bininci, dört bininci ve beş bininci şanslı okurumuz imzalı kitap kazanacaktı. Bu durumda yarışmayı sadece birinci olan Mustafa Demir kazanmış oldu. Kendisini tebrik ederiz.
  • Doğan Kaytan: ‎3.300 üyeniz var ve 5 binlerden bahsediyorsunuz? Ne kadar mantıklı bir karar böyle.
  • Duygu Sakarya: Benim gibi adam akıllı cevap verenlere haksızlık oldu…
  • Mehmet Turhan: Sevgili Doğan Kitap, sorunuzu ”ilk” doğru cevaplayan benim. Elimde bunun kanıtı olan ekran görüntüsü var, isterseniz size gönderebilirim böylelikle inceleyebilirsiniz. Kaldı ki sorunuza yalnızca 1 defa yanıt verdim ama cevabım silindi her nedense. Şu an hakkım yeniyor resmen.. Bi açıklık getirmenizi rica ediorum sizden.. Saat 3’ten beri bilgisayar başında bekliyorum..
  • Sevcan Alkaya: Adam olsaydınız da belirtseydiniz şık olarak yazılması gerektiğini.. Yaptığınız saçmalık!!!!! Ayrılıyorum bu sayfadan anca insanları kandırıyorsunuz..
  • Doğan Kaytan: Ben yarışmanıza katılmadım. Aslında haberim de yoktu. iyiki de olmamış. Sayenizde Elif Şafak’ın son kitabını da almayacağım. Bu kadar kişinin hakkını yemişsiniz anlaşılan. Sayfanızdan da çıkıyorum. Sizlere hayırlı işler.
  • Gizem Sarmaşık: Ooo haksızlık yapıyorsunuz beşbinleri bulamayacağınızı bildiğiniz halde bilerek yapıyorsunuz 9 kitap daha vermemek için. Bu kadar kaliteli ve büyük bir yayına yakıştıramadım doğrusu bu sayfaya güvenim falan kalmadı. Tesadüfen bugün beğenmiştim bu sayfayı ama geldiğim ilk günden pişman oldum.
  • Niyazi Birol: aydın doğan la alakalı ise kesin 1 mallık vardır.
Yorumları hiçbir oynama yapmadan aktardım. Basit bir facebook sayfasını bile yönetemeyen bir kuruluşun kitap basması olayından bahsediyoruz. Bence her şey ortada. Amacım DK’yi karalamak falan değil ve açıkçası buna gerek de yok. Ama umuyorum ki bazı konularda daha hassas davranacakları bir zaman gelir. Bir okur olarak üzüntüm bu yönde. Dedim ya, hala umudum var. Düzelirler mi? Belki…

Mavi Yeşil’in 70. Sayısı Çıktı..!

 

Mavi Yeşil, bundan yaklaşık 12 yıl önce başladığı yürüyüşüne, 70. sayısı ile devam ediyor. 12. yılda 70. sayıyı çıkarmış olan Mavi Yeşil’in adını hala bilmeyen edebiyat severler(!) varsa ne yazık… Ama Mavi Yeşil burada ve hiçbir şey için geç kalınmamıştır…

 

Hasan Öztürk, giriş metninde okura seslenirken; “Yetmişine merdiven dayamak sözü, halk arasında bir insan ömrü için yolun sonuna gelmişliği gösterir. Oysa bir dergi için, özellikle Anadolu’da yayımlanan bir dergi için, yetmişinci sayıya ulaşmak, umut verici bir gelişme. Mavi Yeşil dergisi, bundan sonrasına umutla bakabileceğinin işaretlerini vermiş oluyor bir bakıma.” derken, ısrarla “bundan sonrası” ifadesini kullanıyor ve 70. sayıya ulaşmış olsak dahi, olaya sanki ilk sayı çıkmış gibi heyecan dolu bakıldığının da vurgusunu yapıyor. Eğer bu bir yuva ise, yetmiş tane çocuk var demektir içeride ve Mavi Yeşil ailesi olarak biz, hala sonraki çocukların hesabını yapıyor ve ona göre yaşıyoruz. Ne mutlu bize!

 

Bu sayıda ilk göze çarpan yoğun metinlerin azlığı.  Hasan Öztürk’ün de “tam bir yaz sayısı” vurgusunu yaptığı sayıda öykülerin çokluğu da dikkat çekiyor. Okuru yormayan, sade ve güzel bir sayı oldu bu diye düşünüyoruz. Sizler yetmişinci sayıyı okurken, Mavi Yeşil 71. sayının hazırlıklarına çoktan başladı bile, desek yanlış olmaz sanıyorum ki. Sunuş yazısı ile devam edelim: “Kapak şairi Müjdat Er, ilk kez yazdı.Hacer SubaşıYaprak BakırYaşar Özden ve Bilal Şeriati de ilk kez yazanlardan; umarız, yeni başlayanlar bizi bırakmazlar. Gülnihal Keleşİlyas Memiş ve Kasım Yılmaz, şiirleriyle bu derginin okurlarınca bilinen isimler. Sinema yazsıyla Hakan Bilge, ilk kez katıldı dergiye, devam ederse sinemasever okurları sevindirir.Gülşen Kürkçü Açıkgöz de ilk kez yazdı, devam ederse geç kalmışlığını unutturabilir. Öyküleriyle Mehmet Sancaktutar ve Ali Ceyhan, kısa bir yazısıylaSuzan Kara da ilk kez yazanlardan; devam ederlerse ne güzel. Bir başka öykü yazarımız da Yıldırım TürkEsra Polat roman; Mehtap Öztürk de film değerlendirmeleriyle katıldılar bu sayıya. Ömer Kemiksiz, son zamanlarda gündemimizi kuşatan “şifre” üzerine yazarken Hasan Öztürk’ün yakın zamanda yayımlanan Yazının İzi kitabını da Gönül Türüt değerlendirdi. Can ŞenAyşegül ÖzalpNecip Fazıl AkkoçElif Balcı Kaştaş ve oldukça uzun bir aradan sonra dönen Gürhan Gürses, güzel yazılarıyla destek verdiler bu sayıya.”

 

Mavi Yeşil’e emek veren tüm yazarlarımıza, değer verip okuyan tüm okuyucularımıza, bizi yolda bırakmayan ve birlikte yürüdüğümüz  tüm dostlarımıza teşekkür ederiz tekrar tekrar. Umuyoruz ki bu dikenli yolda süren yolculuk daim olur. Her şeye rağmen…

 

70. sayının içeriği ise şöyle:

Noktasız İklimler/M.ER…1
Kırılma Noktası/H.SUBAŞI…3
Gün Dökümü/G.KELEŞ…4
Soluk Gonca/Y.BAKIR…4
Şiir ve Hayat/İ.MEMİŞ…4
Eski Defterler/Y.ÖZDEN…4
İplerin Aşkı/K.YILMAZ…4
Puslu Kıtalar Atlası’nda Karşıt Kavramlar/E.POLAT…5
Yasak Aşkın Anatomisi/H.BİLGE…6
Müzik Dinlemek, ama Nasıl?/C.ŞEN…7
Meleğin Düşüşü Filminde Bir Olgu Olarak Ensest/M.ÖZTÜRK…8
Şifreli Hayat/Ö.KEMİKSİZ…9
Eksik Adam/A.ÖZALP…11
Sezai Karakoç’un Cüneyd-i Bağdadî ve Hallâc-ı Mansûr’a Bakışı/G.K. AÇIKGÖZ…12
İzci/G.TÜRÜT…13
İki Yazı/S.KARA…14
Anadolu’yum Ben/G.GÜRSES…15
Gündüz’e Başka Geceler/N.F.AKKOÇ…16
Bir Kayık, Bir Ölü ve Derviş/M.SANCAKTUTAR… 17
Küller Savrulunca/Y.TÜRK…18
Çağın Yolcusu/A.CEYHAN… 20
Bir Yolculuk Hikâyesi/E.B. KAŞTAŞ…22
Merhaba Ben Vicdan/B.ŞERİATİ…23