Adrien Brody’nin Kurtaramadığı Film: Wrecked

Aslında sinema / filmler üzerine bir şeyler yazmayı çok beceremem. Ama bazen, izlediğim bazı filmler, beni illaki yazmaya sevk ediyor. Olumlu ya da olumsuz birtakım fikirleri dışa vurmak ve film üzerinde derinlemesine olmasa da (ki o kadar yeterli bir donanıma sahip değilim sanırım sinema üzerinde) belli başlı sözler söylemek gerekli olduğuna inanıyorum…

İşte yine aynı fikirler etrafında beni yazmaya sürükleyen bir film oldu “Wrecked”. Orijinal ismi bu, Türkçeye -bizim her zamanki çeviri ustası(!) isim çevirmenlerimiz yüzünden- “Tuzak” olarak çevrildi. Filme girmeden önce bu isim üzerinde biraz durmak lazım ki konusunu bilmeyen ve sadece afişe bakarak, filmin adının Tuzak olduğunu düşünen izleyiciler için bambaşka bir şey çıkabiliyor ortaya. Çünkü filmde herhangi bir tuzak yok. Orijinal isminin Türkçesi yaklaşık olarak “harap olmuş, kaza yapmış, bozulmuş” gibi anlamlara geliyor. Zaten Tuzak’tan çok filmin içini bu anlamlar dolduruyor desek yalan olmaz. Filmin baş rolünde ise Piyanist’ten tanıdığımız (sanırım bazılarımız onu hep Piyanist olarak anacak) Adrien Brody var. Brody benim çok beğendiğim ve oyunculuğundan da çok keyif aldığım bir aktör. Bugüne kadar izlediğim hiçbir filmini de kötü bulmadım. Wrecked’i izleyene kadar…

Film Adrien Brody’nin (filmde bir ismi yok o yüzden ona bundan sonra “kahramanımız” diyeceğim) kaza yapmış bir arabada gözlerini açması ile başlıyor. Şoför koltuğunun yanındaki koltuktadır. Şoför koltuğu boştur. Arka koltukta başka birisi daha vardır ve ölmüştür o da. Kahramanımızın emniyet kemerinin takılı olduğu için kazadan sağ çıktığını anlamak zor olmaz. Ancak arabadan çıkamaz çünkü bacağı sıkışmıştır. İzleyici olarak bizler bunu fark ettiğimizde, aklımıza hemen geçen yılın oscar adaylarından “127 Hours” ve onun başrol oyuncusu “James Franco” geliyor. 127 Hours’ta da Franco’nun kolu bir kayanın arasına sıkışmıştı. (127 Hours’un gerçek bir hayat hikayesinden uyarlandığını unutmamak gerek.) Film boyunca ilerleyen pek çok sahnede, 127 Hours aklımıza gelmeye devam edecek diye belirtmeden de edemeyeceğim bu noktada…

Filmimize dönelim. Kahramanımız sıkışan bacağı ile arabanın ön koltuğunda oturmaya devam etmektedir. Bu sırada çeşitli halüsinasyonlar da görür. Bu arada kahramanımızın hafıza kaybı yaşadığını da arka koltuktaki adamın cebinden çıkardığı kimliğe bakarak “Seninle arkadaş mıyız?” diye sormasından anlarız. Bir süre sonra arabanın içinde bir silah bulur ve kirli bir işin içinde olduğuna dair şeyler hatırlamaya başlar. Ancak hatırladığı hiçbir şey net değildir. Bu yüzden izleyici de neyin ne olduğunu tam olarak anlayamaz. Bir şekilde arabadan çıkmayı başaran adamımız, koca bir ormanda sürünerek yolunu bulmaya çalışır. Şans eseri (!) karşısına herhangi bir yırtıcı çıkmaz. Ara sıra ortaya çıkan bir puma (puma idi sanırım) onu rahatsız etse de büyük bir soruna sebep olmaz. Bir süre ilerleyen kahramanımız daha sonra karşısında yine aynı arabayı görür ve başladığı yere vardığını fark eder. Onunla birlikte, bizim de izleyici olarak sinirlerimiz bir hayli bozulur bu duruma… Bu sırada kazadan önce tanıdığı bir kadın da (kim olduğunu ben anlamadım) peşini bırakmaz bir türlü ormanın içinde. Bir yere geldikten sonra onu öldürür. Ya da öldürdüğünü sanır. Gerçek değildir çünkü.

Arabadan kurtulmadan önce de hatırladığı birtakım olaylar ve radyodan dinlediği soygun haberiyle, bu olaya karışmış olduğunu anlar. Daha fazla uzatmayacağım, filmin sonunda bir şekilde yolu bulur ve araba yoluna çıkar kahramanımız. Orada da bir başka ölmüş adam görürüz. Onu da az önce bahsi geçen puma karşısına çıktığında, ona doğru verir bizimki. Çok geçmeden bir araba gelir ve adamımızı kurtarır. Yolun kenarındaki cesedi fark etmeyecek kadar seyrek geçen arabalardan bir tanesi, kahramanımız yola çıkınca ne hikmetse oradan geçecek hale gelir. En sonunda her şeyi anlarız. Tesadüfen bir soygunun ortasına düşmüş olan kahramanımız soyguncular tarafından kaçırılır ve güvence olarak arabaya bindirilir. Ön koltukta bir süre sonra kemerini gizlice takan mağdur, arabayı yoldan savurarak kaza yaptırır ve böylece kazadan da soygunculardan da kurtulur. Sonrası yukarıda anlattıklarım.

Uzun oldu ama birkaç şey daha eklemem gerek. Bunlardan ilki az önce de bahsettiğim 127 Hours çizgisi. Film neredeyse onunla aynı çizgide ilerliyor. Sıkışıp kalma, yemek ve su sıkıntısı, halüsinasyonlar görme vs… gibi durumların tamamı benzer. Farklı bir tat alamıyorsunuz. Öte yandan hafıza kaybı durumu söz konusu olduğu için, zihinsel olarak herhangi bir geri dönüş yaşanmıyor. Bu yüzden de tek mekan – tek adam çizgisinin dışına çıkılamıyor. Meraklı gözlerle bir “ekşın” olacak sahne bekliyoruz ama en hareketli sahne, kahramanımızın dereye düşüp sürüklendiği sahne oluyor. O da hareketli sayılırsa artık… Geçmişi hatırlamayan adam, dolayısıyla herhangi bir sorgulamada da bulunamıyor. “Neden buradayım?, Ne yaptım?, Keşke…” dolu zihinsel metaforlara denk gelmiyoruz. 90 dakikalık filmde, Adrien Brody’den başka neredeyse kimsenin olmaması da diyalog noktasında boşluk yaratmış. O kadar ki Brody de çok fazla konuşmuyor, ara sıra küfür etmek dışında pek bir monoloğu yok. Diyaloğun çok fazla olmaması da Adrien Brody’nin oyunculuk performansını ön plana çıkarıyor ister istemez. O da hakkını veriyor bunun aslında. Ama yetmiyor tabi ki…

Sanki bir dizi filmin devamı gibi başlayan film, anlamsız bir biçimde de bitiyor. Ne olduğunu bir türlü anlayamıyoruz. Adrien Brody’nin tek başına taşıdığı film, lezzet vermeden sonlanıyor. Bizim “Piyanist” neden böyle bir yapımda oynamış anlamak zor. Yönetmeni de çok bilindik bir isim değil. Senaristini ben tanımıyorum. Ama yönetmen ile daha önce yine ortak çalıştıkları bir başka filme daha denk geldim. Adrien Brody, mükemmele yakın bir performans sergilese de bu durum filmi kurtarmaya yetmiyor. O klasik puanlama yöntemine giderek yazıyı sonlandırmak gerekirse Adrien Brody’ye 10 üzerinden 9 verirdim ben, çünkü gerçekten güzel bir oyunculuk sergiliyor. Ama film ancak 4 alırdı benden. 4,5’tan 5… Belki olur. O da Adrien’ın güzel hatırı için…

Reklamlar

Sen de söyle. Korkma. Ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: