KİMLİĞİ BELİRSİZ BİR MEFHUM: MODERNİTE (Mavi Yeşil 65. Sayı)

KİMLİĞİ BELİRSİZ BİR MEFHUM: MODERNİTE *

Bugün bütün dünya, geçmişi çok da eski olmayan bir kavramı tartışıyor ve belki de bahsi geçen kavramın içini anlamlandırmaya çalışıyor. Sözlüklerimize girmesinin tarihi çok eski olmasa da, etkisi önceki dönemlerde tartışılan belli başlı tarihsel süreçlerin etkisinden çok daha fazla hissediliyor şüphesiz bu kavramın. İşte etkisini belki de hayatın her alanında farklı şekillerde de olsa hissettiren bu yeni toplumsal sürece “Modernlik” ya da “Modernite” diyoruz. Takip eden satırlarda, biz de Anthony Giddens’ın “Modernliğin Sonuçları” adlı eserinden hareketle moderniteyi ve modern dünyanın yeni anlamlar yüklediği belli başlı kavramları ele alacak; bu kavramları bahsi geçen metinden ışıkla örneklendirmeye çalışacağız…

Kabaca bir tanımını yaparak meseleye girmemiz gerekirse, modernlik, on yedinci yüzyılda Avrupa’da, büyük ölçüde o coğrafyanın kendi iç dinamikleriyle ortaya çıkan ve sonrasında da bütün bir dünyayı etkisi altına alan toplumsal yaşam ve örgütlenme biçimleridir diyebiliriz. Bu çerçevede modernlik, kendisinden önceki döneme adını veren geleneksel dönemle hem bir ilişki hem de bir çatışma içindedir. Tarihi, kopuk kopuk parçalar halinde ele almamız çok da yerinde olmadığından, geleneksel dönemi, modern dönemi hatta daha da öteye gidip geleneksel dönem öncesini ve modern dönem sonrasını (ki modern dönem sonrası bazı sosyologlar tarafından “postmodernizm” olarak tanımlansa da bazı sosyologlar postmodernizm diye bir sürece geçildiğini ve bunun yaşandığını düşünmezler. Yaşanan dönemi, modern dönem sonrasında yine modern dönemin dinamikleriyle açıklanacak yeni ve değişen bir modernlik çağı olarak tanımlarlar) top yekûn ele almalı ve bu şekilde anlamlandırmalıyız. Gelecek satırlar içerisinde de modernliğe değinirken, ister istemez öncesi ve sonrasına da gideceğiz.

 

Modernizm, Küreselleşme ve Diğerleri

Modernlik dediğimiz zaman aklımıza gelen belli başlı kavramlar vardır. Modernlik, bu kavramları biraz da kendisiyle birlikte var etmiştir diyebiliriz.  Bunlardan en önemlisi hiç şüphe yok ki ‘küreselleşme’dir. Küreselleşme, modern dönemin en popüler sonucudur. Küreselleşme ile birlikte artık ekonomiden sosyal hayata, endüstriden siyasal yaşantıya kadar her alanda bir iç içe geçmişlik vardır dünyada. Şüphesiz bunun en büyük etkisi ekonomik alan ve bunun diğer alanlara yansımasıdır. Öyle ki artık Amerika’daki bir şirket, dünyanın bir başka ucunda şube açabilmekte, parasını ya da yatırımını oraya yapabilmektedir. Böylece görünürde bir kalkınma modeli oluşurken, alttan alta da bir sömürü hareketi gelişmektedir. Yani ekonomi, bir ölçüde dünyayı sömürü altında da tutmaktadır ki modern dünyada sözünü ettiğimiz küreselleşmenin çok önemli bir noktasıdır da bu. Bunun bir başka sonucu da askeri alana yansımasıdır. Büyük devletler, farklı ülkeleri ekonomik olarak etkileri altına aldıklarında, bir şekilde askeri dünya sistemi de oluşmaktadır. Askeri düzen ile birlikte, silahlanma aratacaktır ve uluslar arası şirketler (devletler!) uzak ülkeleri dahi etkileri altına alabileceklerdir. Bu noktada ise çağımızın sistemi kapitalizm ve belki de onun bir uzantısı ya da yan başlığı olarak endüstriyalizm kavramları karşımıza çıkıyor. Kapitalizm ile endüstriyalizm’i birlikte de ele alabiliriz ki az önce de söylediğimiz gibi küreselleşme ile birlikte, dünya düzeni içerisinde her alanda bir etkileşim söz konusu olmuştur. Endüstriyalizm’in en önemli boyutu silah sanayisi ve makine teknolojilerinin dünya çapında yayılmasıdır. Silahlanmanın ilerlemesi, savaşların yerel boyutların dışına taşmasına sebep olmuştur. Nükleer güçlerin dünyada egemen bir durumda olmasından silah sanayisinin nasıl bir ilerleme kaydettiğini görebiliriz. Ancak bu noktada asıl ilginç olan durum, büyük güçlerin elinde nükleer silah bulundurma sebebinin diğer devletlerin bunu kullanmasına engel olmasını sağlamaktır. Yani silahlanma hem vardır hem de görünürde değildir aslında. Büyük devletler bir bakıma pastanın paylaştırılmasını kendi aralarında yapmış gibidirler. Hepsi bir şekilde, dünyanın bir başka yerindeki devleti sömürüleri altına alırken, bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı bir tavır sergilemişlerdir. Küreselleşme bütün bu şekillerde tezahür ederken, sadece askeri ve ekonomik değil şüphesiz bütün alanları da etkilemiştir başta da söylediğimiz gibi. İşte kapitalizm ve endüstriyalizm de bu kısır döngünün hem sebebi hem de sonucu olmuştur. Küreselleşme dediğimizde belki de onunla birlikte anmamız gereken en önemli kavram olarak yerini almıştır kapitalizm ve bu kavram da kendi içinde barındırdığı alt dalları ile birlikte de dört bir yanı çevreleyen ve her alana yansıyan büyük bir dünya düzeni haline gelmiştir…

Şüphesiz ki modernite dendiğinde akla gelen kavramlar bununla da sınırlı değildir. Modernite kendi içinde bir bütünlük sağlarken belli başka kavramlar da bunun açıklanmasında bir şekilde yardımcı rol üstlenmişlerdir. Küreselleşme, kapitalizm, endüstriyalizmin yanında önemli bir ikili de “zaman – uzam” kavramlarıdır. Modernlik ile birlikte bir zaman ve uzam dönüşümü gerçekleşmiştir. Bu dönüşümü anlamlandırabilmek için şüphesiz modern öncesi ile bir kıyaslama yapmak yerinde olacaktır. Bir örnekle açıklamak gerekirse, modern öncesi kültürler için takvim, ayırt edici bir özellikti. Asya’daki bir takvim hesabı ile bir batı takvimi hesabı farklılık gösterebiliyordu. Basit bir ifadeyle Türkler, tarihin çeşitli dönemlerinde farklı farklı takvimler kullanmışlardır. On iki hayvanlı takvim, Celali takvim, Hicri takvim gibi… Bu takvimler de yaşanılan dönemde, yaşanılan coğrafyadan bağımsız değillerdi. Yani zaman hesabı bir bakıma değişken ve uzama bağlı bir hal alıyordu. “Ne zaman?” sorusu “Nerede” sorusuyla birlikte bir anlam kazanıyordu yani. Ancak modern döneme bakarsak bunun yüz seksen derece değiştiğini görürüz. Modern dönem ile birlikte artık zaman ve uzam birbirinden ayrılmıştır ve farklı anlamlar kazanmışlardır. Zaman, kendi içinde bir bütünsellikle küresel olarak bir anlam ifade etmektedir artık yani “herkes için” ortak bir anlam ifade eder. Bugün Amerika’da gerçekleşen bir ekonomik krizin bütün dünyayı etkilemesi küresellik ve kapitalizm gibi kavramlarla açıklanıyorsa da, olayın bir başka boyutunda da zaman kavramına farklı anlam yüklenmesi vardır. Yani zaman ve uzam değişmiş ve birbirinden ayrışmış ve artık zaman bir yere bağlı olmadan açıklanmaya başlanmıştır. Bir başka örnek olarak milenyum çağını gösterebiliriz. 2000’li yılların milenyum çağı olarak anılması, (takvim bağlamında bakarsak yine) miladi takvimle ilişkili bir durumken, miladi takvime küresel bir anlam yüklenmesi ile bütün dünyayı ilgilendiren bir husus olmuştur ve bu, küresel bir anlam kazanmıştır artık. Örneklerle de açıklandığı üzere modern dünyada her şeye olduğu gibi zaman ve uzam kavramlarına da modern öncesi döneme göre yeni anlamlar yüklenmiştir.

 

 

 

 

Yerinden Oynatılan Dünya

İşte bu yeniden anlamlandırma da modernitenin bir başka boyutunu gözler önüne sürer ve bize başka kavramları gösterir ki bunlar da “yerinden çıkarma ve yeniden yerleştirme” kavramlarıdır.  Önceki satırlarda da değindiğimiz üzere yerinden çıkarma ve yeniden yerleştirme kavramları, bir olguya var olan anlamı dışında ya da var olan anlamının değişmesi neticesinde yeni bir anlam kazandırma olarak açıklanabilir. Şimdi bu noktada önceki satırlarla ve konu bütünlüğü ile de ilişkili olarak “para”yı ele alıp örneklendirerek açıklama yoluna gidelim bu kavramları. Sözlük anlamına göre “para, devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı olan, kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit” anlamına gelmektedir. Pek tabi ki para kavramını bu dar kalıp içerisinde değerlendirmek mümkün değildir. Zaman içerisinde paraya da (başka kavramlara olduğu gibi) farklı anlamlar yüklenmiştir. Parsons’ın tanımı bu noktada dikkat çekicidir ki Parsons parayı, “modern toplumlardaki iktidar ve dil gibi pek çok tedavül arasından birisi” olarak tanımlar. Öte yandan Marks ise paradan, mal ve hizmetlerin içerin içeriğini, onları kişilik dışı bir biçime sokarak yadsıyan bir mübadele aracı olarak bahseder ve hatta Marks daha da ileriye giderek para için “evrensel fahişe” nitelemesini yapar. Parsons ve Marks gibi daha pek çok iktisatçı ve sosyolog para hakkında farklı tanımlar yapmışlardır. Ancak tabi ki para, tarihsel iktisadi süreçte farklı anlamlar kazanmıştır. Tanımlamaların dışına çıkarsak biraz, evveliyatında para metal ya da kâğıt olarak dolaşan bir ticari mübadele aracı iken şimdilerde dünyanın farklı bölgelerinde bir “tık” ile aktarımı yapılabilen bir kavram haline gelmiştir. Öyle ki modern dünyada parayı kullananlar artık kullandıkları “şey”i dahi görmemektedirler, dokunmamaktadırlar ve para ile nesnesel olarak bir etkileşim içine girmemektedirler. Amerika’daki bir banka, Asya’daki bir başka şubesine küçük bir bilgisayar işlemi ile birlikte para transferi gerçekleştirebilmektedir. İşte size paranın anlamı… Kapitalizm mi demiştiniz? İşte bunun adı kapitalizm… Market alışverişlerinde bundan kısa bir süre önce (yine modern dönemde) insanlar aldıkları ürünler karşılığında nakit para öderlerken artık onu bile yapmamakta ve kredi kartı ile ödeme yöntemine gitmektedirler. Ay sonu geldiğinde ve kredi kartı hesap özetini gördüklerinde, diğer fatura borçlarıyla birlikte onu da bir başka bankada bulunan farklı bir hesaptaki parası ile otomatik ödeme talimatı uygulayarak ödemektedirler. Yani parayı sürekli kullanmakta ancak onu hiçbir zaman görmemektedirler. İşte paranın değişen anlamı… Para da bu noktada görüldüğü gibi öncekinden çok çok farklı bir anlam içermeye başlamıştır. Bunu sağlayan da modern dünya, küreselleşme ve bunların getirileridir. İşte yerinden çıkarma ve yeniden yerleştirme…

 

Risk ve Güven Renk Değiştiriyor

Yerinden çıkarma ve yeniden yerleştirme kavramları ile birlikte ortaya çıkan bir başka kavram ikilisi de “güven ve risk”tir. Güven kavramı günlük hayatta oldukça sık karşımıza çıkar. Temel anlamıyla güven, “bir kişi ya da nesnenin bazı özellik ya da niteliklerine ya da bir ifadenin doğruluğuna itimat etme, bel bağlama” olarak tanımlanır. Yalnız bizim burada bahsedeceğim kadarıyla güven, büyük ölçüde zaman ve uzam içindeki mevcudiyet ile ilişkilidir ve süreç içerisinde yerinden çıkarma ile yeniden anlamlar yüklenmiştir ona ve bu şekilde anılan güven de kendisiyle birlikte anılması gereken bir “risk” kavramını doğurur. Yine modern ve modern öncesinden örneklerle bu kavramları pekiştirmekte yarar vardır. Genel bağlamıyla bakarsak meseleye, modern öncesi dönemde bölgeselleşmiş güvenin egemen rolü hâkimden modern dönemde yerinden çıkarılmış soyut sistemlere yönelik güven ilişkileri şeklinde yeniden anlamlandırılmıştır. Somut örneklerle gitmek gerekirse, modern öncesinde toplumsal bağları istikrarlı kılmak için bir araç olarak akrabalık bağları arasında güven yaygınken; modern dönemde bu istikrar aracı dostluk ya da cinsel yakınlıkla ilgili kişisel ilişkiler olmuştur.  Bunu farklı örneklendirmelerle de sürdürebiliriz şüphesiz. Modern öncesinde kişiler daha somut bir hayat yaşarken, modern dönemde bu sınırlar kalmış ve soyut sistemler devreye girerek farklı bir güven modeli oluşturmuşlardır. Yani süreç içerisinde güven, farklı şekillerde yansımıştır.

Risk kavramı da yine güven ile birlikte aynı süreçte şekil değiştirmiştir. Güven ve risk neden birlikte anılıyor sorusunun cevabı da yine modernitenin kendi içerisinde saklıdır. Modern dönemde güven kavramının karşıtına bakarsak eğer bu cevabı rahatlıkla görebiliriz ki modern öncesinde güvenin karşıtı güvensizlik olarak anılabilecekken, modern dönemde artık güvenin karşıtı korku ya da endişe olmuştur. Yani bunun anlamı şudur ki insanlar artık bazı şeylerden korktukları ya da endişe duydukları için güvenmek durumunda kalmışlardır. İşte bu noktada da bir olguya, nesneye, kavrama güvenmek de kendi içindeki bütünsellikle bir risk almayı gerektirir. Lakin bizler, bugün bunu çoğu zaman farkında olmadan yaparız. Bir kişiye ya da sisteme karşı duyulan güven, bazı zaman uzmanlık ile de ilişkilidir. Örnek vermek gerekirse, modern dönem pek çok teknolojik imkânı da beraberinde sunmuştur bizlere ve bunun küçük bir boyutu olarak mesela uçakları ele alabiliriz. Kilometrelerce öteye birkaç saat içinde ulaşma olanağı sunan uçaklar, seyahat edenler için çok sık tercih edilen bir araçtır. Ancak insanlar, uçaklara binerken o uçağın teknik donanımı hakkında, pilotun kişisel becerisi ve pilotaj tecrübesi hakkında, uçak havada iken çevre koşulları hakkında pek de bilgi sahibi değildirler. Uçağa binerken, o uçağın havada infilak etme, yere çakılma gibi olasılıklarını düşünmezler. Bunu düşünmemelerinin en önemli sebebi de sisteme duydukları güvendir. Uçak ile ilgili herhangi bir bilgiye sahip olmamalarına rağmen uçağa rahatlıkla binilmesinin temel sebebi de budur. Ya da bir asansörü düşünürsek, bir gökdelenin yirmi beşinci katına çıkacak kişinin asansörü kullanacağını öngörebiliriz. Çünkü merdivenleri kullanmak bu aşamada anlamsız ve yorucu gelecektir. Ancak asansöre binmekle mevcut durum dâhilinde bir de risk ortamına girmiş olur kişi. Asansörün ara katlarda bozulma olasılığı ya da kablolarından birisinin kesilme olasılığı her zaman vardır. Ancak bir noktadan sonra kişiler buna aldırmazlar çünkü bu durumdan kaçamayacaklarını bilirler. İşte bahsetmeye çalıştığımız güven kavramının değişen yönü de budur. Yani az önce de söylendiği üzere insanlar modern dünyada, bir şeylerden endişe duydukları için ya da korktukları için otomatik olarak mevcut duruma ayak uydurabilmek adına o sisteme güven duyarlar. Çünkü modern dünya, bizleri içinden çıkamayacağımız ya da sıyrılamayacağımız şeyler sunar. Bunun neticesinde de insanlar kaçmaktan ziyade güvenmek zorunda kalırlar.

İşte risk kavramı da temel ölçüde güvenle birlikte sürekli olarak var olur. Yalnız modern öncesi ve moderne göre bu da anlam değiştirmiştir dedik. Bir iki örnek de bu hususta verip konuyu şimdilik noktalamak yerinde olacaktır. Modern öncesi dönemde insanların içinde bulundukları risk ortamlarına örnek olarak, bulaşıcı hastalıkların yaygınlığı, iklimin güvenilmezliği, doğal felaketler gibi doğadan kaynaklanan ortamlarken yani daha somut şeylerken; modern dünyada artık bu risk ortamını bireylerin biraz da kendileri yaratır ve risk ortamı modernliğin düşünümselliğinden kaynaklanan tehdit ve tehlikelerden oluşur. Şiddet asırlar boyunca insanların en önemli korkularından olmuştur. Ancak modern öncesinde şiddet dendiğinde, yağmacı ordular, yerel çatışmalar vs. gibi tehditler anlaşılmaktayken; modern dönemde artık savaşın endüstriyelleşmesinden kaynaklanan bir şiddet ortamı doğmuştur. Eskiden Irak’ta ya da Filistin’de yaşanan bir savaşın Türkiye’deki birisini etkilemeyeceği bilinirken (ve hatta Türkiye’dekilerin oradaki savaştan haberi dahi olmazken) artık insanlar kilometrelerce ötedeki bir savaştan kaygılanmakta ve “bize de sıçrar mı” zihniyeti ile endişe duymaktadırlar. İşte modernite ve onun en önemli sonucu olan küreselleşme dünyaya bu şekilde gelişen bir yeni anlam katmıştır.

Sonuca Doğru

Modernlik konusunda, Giddens’ın da ismi geçen eserinde belirttiği kavramlardan bazılarına yüzeysel de olsa bir değerlendirme yapmış olduğumuz kanaatindeyim. Tabi ki “modernlik” olgusunu burada anlatılan birkaç satırla anlamamız ve kavramamız mümkün değildir. Ki modernlik, bugün sadece felsefe ve sosyolojinin değil, farklı pek çok sosyal disiplinin ve hatta bilim dallarının da tartıştığı bir konu olmuştur. Mesele o kadar derindir ki, neresinden tutarsak tutalım, bir ucunun açık kalacağı aşikârdır.

Bütün bu söylenenlerin ışığında toparlamak gerekirse, modernlik bizlere yepyeni anlamlar kazanmış bir dünya sunmuştur ve sunmaktadır. Bu dünya içerisinde anlamı değişen ya da anlamını değiştirdiğimiz onlarca kavramlar ile yaşamak da belli bir korkuyu, kaygıyı, endişeyi beraberinde getirmiştir. Gerek kapitalizm gerek endüstriyalizm, dünyaya kötü enerjisini her geçen gün daha da saçarken, büyük devletler pastayı kendi çıkarlarına göre paylaşmışlardır bile. Teknoloji ağı her yanımızı sararken, bize düşen onun hızına yetişmek için daha hızlı koşmak olmuştur. Ne olduğunu dahi bilmediğimiz olgular karşısında, yine de onlara ister istemez bir güven duymamızı bizler için zorunlu bir hale getirmiştir modern dünya. Bütün bunları yaparken de bir an için durup düşünmemize dahi fırsat vermez. Çünkü modernite, kendi çarkları ile hızlı bir şekilde dönmeye devam etmektedir. Olumlu olumsuz bütün neticeleri ve bizler için yeniden yüklediği anlamlarla birlikte hem de…

 

Mavi Yeşil Dergisi’nin Eylül-Ekim 2010′daki  65. sayısında yayımlanmıştır.

Reklamlar

2 responses to “KİMLİĞİ BELİRSİZ BİR MEFHUM: MODERNİTE (Mavi Yeşil 65. Sayı)

  • AperCan Parem

    Giddens’ı ve modernizmi anlamak adına hoş ve güzel bir yazı olmuş.
    Emeğinize, elinizei kaleminize sağlık.
    Yalnız bir sorum olacak size izninizle;
    Sizce Post-modernizm; modern düzenin içindeki bir düşünce, modernizmin yaşadığı bir süreç midir, yoksa gerçekten post-modernist bir düzenden, sistemden açıkça bahsetmek mümkün müdür?
    Çalışmalarınızın devamını diler,
    Teşekkür ederim.

    • ilkeraslan

      Gecikmeli bir cevap oldu ama sorular cevapsız kalmamalı… : )
      Böyle bir tespitte bulunmak benim ne kadar haddimedir bilmiyorum ama ben tarihsel süreç içindeki gelişmelerin kesin olarak belli başlıklar altında birbirinden ayrılabileceğine inanmıyorum. Bu anlamda zaten bazı düşünürler modern sonrası dönem olarak post-modernizmi işlerken bazı düşünürler de buna karşı çıkar ve post-modern diye bir şeyin olmadığını savunur. İki gruptan da değilim. Ancak şunu söyleyebilirim ki modern ile modern sonrası ne ile, nasıl, niçin birbirinden ayrılır sorularını tam olarak cevaplandıramıyorum. Bu yüzden de keskin çizgilerin varlığına inanmıyorum. Modern ve post-modern sadece sanatta ya da edebiyatta değil, tabi ki sosyal ve siyasal hayatın bütün evrelerinde vardır. Gelişmelerin birbirine paralellik gösterebileceğini düşünmediğim için modern ile post-modernin de birbirinden ayrılabileceğini düşünmüyorum. Yani sorunun cevabı hem evet hem de hayır oluyor sanırım. (:

Sen de söyle. Korkma. Ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: