Hepimiz ‘Teoman’ız..!

 

İlk albümünü aldığımda sanırm 12 yaşında falandım. O zamanlar Teoman’ı tanımıyordum doğru düzgün. Radyoda falan mı dinlemiştim, ne… Sonra dedim gideyim kasetini alayım. Aldım. İlk aldığım albümü “onyedi” idi. Birkaç gün onu dinledikten sonra gidip önceki albümlerini de aldım. O yaşta parayı nereden buluyordum hatırlamıyorum ama harçlıklarımın ciddi bir kısmını “sanat”a yatırdığımın da farkında değildim sanırım. Ama güzeldi Teoman. Daha onyedi bile değildik ama belli ki paramparça idik. Belli ki bu yüzden hoşuma gitmişti. Babamın öldüğü yaşı ilk o zaman hesapladım. Hayatımda birkaç kere gittiğim bar ortamlarında, ne zaman o “bar taburesi”ne otursam, içtiğim bütün alkolsüz içeceklerde etrafımı sorguladım. Yaşım 17’yi geçmişti bile…

 

Kısa süren müzik kariyerimde, verdiğimiz ilk konserde (toplamda iki tane idi zaten) en büyük coşkuyla söylediğim şarkı “Gönülçelen”di. Hayatımda ilk aldığım CD de yine Teoman’ın aynı adlı albümü oldu. Onun gibi muğlak buluyordum kendimi. Gazetecilere yumruk atacak kadar meşhur değildim ama herhalde onun yerinde olsam ben de yumruğu sallardım diye düşünmüştüm malum haberi ilk duyduğumda. Koyu bir Yeşilaycı olmama rağmen, Teoman’ın o alkolik tavrı gözüme batmıyordu. Gerçekten sevdiği için yaptığını düşünüyordum. İçkiyi bir insan nasıl sever fikrini hala kavrayamasam da onun sevdiğini düşünüyordum işte. Alkollü halinde bile bir samimiyet seziyordum. Belki de ben öyle seziyordum. Kim bilir…

 

Kısa süre önce müziği bırakıyordum dedi. Veda konserimi veriyorum dedi. Kendince haklı sebepleri vardı. Yoğun bir tempoda çalıştığı için sevdiklerine yeterince zaman ayıramadığını, kendine yeterince zaman ayıramadığını söyledi. Yakın zamanda vefat eden bir arkadaşının da bu tavrına sebep olduğunu söyledi. İlk önce ben de magazin basınının yeni bir asparagas haberiyle karşı karşıya olduğumu sansam da öyle olmadığını çok geçmeden anladım. Bir daha döner mi, albüm yapar mı bilmiyorum. Yazmayı çok seven, Sait Faik’in dediği gibi, “Yazmasam deli olacaktım!” fikrine sahip birisi olarak ben bundan vazgeçemezdim açıkçası. O vazgeçebilmişse, gerçekten bir sebebi vardır. Vazgeçmiş midir onu da ilerleyen günlerde göreceğiz, orası ayrı… Bir de şu var tabi, Teoman bir fabrikada işçi ya da bir dairede memur olarak çalışsaydı da böyle bir karar verebilir miydi? Bence hayır… Onun böyle bir karar almasındaki en büyük etken, ekonomik olarak bir sıkıntıda olmaması. Çalıştığı süre içinde kazandığı paranın onu ömrünün sonuna kadar bakabilecek olması… Bu anlamda, Teoman’ın fikrine harfi harfine katılıyor olsam da, hayat bana böyle bir imkan verecek mi bilmediğim için, şimdiden “bir kalemde memur” olmaya adayım bile. İstifayı basıp, ben gidiyorum; annemle, sevgilimle, kardeşimle, arkadaşlarımla, dostlarıma, denizle, martılarla, vapurlarla, bisikletimle vakit geçireceğim diyebilecek miyim ki Teoman gibi?

 

Teoman’ın tavrını samimiyetsiz de bulabilirdim. Ama öyle olmadığını biliyorum. Çünkü bu “düzen”de yaşayan herkes, aslında onun yaptığını yapmak istiyor, biliyorum. Vaktimizin çoğunu “birtakım insanlar”dan olarak geçirmemek istediğimizi biliyorum. Kariyer peşinde olmadığımızı biliyorum. (Teoman, bunu kariyerinin zirvesinde yaptı, orası ayrı. Daha önce yapabilir miydi, bilmiyorum.) Çok para istemediğimizi biliyorum. Audi TT’ye binmek de isterdim ama VW’nin 65 model kaplumbağa arabası da yeterdi bana. Bisikletimi sürebilmek için sağlam ayaklara, kollara ve bacaklara sahip olmam kadar mutlu ederdi o da beni. Belki de hepimizi… Gittiğim yolun, pedal çevirdiğim yolun sıradan bir yol değil özgürlüğün yolu olduğunu bildiğim için her pedal çeviriş bir devrim olurdu benim için. Gerçi hepimizi yıpratan bu düzene Teoman’ın “dur” demesinin de yine düzenin bir nimeti olduğunu da düşünmüyor değilim tabi bütün bunlara rağmen. Bunu yine de cesur bir davranış olarak görmemi engelleyemiyor hiçbir şey.

 

Paramparça’yız biz de, evet. 17’mizi çoktan doldurduk. Tarancı gibi “Yaş 35 yolun yarısı…” diyemememiz, 35 yaşında olmadığımızdan değil, hayatın ortasının neresi olduğunu bilmememizdendir. Şimdi ıssız bir adaya ıs götürmek için yola çıkmayı isterdik hepimiz, arkamızda kalacak dünyayı düşünmeden. Ama… Bu yüzden diyorum işte, onlar değil belki ama, biz, hepimiz: Teoman’ız!

 

Yine de, sen bu kadar hızlı gitme kaptan… Yelken yeter bize…

 

Reklamlar

Sen de söyle. Korkma. Ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: