Gölge: sizler!

 

Çok uzun zamandır okuduğum bir kitap üzerinde “bir şeyler yazmalıyım” duygusunu şiddetli bir şekilde hissetmemiştim. Ama yine de Gölgesizler üzerine bir şeyler yazabilecek kadar dilimin döneceğini sanmıyorum. O yüzden sadece küçük bir reklam geçeceğim. Belki okumakta geç kalmış olan benim gibi dikkatsiz ve kendini bilmez okurlar vardır etrafta diye…

Kitabın son satırını okuduktan sonra Ayşegül’e şunları yazdım: “Ürkütücü ve sansasyonel bir kitap! Fena bir kurmaca metin! Muazzam bir anlatım! Bu kitabı bugüne kadar nasıl okumamış, yuh olsun bana!” Evet, kitabı ürkütücü derecede başarılı buldum. Aldığı ödülü (1994 Yunus Nadi Roman Ödülü) sonuna kadar hak etmiş olması bir yana, o ödülün başka yıllarda verildiği pek çok farklı romanı da geride bırakabilecek bir metin Gölgesizler. Varoluşu ve hatta var olmayışı ya da yok oluşu irdeleyen; zamanın ve zamansızlığın, mekanın ve mekansızlığın üzerinde duran ve mükemmel üslubu ile ilk satırı ile son satırı arasındaki “zamanın” nasıl geçtiğini okura hissettirmeyen bir roman. Roman, anlattığı olay kurgusu bir yana, anlatım şekli ile de  günümüz roman anlayışı ya da yakın dönem roman anlayışı içinde farklı bir yere konulması gereken bir yapıt. Hasan Ali Toptaş, belki Murat Gülsoy’un söylediği gibi (aşağıda ilgili vidyoyu paylaşıyorum) bir yazarın zamansız dalgınlığından yola çıkarak, bir resmin bir fotoğrafın bir berberin bir çırağın üzerinden yaşananı bambaşka bir yere götürüyor. Bu yüzden de bütün bunlar gerçek miydi, yoksa sadece bir düş mü, sorusunu kendimize sormaktan geri duramıyoruz.

Okunması kolay ama anlam yüklenmesi nispeten zor bir roman bu. Okuru, okurken değil ama anlarken, anlamaya çalışırken zorlayan bir roman. Neyin ne olduğunu, kimin nerede olduğunu, kim olduğunu; olayların nasıl geliştiğini bir şekilde karmaşık bir yol seçerek anlatmayı tercih eden Hasan Ali Toptaş, belki de bu yönüyle romanı sıradan bir roman olmaktan uzaklaştırmış ve kendine has, özgün konumunu sağlamlaştırmış.

Şahsım adına söylemem gerek ki, başta da belirttiğim gibi, bu roman uzun zamandır okuduğum en iyi romanlardan biri ve belki de en iyisi oldu. Nasıl oldu da bu zamana kadar okumamışım, nasıl oldu da bu zamana kadar bunun farkına varamamışım ve hatta itiraf etmem gerekirse belki de Hasan Ali Toptaş’ı küçümsemiş ya da ona burun kıvırmışım bilemedim. Bu durumdan ötürü önce kendime kızdım, sonra da halime üzüldüm. İyi bir okur olmam için daha çok yol katetmem gerekecek anlaşılan. Bununla birlikte Hasan Ali Toptaş’ı, (artık) kendi muhteşem üçlüme (Oğuz Atay – Yusuf Atılgan – A. H. Tanpınar) yakın bir yerlerde görmeye başlayacağım. Bu arada 2008’de kitabın filmi de yapıldı. Ben henüz izlemedim ama en kısa zamanda onu da izleyeceğim. Gördüğüm eleştirilere göre (yazarın kendisi de filmi beğendiğini söylüyor) film de güzel bir uyarlama olmuş. Uzun lafın kısası, kitabı okumayanlar varsa hemen edinip okusun. Sonra da düşünsün: Ben kimim?

 

Reklamlar

One response to “Gölge: sizler!

Sen de söyle. Korkma. Ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: