YALNIZLIĞINI İPİN UCUNA BAĞLAYAN ADAM: ZEBERCET (Ayraç 30. Sayı)

YALNIZLIĞINI İPİN UCUNA BAĞLAYAN ADAM: ZEBERCET *

“İntihar, başkaldırının mantıksal sonucu değildir.” diyen Albert Camus, intiharın ne olduğundan çok ne olmadığını da vurgulamaya çalışmıştır kuşkusuz. Ona göre intihar, hayatın bütün saçmalıklarına rağmen kalkışılmaması gereken bir eylemdir. Çünkü doğumundan itibaren öleceğini bile bile yaşayan insan için her ne kadar içinde bulunduğu dünya “anlamsız” bir hal alsa da, insan buna intihar ederek değil tam tersine hayatta kalarak ve dünyanın anlamsızlığıyla mücadele ederek karşı durmalıdır. Ancak buna rağmen, en eski zamanlardan bu yana bir toplumsal olay olarak bakabileceğimiz intihar çeşitli sebepler neticesinde var olmuştur. Bireyi intihara sürükleyenin ne olduğunu düşününce tek bir cevap çıkmaz karşımıza. Her ne kadar intihar bireysel bir eylem olsa da, altında yatan sebepler çoğu zaman toplumsal sebeplerdir. Bu yüzden de bireyin intiharını incelerken meseleye çok yönlü yaklaşmalı, tek bir pencereden bakmamalıyız. Hemen hemen bütün sosyal bilimlerin ucundan kıyısından ilişkili olduğu intihar eylemi, doğal olarak edebiyatta da yerini almıştır. Dünya edebiyatının ve Türk edebiyatının pek çok seçkin eserinde bu tema sıklıkla işlenmiş, bazı zamanlar da kurguya yön verici boyutlarda ele alınmıştır.

Türk edebiyatının en seçkin romanlarından birisi olarak gösterilen Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli romanı da sonu intiharla biten bir hikâyeyi konu edinir: Zebercet’in hikâyesini… Zebercet, çalıştığı otelin sınırları içinde dar bir hayatı olan, sosyal bir çevreye sahip olmayan ve otele girip çıkanlar dışında çok kimseyle konuşmayan, dahası başkalarıyla sağlıklı bir şekilde iletişime geçemeyen asosyal kişilik yapısına sahip bir bireydir. Kâtipliğini yaptığı eskiden konak olan otel (ki kendisinden önce de babası oranın kâtipliğini yapmakta idi) onun her şeyidir. Roman boyunca şahit olduğumuz en önemli olgu ve belki de Zebercet’i intihara sürükleyen en önemli tema, yalnızlıktır. Zebercet, yarım yamalak konuştuğu insanlarla bile tam bir iletişim halinde değildir. Belki de iletişim kurduğu tek “şey” otelin kendisidir ki Zebercet otelin her köşesini çok iyi tanır ve zaman zaman ona bir canlı gibi yaklaşan tavırlar sergiler. Ancak söz konusu olan bir “otel” olduğundan, bu tavırlarını net olarak açıklayamayız çünkü otele karşı takındığı tavır tek kişilik bir tavırdır. Bunların yanında bir de otelde çalışan ve aynı zamanda orada yatıp kalkan, Zebercet’in de ara sıra cinsel ilişkiye girdiği bir kadın vardır. Zebercet’in bu kadınla olan iletişimi de nadirdir. Cinsel ilişkiye girdiği zamanlarda bile aralarında bir iletişimsizlik vardır. Zebercet’i yalnızlığa, ardından da intihara sürükleyen sebeplerden biridir işte bu iletişimsizlik hali. Ama aslında bütün bunlara rağmen, romanın sonuna kadar Zebercet’te herhangi bir intihar eğilimi görmeyiz. Yalnız dünyasında, muazzam bir düzen vardır. Otele girip çıkanların kayıtlarını tutar, çeşitli sebeplerle gerçekleşen çarşıya çıkışlarında bile periyodik bir düzen vardır. Ancak Zebercet’in gözden kaçırdığı bir nokta da burada ortaya çıkar. Çok da farkında olmadığı dış dünya, onun kendi kurduğu dünyadan farklıdır. Bunu en net gördüğümüz sahne, bir soruşturma ile ilgili otele gelen polislerden, büyük hassasiyetle kayıt altına aldığı ve karakola teslim ettiği otel dosyalarının aslında okunmadan, incelenmeden bir kenara atılmasını öğrendiğimiz andır. Aslında Zebercet dışarı ile iletişim halinde olsa, topluma karışsa, insanlarla daha aktif bir iletişime geçebilse belki de en baştan beri o şekilde nizami bir kayıt tutma eylemi sergilemeyecek ve hatta bunu çok fazla önemsemeyecek. Ama romandaki iki farklı dünya, Zebercet’in dünyası ve gerçek dünya arasındaki bağ, o kadar ince ağlarla örülmüştür ki bu ağların tamamen kopması da Zebercet’in intihar etmesi ile gerçekleşmiş olur.

Zebercet’in intiharı, her şeye rağmen, bilinçli bir intiharmış gibi görünmez. Gerçi onda, birtakım hususları fark ettikten sonra belli bir bilinç eşiği ve o eşiği atlama durumu oluşur ancak yine de okur olarak bizler, Zebercet’in “yaşadığı düzene bir tepki olarak intihar ettiği” fikrine adapte olamayız. Zebercet’inki bir başkaldırı, bir bireysel tepki değildir. Aksine, intihar etmeden önce otelin kapılarını çoktan kapatmış, kapıya da “kapalı” tabelasını asmıştır. Yani o, birileri görüp intiharını fark etsin diye çabalamaz. Bu anlamda, tam tersine, intiharı fark edilmesin diye uğraşır. Çünkü bir noktadan sonra var olup olmaması üzerinde herhangi bir fark görmez. Zaten intihar etmeden önce de yazar da son sayfada bunu betimler bizlere: “Sağdı daha, her şey elindeydi. İpi boynundan çıkarabilir, bir süre daha bekleyebilir, kaçabilir, karakola gidebilir, konağı yakabilirdi.” Zebercet’in kararsızlığı burada net bir şekilde yüzümüze vurulur. İntihar onun için bir şey ifade etmez belki de. Tıpkı yaşıyor olmanın bir şey ifade etmediği gibi…

Başkalarının İntiharı ve Zebercet’in Yolu

Edebiyatımızdaki pek çok farklı intihar vakasına nazaran Zebercet’in intiharı biraz daha bireysel, mesaj amacı gütmeden gerçekleşmiş ve belli bir sebebe dayandırılamayacak bir intihardır. Ahmet Mithat Efendi’nin Çingene adlı romanının başkarakterlerinden birisi olan Şems Hikmet, romanın sonunda intihar ettiği zaman, okur olarak bizler, bunun bir aşk hikâyesinin neticesi olduğunu fark ederiz. Toplumsal konumları ve ırkları farklı olan iki insanın kavuşamaması sonucunda, bunlardan birisi intihar eder ve tabiri caizse aşkı uğruna kendisini feda etmiş olur. Yani Şems Hikmet, bilinçli bir şekilde ve bir “şey” için kaybeder hayatını. Yine bir aşk hikâyesi uğruna, biraz da kendi mutsuzluğunu başkalarına da bulaştırırcasına intihar eden Huzur’un huzursuz karakterlerinden birisi olan Suad, intiharı ile gerçekten de amacına ulaşır ve Mümtaz ile Nuran’ın ilişkisine de nokta koyar.  Buradaki intihar da Şems Hikmet’inki gibi bilinçli bir intihardır ve belli bir amacı vardır. Yani Suad kendisi için bir son(uç) olarak belirlediği intiharının başkalarının hayatında bir kırılmaya sebep olacağını da önceden görür. Bilinçli intiharlara bir başka örnek olarak da Tutunamayanlar’ın Selim Işık’ının intiharını görebiliriz. Burada da Selim’in intiharını bir aydın duruşu, görmüş geçirmiş ve ne yaptığını bilen bir insanın tavrı olarak yorumlayabiliriz. Hatta o kadar uzağa bile gitmeden, Yusuf Atılgan’ın bir başka önemli eseri olan Aylak Adam’a bakarsak, orada da C.’nin hareketlerini, hayata bakışını okurken, ona intiharı yakıştırabiliriz biz. Ama intihar Zebercet’in ruhunda, bütün bu örneklere bakarak da anlayabileceğimiz üzere, büyük bir anlam kazanmaz. Ya da bizim anladığımız şekliyle intihar, Zebercet’te net ve mantıklı bir zemine oturmaz. En az hayatı kadar ölümü de absürttür Zebercet’in. Bir başka karakter olsa, belki de bütün o şartlara rağmen intihar etmeyecek ve Zebercet’in aksine, Camus’nün işaret ettiği gibi hayata tutunmaya çalışacak, hayatın(ın) anlamsızlığını yine aynı hayatla mücadele ederek anlamlı hale getirmeye çalışacaktı. Ama intihara karşı takındığı tavır hiç de öyle değildir Zebercet’in. Bir anlamı yoktur intiharın. Aslında intihardan ziyade, yaşamın bir anlamı yoktur. Belki de bundan dolayı otelde çalışan kadını rahatlıkla boğarak öldürür Zebercet. Kendi hayatı bir yana başkalarının hayatının da bir değeri olmadığını düşünür belli ki. Kurduğu empati (şayet kurabiliyorsa tabi), bundan öteye gitmez. Bu arada yaşamın anlamı yoktur derken de, Zebercet’in bu fikrinin bilgece bir tutum olmadığını da vurgulamamız gerek bir kez daha tabi ki. O, hayata herhangi bir değer biçmez ancak bunu da bilinçli bir seçim olarak da gerçekleştirmez. Zebercet’te anlam ya da anlamsızlık diye bir kavram çok net bir şekilde oluşmamıştır. Zebercet kurduğu dünya ile gerçek dünya arasında bocalar sadece. Ancak yukarıda vermeye çalıştığımız bir iki örnek ile birlikte bir şekilde bir bilinç eşiği oluşur ve Zebercet bir üst aşamaya geçer ama bu da okuru tatmin etmeye yetmez ve Zebercet’in intiharını mantıklı bir çerçeveye oturtmamıza sebep olmaz. Yaşadığı başarısız cinsel deneyimler, çevresiyle olan kopuk bağları ve iletişimsizliği, toplumda yer edinememiş ve (kendince) edinemeyecek olması onu intihara sürükleyen sebeplerden bazıları olsa da, Zebercet’in intiharı ne bir amaç ne de bir araç halindedir. Ne Suad’ınki gibi bir amacı vardır, ne de Selim gibi aydınca bir tavra sahiptir Zebercet. Belki de bundan dolayı da biz, intiharı böyle cahil(?) bir adamdansa, hayat üzerine daha farklı fikirleri olan, hayata karşı bir kaygısı olan ve hayatı sorgulayan bir adam olarak C.’ye daha çok yakıştırırız.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Zebercet şayet kabuğunu biraz kırabilse ve kalın surlarla çevirdiği otelini sadece bedenen değil ruhen de terk edip dışa açılabilse, bambaşka bir yol haritası çizebilirdi kendisine. Ama bunu yapmaz Zebercet. Çocukluğundan beri süre gelen iletişimsizliğini devam ettirerek bir bakıma kendi yabancılaşmasını ve yalnızlığını yine kendisi artırarak, intihar ile neticelenen bir yola girer. Zebercet’in intiharının bilinçsiz bir eylem olduğunu söylerken de vurgulamaya çalıştığım nokta burasıdır; Zebercet’in intiharından kimse sorumlu değildir. Şayet berbere tıraş olmaya gittiği bir zaman, berberin ona nereli olduğu ve ne iş yaptığı ile ilgili sorularına doğru cevap verse, parkta karşılaştığı yaşlı adam ile girdiği diyalogda karşısındaki adama karşı kendisi hayatına dair söyledikleri ile net bir tavır takınsa ya da horoz dövüşünde karşılaştığı genç ile olan münasebetini bir adım ileriye taşıma cesaretini gösterse, hayatının gidişatı da daha farklı olabilirdi. Ama bunların hiçbirini yapmaz Zebercet. Kendi sonunu kendisi hazırlar. İşte bu noktada bilinçli de olsa bilinçsiz de olsa, yaptığı bu eylemlerden sadece kendisini sorumlu tutabiliriz Zebercet’in. Aslında yazar, onun topluma karışması ve insanlarla daha derin diyaloglara girmesi için gereken her şeyi yapar ve ona ayakta durabilmesi için sağlam da bir zemin hazırlar. Ama Zebercet uzaktır ve soğuktur. İnsanlarla konuşmayı tercih etmez. O, yalnızlığını sürdürmek ister. Cesur değildir. Pasif karakteri, adım adım sona götürür onu. Nihayetinde de yaşadığı yeri kendi mezarı haline getirecek olan eylemini gerçekleştirir ve dışarıda akıp giden hayata rağmen, son bir şans vermez kendisine, hatta son bir şansa gerek duymaz ve intihar eder. İntihar onun için ne mantıklı bir son ne de büyük bir başlangıç olmuştur. Zebercet, yaşadığı ve kâtipliğini yaptığı otelde, kendini asarak hayatına son verir ve öldüğünde dışarıda tüm hızıyla devam eden bir hayat vardır. Yani öldüğünde de yaşadığı zamanlardaki gibi yalnızdır Zebercet.

 Ayraç Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi’nin Nisan 2012′deki 30. sayısında yayımlanmıştır.

NOT: Anayurt Oteli ile ilgili yapılmış olan bu çalışma sadece “intihar” bağlamında ele alınmıştır. Roman ile ilgili, “Gerçekle Kurmaca Arasında Anayurt Oteli” adlı daha geniş değerlendirme için lütfen: https://kirmizibisiklet.wordpress.com/2012/02/06/gercekle-kurmaca-arasinda-anayurt-oteli-mavi-yesil-73-sayi/

Reklamlar

Sen de söyle. Korkma. Ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: