Monthly Archives: Haziran 2012

Hangi Memleketin İnsan Manzaraları?

Bir insan için, bir toprak için, bir deniz için, bir memleket için ne yazabilir ki insan ve ne kadar söyleyebilir söyleyeceği şeyleri ve ne kadarında başarılı olur? Memleketimden İnsan Manzaraları, bence bütün bu soruların cevabı olabilir. Ve daha sormadığım, aklıma gelmeyen pek çok başka sorunun da cevabı aynı zamanda… Ben Memleketimden İnsan Manzaraları‘nı anlatmayacağım burada. Anlatmaya yetecek kelimelerim de yeteneğim de yok sanırım. Benim yazacaklarım, içimden geçen sadece bir iki fikrim dışa vurumu, o kadar. Memleketimden İnsan Manzaraları buraya sığmayacak, sığdırılamayacak kadar büyük çünkü.

Kitabın kapağında her ne kadar “Şiirler5”yazıyor olsa da bu kitaptakilere sadece şiir demek çok zor. Hatta bence imkânsız. Bazen bir hikâyenin içinde buluyorsunuz kendinizi, bazen bir tiyatro sahnesinde… Bazen bir toprak parçasının üzerinde, bazen denizin dibinde… Ve çok da sıradan insanlar oluyorsunuz. Basri Çavuş’tan Hasan Şevket’e, Mahkûm Halil’den Jandarma Hasan’a, Pilot Yusuf’tan Yüzbaşı Rıfat’a, Çopur İhsan Bey ve Marangoz Şükrü’ye kadar nice insanlar gelip geçiyor elimizden altından ve sayfalar ilerledikçe, anladığımız tek şey, hepsinin bir manzara olduğu, memleketten. Ama bitmiyor. Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez ve insanlar da bütündür, milliyetleri, ırkları, dinleri, inançları ne olursa olsun… Bu yüzden anlatmaktan çekinmiyor Nazım, Münihli Hans Müller’i, Liverpool Limanından Hanri Tomson’u, Nikolay Maslenko’yu, Koloçkof Diev’i ve savaşın ve barışın ve tümüyle yaşamın diğer bütün isimlerini… Anlatmaktan çekinmiyor, çünkü Nazım’ın bütün bu isimleri topladığı tek bir çatı var: “insan olmak…” Ve yaşasın insan olmak, diyor insan, insanca yaşayamasa da… Çünkü biliyoruz ya, bu memleketin üzerinde yani dünyada, aynı güneşin doğuşunu ve batışını izler insan. Bütün farklılıklarına rağmen aynıdır, çünkü insandır. Diğer bütün özellikleri ayrıntıdır. Memleketimden İnsan Manzaraları’nda anlatılan, bu yüzdendir ki, memleket değil de insandır.

Memleketimden İnsan Manzaraları’nı Türk şiirinde bir yere koymam gerekir mi bilmiyorum ama herhalde kategorize edilemeyen bir şekilde sınıflandırırdım. Dediğim gibi, şiir değil, adeta bir destan. Savaşlar arasında geçen bir destan burada anlatılan. Hiçbir şekilde yazılmamış ve bir daha da yazılmayacak bir kutsal metin sanki.

Nazım ise bugün bile tartışılan bir şair. Mezarı değil belki ama fikirleri memleketimin üzerinde dolaşan bir şair. Türk şiirinin en önemli seslerinden birisi… Dili en iyi kullanan şairlerden birisi… Her şey bir kenara, zamanında vatan hainliğe suçlanan bu adamın bu yazdıklarını okurken, kendi kendime sormadan edemedim, nasıl olur da bir (grup) insan bu adama “vatan haini” diyebilir? Sadece Memleketimden İnsan Manzaraları’nı okuyan birisi bile, ona vatan hainliği yaftasını yapıştırmaya korkmakla kalmaz, aynı zamanda onun nasıl bir memleket sever birey olduğunu da anlar aslında. Ama biz, okumayı sevmeyen ve kör bir şekilde etiketlemeyi seven bir millet olarak alışkınız bu tip şeylere. Nazım bundan yıllar önce yaşamış ve görülmüş bir örnek sadece. Peki ya bugünküler?

Ve yaşam… Yaşamak… Başı başına bir “ironi” galiba. Zamanında vatan hainliği yapmış bir adamın kitabının şimdi “MEB Onaylı 100 Temel Eserden Biri” olması başka nasıl açıklanabilirdi ki…

Reklamlar