ON İKİ HAYVANLI TAKVİM

ON İKİ HAYVANLI TAKVİM*

1
[ Ocak’ta pişer şubat ve on iki hayvanlıdır takvim yaprakları. ]

Bin dokuz yüz on dokuz senesinin, resmi olmayan tarihine göre, ocak ayının birinci gününde doğmuş dedem. Atatürk’ü görmüş. Tanışmamış. Üç yıl askerlik yapmış. Avuçla bit toplamış kafasından askerde.  Atatürk de dahil dokuz tane reis-i cumhur tanımış. Kaç tane hükümet tanımış bilinmez. Bakkallıktan fabrika işçiliğine, sayısız iş yapmış. Eldeki en eski fotoğrafında 15’li yaşlarında. Fotoğraf karesinde, ayağında ayakkabı olan tek kişi. Çok eski değil, bir vakit, “Öldü!” -dediler. İnanmadım. Önceki geceyi düşündüm. Hiç inanmadım. Götürdüler bir tepeye. Bıraktılar. O gün bu gün, inançsızım.

2
[ Şu bat’an güneştir o güvercinin dalı. ]

Doğduğumda doğmamıştı güneş. Sonra açtım camı. Etrafta pis kokulu akbabalar uçuşuyordu. Bir güvercin gördüm aralarında. Ağzında zeytin dalı. “Yok artık,” –dedim. Yoktu artık. Güneşin batışına doğru uçtu güvercin. Doğuşunu herkes görmese de batışına büyük çoğunluğu dahil olur güneşin. Bu yüzden doğuşu değil, batışı daha gerçektir. İnsanlar, bu yüzden kaybettiklerini daha çok hatırlar, elinde olanlara kıyasla. Şu batan güneş, hüzün demektir. Akbabalarsa, inatçı…

3
[ Mart’ılar eştir yağmur renkli vapura. ]

Bugün martılara da simit atmadım örneğin. Atamadım ya da. Birden bastırdı yağmur. Dışarıdayım sanıyordum ben. Oysaki içerisi dışarıya kaçmış ben fark etmeden. Kapalı olan bütün pencereler  su geçiriyordu. İğne ile diktim delikleri tek tek. İğnenin delici özelliğini unutmuş olsam gerek ki her batırdığımda yağmur daha çok yağmaya başladı. Gök delinmiş meğer. Martılar uçmuyor. Ölümsüz değil hiçbiri. Geç de olsa anlıyorum. Bir vapur geçiyor gündüz vakti. Bakıyorum. Burada değil.

4
[ Nisan bir mevsim ismi değildir ve uçmaktan korkmaz kelebekler. ]

Dördüncü ayın dördünde, güneşten habersiz, doğdu kardeşim. Geçenlerde ona “Dört dörtlük bir insansın.” –dedim. “Dokuz sekizlik olmak istiyorum.” –dedi. Bir kelebek aldım elime, korktu kelebek dünyadan. Dünyasında uçup duruyorlardı oysa. Onlara iyi davranmalıyız dedim kendi kendime, yirmi dört saatlik ömürleri var. Kendim, kendime dedi ki; boş ver, onlar bunun farkında değil.

5
[ Mayıs sıkıntısı gibidir muhabbet kuşları. ]

Evcil değildir hiçbir hayvan, özünde. Evde doğmamışlardır çünkü. İnsan gibi… Evcilleştirilir ancak. Muhabbet kuşları, evcillik timsalidir. Ben de sahiptim. Hayvanlıklarına inat, insan isimleri verdim onlara. Öyle seslendim. Annemse korkardı muhabbet kuşlarından. Uzaktan severdi. Evin her bir tarafı yem ile dolunca, temizlerken söylenirdi bir de. “Muhabbet kuşları etrafı kirlettiğinin farkında değildir.” -derdim ben. Yine de savunmak zordur lâl hayvanları. Mayısta annem doğdu. On dört bin kere şükrettim tanrıya. Muhabbet kuşları, öylece uçuşuyordu etrafta.

6
[ Haziran’sız hazan ve kargalar yalan. ]

On dokuz, yirmiden küçük, en büyük asal sayıdır. Ama asil değildir o kadar. Ve öldürülür haziranda kargalar. Ki iki yüz yıl yaşadıkları da yalandır. Hiçbir karga, dile getirmemiştir neden öldüğünü. Günlüklerinde yazmaz hatıralar. Geldikleri gibi gittiler. İşte, öyle.

7
[ Temmuz’da Gül kokar sokaklar ve konar hint bülbülleri daldan dala. ]

Hint bülbülü, yeni doğmuş gibi görünse de, fazlasını barındırmaz cüssesinde. Aceleci olduk biz de. Bir mazeret sundu hayat bize. Evcil hint bülbüllerimiz olmadı belki bu yüzden. Ama bu kekremsi tat, gece vakti unutturur özellikle hint bülbüllerini. Temmuzda on dört kere dilek tuttum mumları üflemeden önce. Başlangıcı olan her şeyin bir sonunun olduğunu unuttum yanında. Mor bir perde açıldı sahnede. Yaşandıkça, yaşanacak öylece. Ben, temmuzda açarım pencereleri en çok. En güzel hava temmuzun ortasında dolar içerime. Sonra găàül kokar etraf. Geri kalan her şey bahane…

8
[ Ağustos, toz duman; aslan gibidir adam. ]

SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
 (Cemal Süreya)

Ağustos doğumlu değildir. Ölümlü de.  Aslan gibidir ağustos. Sonrasını bilmem. Ve sabunluyken ağlamaz çocuklar.

9
[ Eylül’de akar sular yokuş yukarı ve sakalar okur nameli şarkıları. ]

Anneannem, altını temizlerken kafesinin, uçuverdi özgürlüğüne aniden kahraman saka. Oysa güzel söylüyordu nihavent şarkıları. Evcilleşmiş bir evsizdi, nereye gitti bilmedik o günden sonra. Anneannem bir başkasını yakaladı çok geçmeden. Eskisini unutturmuyor ama eskisi gibi oluyor bir süre sonra, her şey gibi kuşlar da. Kuş dilinden Kur’an okuyor şimdi anneannem, duanın sonuna yetişiyorum. Ne istediğini bilmesem de ‘amin’ diyorum. Bütün sakalar hatrına.

10
[ Ekim’inden arta kalan, toprakta hasattır zaman. ]

Lakin vasat değildir yaşanan yine de. İnsan öleceğini bile bile yaşayan tek yaratıksa, neden bu mücadele? Rüyamda, göğsümü siper ettim on bin Filistinli’ye. On bin yerimden bıçaklandım da ölmedim. Tek kurşun yetti öldürmeye, atılınca bir kertenkeleye. Örümcekler mutsuz, çöl ikliminde. Sabah yine de soğuk ekimde.

11
[ Kasım kasım kasılıyordu sıcak, belli ki az sonra soğuyacak. ]

Pastırma yazı, kasımda yaşanır ve avlanır alabalıklar boyuna posuna bakılmadan. Gözleri açık gider hepsi. Suratları, çoğu insana göre ifadesiz gibi görünse de, gülerek bakarlar suyun dışına yine de. Av, insanın özünde vardır ve avlanır insan da bir balık gibi kusursuzca. İnsanı avlayan, çoğu zaman bir başka insan olsa da, hayvanlar kadar cesur değildir avcı, şayet insansa. “Alabalıkların tümünü birden öldürmek için dağdaki akarsuyu zehirleyen balıkçı avcı değildir.” -demişti Ortega Y Gasset. Dünyayı zehirlemek için atom bombaları yapan insanlar var şimdi etrafta. Zaman yavaşladıkça, insan daha hızlı ölmeye başlıyor. Ve bir aralık kapanıyor kapı. Sonra geliyor bir başka pastırma yazı.

12
[ Aralık kalmış bütün yıllar, kapanır ocakta pişen bir başka yemeğin buharında. ]

Bugün ayın son günü. Doğum günleri, ölüme yaklaştırdığı için çirkin ve pastanın üstünde eriyen, mumlar değil, zaman. Bir akarsu misali, yıkanamayız aynı zamanda bir daha. Ama yine de, şimdi, bir başka bahara kadar, geleceğe dair ne varsa, hepsine Aralık’tır kapılar…

* Melantis Fikir Sanat’ın “herhangi 1” sayısında yayımlanmıştır.

Reklamlar

Sen de söyle. Korkma. Ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: