ANADOLU’NUN ÇATISI: ERZURUM (Ayraç 36.Sayı)

ANADOLU’NUN ÇATISI: ERZURUM * 

“Erzurum Türk tarihine, Türk coğrafyasına 1945 metreden bakar.” diyen Tanpınar’ın, Beş Şehir’de anlattığı, diğerlerine nazaran (coğrafi olarak) en “uzak” kent belki de Erzurum’dur. Tanpınar’ın da vurgu yaptığı yüksek rakımının Türk tarihine de 1945 metreden bakması sadece fiziki ve coğrafi olarak yukarıda olmasından değil aynı zamanda tarihsel süreç içinde önemli olaylara ev sahipliği yapması, nice badireler atlatması ve pek çok medeniyetin uğrak yeri olmasıyla da alakalıdır.  Milattan önceki dönemlerden günümüze kadar Anadolu’nun en stratejik noktalarından birisi olarak görülen ve neredeyse tarihin hiçbir döneminde boş bırakılmayan Erzurum’un, nispeten yakın tarihimiz diyebileceğimiz milli mücadele döneminin de en önemli kalelerinden birisi olması tesadüf değildir şüphesiz. Bugün bile şehrin içinde gezerken mimari yapının göz alabildiğine tarih kokması ve o tarihi dokunun iliklerinize işlemesi Erzurum’un nasıl bir kent olduğunu görmemize yardımcı olacaktır.

Tanpınar da Beş Şehir’de aynı duygularla hareket ederek Erzurum’u anlatır. “Erzurum’a üç defa, üçünde de ayrı ayrı yollardan gittim.” diyen Tanpınar, ilk yolculuğunu daha çocuk denecek yaşta, Balkan Savaşları’nın sonunda yapmıştır. Çocuk gözleriyle gözlemlediği Erzurum’un, o dönemim coğrafyasının ve sosyoekonomik şartlarının kendi deyimiyle “üzerindeki tesiri” de büyük olmuştur. İkinci gidişindeki Erzurum ile (ki ikinci seyahatini öğretmen olarak yapar ve sene 1923’tür) çocukken gördüğü Erzurum arasındaki büyük farkları dehşet içerisinde okuruz Tanpınar’ın kaleminden:  “İkinci defa gördüğüm bu şehir, artık şark vilayetlerinin iktisadi merkezi, yaylanın gülü, bu havalide söylenen türkülerin yarısından çoğunun güzelliğini övdüğü eski Erzurum değildi. Harp, hicret, katliamlar, tifüs, çeşit çeşit felaket, üzerinden ağır bir silindir gibi geçmiş, her şeyi ezip devirivermişti.” Gördüğümüz üzere ikinci ziyaretindeki Erzurum, belki biraz da artık yetişkin bir birey olmasının da getirdiği tecrübeyle daha dikkatle incelenen ve daha karamsar bir Erzurum’dur Tanpınar’ın gözünde. Gerçekten de dönemin Erzurum’u zor şartlardan geçmiş ve hala da geçmekte olan bir Erzurum’dur. Ekonomik ve sosyal canlılığın neredeyse kaybolduğu bu şehir, Anadolu’nun diğer mücadeleci şehirlerinden farklı değildir. Nüfusu azalmış, kalan nüfus da çeşitli sıkıntılar içerisine düşmüştür. Tanpınar’ın “Hiçbir yerde memleketin Birinci Cihan Harbi’nde geçirdiği tecrübenin acılığı burada olduğu kadar vuzuhla görülemezdi.” şeklindeki vurgusundan da anladığımız üzere Erzurum’un “eski Erzurum” halini alması epeyce zaman alacaktır. Kanayan yaraları sarmak kolay değildi muhakkak ancak bu karamsar hava er ya da geç dağılacaktır. Kaybolan şeyin ne olduğunun o dönemlerde anlaşılmasının güç olduğunu da söyleyen Tanpınar için aslında kaybolan “bütün bir hayat tarzı, bütün bir dünya” idi. Ancak Tanpınar’ın Erzurum için söylediği bir başka dikkat çekici nokta da bu “değişim”in eninde sonunda gerçekleşeceğiydi. Ona göre savaş sadece kaçınılmaz olanı hızlandırmış ve “beş on yılda ve en iyi şartlarda değişebilecek bütün bir hayat çerçevesini bir hamlede kırıp dağıtmıştı.”

Tanpınar’ın Erzurum’daki hatıralarının önemli duraklarından birisi de lisede öğretmenlik yaptığı dönemde Atatürk’le olan görüşmesidir. “Atatürk’ü ilk defa Erzurum’da gördüm.” diyen Tanpınar için “Atatürk” saygı duyulacak bir insanın ötesinde, bir kahraman, ne yaptığını bilen bir devlet adamı ve alçakgönüllü bir liderdir. Tanpınar’ın Atatürk için kullandığı ifadelerden bazıları, “Sakin, kibar, daima dikkatli ve her şeye alakalıydı.” şeklindedir. Bu dönemde yaşanan deprem olayından korkan halkı yatıştırmak için bizzat Erzurum’a giden Atatürk, Tanpınar üzerinde de izler bırakmıştır muhakkak. Sohbet ettikleri bir anda Tanpınar’a medreselerin kapatılması üzerindeki düşüncelerini soran Atatürk’le bu konudaki fikirlerini paylaşan Tanpınar, hayatının daha sonraki dönemlerinde onu tekrar görmüş olmasına rağmen onunla konuşma imkânı bulamamıştır.

Tanpınar’ın Erzurum’a son gidişi II. Dünya Savaşı’nın son yıllarına denk gelir. Yani neredeyse yirmi yıl sonraya… Bu açıdan bakarsak Tanpınar’ın Erzurum’unun üç gidişinde de farklı bir Erzurum olarak karşımıza çıkmasının sebebini daha net anlayabiliriz. Son seferinde gittiği Erzurum’u daha canlı, toparlanmış, kendine gelmiş olarak bulan Tanpınar, Beş Şehir’de Erzurum’u anlattığı satırlar boyunca ondaki bu sürekli değişimden de sık sık bahseder. Cumhuriyet’in ilk dönemindeki karmaşık ortamdan da sıyrılan Erzurum, artık yeni Türkiye’nin gelişmiş ve gelişmeye devam eden şehirlerinden biri olacaktır belli ki. Burada görülen, mini bir Türkiye’dir. Tanpınar ile birlikte Erzurum da değişmiş, onun gibi biraz daha yaşlanmış ancak yaşlandıkça biraz daha da “eski” Erzurum halini almıştır. Son bölümde Tanpınar karamsar gömleğini de üzerinden çıkararak bunlara değinir. “Sanki vatana çatısından bakıyordum.” dediği Erzurum, Tanpınar’ın ruhunda da derin izler bırakmıştır.

Dünün Erzurum’u Bugünün Erzurum’u

Erzurum’un bir esnaf şehri olduğunu vurgulayan Tanpınar, oranın esnafını terbiyeli, saygılı ve güvenilir olarak betimler. Sosyoekonomik hayatı canlı tutan esnafların yanı sıra kervan yollarını da şehrin kalkınması için önemli duraklar olarak görür. O kadar ki bu yollar sadece ticaret hayatını canlı tutmakla kalmaz, otuz iki sanatı da beslermiş. Tanpınar’ın bahsettiği bu sanatlardan bazıları, “semerciler, dikiciler, kılıççılar, kuyumcular, çadırcılar, zarcılar, sabuncular, ipçiler, takımcılar, mumcular…”dır. Buradan da anladığımız gibi Tanpınar’ın “sanat” dediği bizim bugün kullandığımız anlamıyla “zanaat”tır. Bunun yanında yine bugünkü anlamıyla sanata da değinir Tanpınar. Edebiyat, musiki ve mimari alanından önemli örnekler veren Tanpınar’ın Erzurum’unu bir “şairler şehri” olarak nitelersek de çok ileriye gitmiş olmayız sanıyorum ki. Satır aralarında kaleme aldığı Erzurum türküleri, şiirleri ve oranın çeşitli halk ozanları, Tanpınar’ın zihninde o kadar canlıdır ki bizler de o satırları okurken kendimizi o halk ozanlarının yanında şiir ya da türkü dinlerken buluruz zaman zaman.

Öte yandan şehre bugünkü havasını da veren en önemli unsur, önceki satırlarda da söylediğimiz gibi oranın mimarisidir. İlk paragrafta da belirttiğim üzere şehrin buram buram tarih kokmasının ana sebebi bu tarihi yapı. Tanpınar, bu mimariden bahsederken en önemli örnekler olarak Ulu Cami’yi, Lala Paşa Camii’ni, Çifte Minare’yi, Yakutiye’yi, Erzurum Kalesi’ni sunar. Gerçekten de bugün bile şehrin turist çekmesine yardımcı olan mimari yapılardır bunlar. Tanpınar’ın ismini zikrettiği mimari eserler dışında da pek çok mimari yapı vardır şehirde. Osmanlı’dan ve hatta daha öncesinden izler taşıyan bu eserler yeni Türkiye’nin Erzurum’unda eskiyi görebilmemiz açısından da önemlidir. İlerleyen zamanla birlikte sürekli değişen Erzurum’un değişmeyen yönlerinden birisi de işte bu sanatsal yönüdür…

Bugün Erzurum Türkiye’nin neresindedir peki? Doğunun kalesi olan Erzurum, bunca büyük bir tarihsel geçmiş ile zamana meydan okurken, şüphesiz Tanpınar’ın sık sık söylediği belli “değişim”lerden de nasibini almaktadır hala. Verimli topraklarına rağmen elverişsiz iklimi sebebiyle tarımsal faaliyetleri sınırlı olan Erzurum’un hala en önemli özelliği şehir içindeki, şehirlerarasındaki ve hatta yurt sınırlarını da aşan ticarettir. Doğu kapılarına yakın olmasının verdiği coğrafi avantajla, eskiden olduğu gibi bir “ticaret durağı” olma özelliğini de sürdürmüyor değil Erzurum. Bununla birlikte geçmişte belki de hayal bile edilemeyecek bir öğrenci potansiyeline sahip bugün şehir. Evveliyatından beri bir asker şehri olduğu gerçeği bugün de değişmeyen Erzurum’un öğrencilere her geçen gün daha fazla kucak açması, Tanpınar’ın Erzurum Lisesi’ndeki yıllarının üzerine onca basamak konduğunun da göstergesi belki de. Öte yandan çeşitli kış sporlarına (ki yakın zamanda gerçekleştirilen Üniversiteler Arası Kış Olimpiyatları bunun en güzel örneğidir) ev sahipliği yapacak kadar büyük yatırımların yapılması, açılan yeni turizm merkezleriyle farklı ülkelerden turistlerin şehre çekilmesi de Erzurum’un gün geçtikçe geliştiğinin bir başka yansımasıdır. Sahip olduğu potansiyel değerlendirilirken şehir mevcut sınırlarının da dışına taşmaya devam ediyor hala.

Milli mücadelenin simge şehirlerinden olan Erzurum, hala bu özelliği ile anılmaya devam ediyor. Sayısız tabyaların, çeşitli tepelerinden insanlara göz kırptığı şehrin meydanında hala “Ya istiklal ya ölüm…” yazması bunun sadece küçük bir göstergesi. Turizm ve kültür şehri olma yolunda adım adım ilerleyen ve adımları her geçen gün büyüyen Erzurum’un, bu tarihi rolünden sıyrılması mümkün değil şüphesiz. “Atatürk Erzurum’dan işe başlar. Tıpkı ilk fatihler gibi oradan Anadolu’nun içine doğru yürür; oradan başlayarak yurdumuzu, milletimizin tarihi hakları adına yeni baştan fethederiz.” diyen Tanpınar’ın o günkü fikirleri bugünü de yansıtmıyor mu sanki?

Tanpınar Erzurum’a üç defa gitmişti dedik ve anlattıklarıyla birlikte vurguladığı kadarıyla üçünde de ayrı bir Erzurum gördüğünü belirttik. Çocuk gözlerle hayran olduğu Erzurum’dan viran bir kente dönüşen Erzurum’a ve ardından da toparlanmış, kendine gelmiş dediği Erzurum her defasında farklı bir şekilde çıkmıştı Tanpınar’ın karşısına. Beş Şehir’de, Tanpınar’ın Erzurum üzerine yazılan satırlarını okurken insan sormadan edemiyor kendisine; bugünün, hareketli, öğrencilerle ve turistlerle dolu, yer yer yüksek binalarının ve alış veriş merkezlerinin kapladığı caddelerini görseydi Tanpınar, şehrin içinde kendini kaybeder miydi acaba?

 Ayraç Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi’nin Ekim 2012′deki 36. sayısında yayımlanmıştır.

Reklamlar

Sen de söyle. Korkma. Ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: