Operasyon: Argo / “İyi ki Amerika var” mı?

argo

Film eleştirileri yazmadığımı daha öncesinde Wrecked üzerine bir şeyler yazarken söylemiştim. Eleştiri yapacak kadar teknik bilgiye sahip değilim. Kamera açıları, ses, senaryo tekniği…vs. bilmem. O yüzden bir kitabı eleştirir gibi eleştirmiyorum filmleri. Bu da bir film eleştirisi değil zaten. Ama yine de genel manada beğendiğim bu film üzerine bir şeyler söylemeliyim diye düşündüm. O zaman söyleyeyim.

Operasyon: Argo Ben Affleck’in bir kez daha yönetmen koltuğuna oturduğu yeni filmi. En başta şunu söylemem gerek ki Ben Affleck’ten böyle bir film beklemiyordum ben. Filme de sırf konusu ilgimi çekti diye gittim ama Affleck, gerçekten de beni fazlasıyla şaşırttı. Üzerine düşeni ne kadar yapabilmiş, bunu film eleştirmenleri bilir tabi ki ben sıradan bir izleyici olarak fazlasıyla beğendim kendisini… Film gerçek bir hikayeden yola çıkılarak yapılmış. 1979’da İran’da gerçekleşen büyük devrimi anlatan filmde, devrimden sonra Humeyni’nin başa geçmesiyle yeniden büyüyen geleneksel İslami yapı ve ortadan kalkan “demokratik” sistem ele alınıyor. İran halkının kendi devrimini gerçekleştirmesiyle Amerika vatandaşları “baş düşman” olarak çıkıyor karşımıza. Zaten başlangıç sahnesi de böyle. İran halkı ABD konsolosluğunu basar ve oradaki pek çok çalışanı rehin alır. Aralarından sadece 6 kişi bir şekilde kaçıp Kanada konsolosluğuna sığınır. Ve işte burada Hollywood’un “cesur yürek”lerinden biri “kurtarıcı” olarak çıkar karşımıza: Ben Affleck! Sonunu en başından tahmin etmek mümkün, tabi ki Kanada konsolosluğuna sığınan o 6 kişi kurtarılacaktır. Çünkü hiçbir Amerikalı kurtaramadığı insanların fiyaskoyla sonuçlanan sonlarını filme çekmez. O kadar cesurunu ben görmedim en azından. Ancak film, sadece bir senaryo değil aynı zamanda gerçek bir olaydan yola çıktığı için de bu “cesur yürek” kavramına daha ılımlı yaklaşabiliyoruz izleyiciler olarak. “Sıradışı” bir kurtarılma şekli çıkıyor karşımıza ancak bunu ben yazmayayım. Gidin izleyin. Ya da internetten başka bir blogdan ya da siteden öğrenin ama benden duymuş olmayın.  Her neyse…

Demokrasiden hoşlanmayan İran halkının “Humeyni rejimi” altında dünyaya meydan okuması, bizimkilerin zar zor ülkeden çıkmasıyla havası alınmış balona da döner biraz. Ancak mesele o değil. Amerika bu “tek kişilik” kurtarma operasyonunu tümüyle Kanada’ya mal eder o dönem. ABD gizli servislerince sır olarak saklanan operasyonun 97’de Clinton döneminde açıklanmasına kadar da  zafer Kanada’nın olarak bilinir. Sonrasında “gerçek” anlaşılır. “Kardeş ülke Kanada” iyi ki vardır çünkü Amerikalılara kucak açmıştır. 6 kişilik ekibe kapılarını kapatan  İngiltere ve Avustralya’ya nazaran Kanada’nın “kahraman” olarak görülmesinden ziyade, diğer iki ülkenin yıllar sonra “sert” bir dille eleştirilmesi daha dikkat çekici bu yüzden.

En başta devrimciler konsolosluğu bastıklarında en yetkili ağızdan “kimseye ateş açmayacaksınız” uyarısının yapılması, “savaşı başlatan piç” olmak istememesiyle alakalı ABD’nin. Öyle de olur. Savaşı başlatmazlar, İranlılara ateş açılmaz. 21.yy’da başta Irak olmak üzere bütün bir Ortadoğu’ya “demokrasi” getirmek adına yola çıkan ABD’den farklı değildir perdede gördüğümüz. ABD “hiçbir zaman(!)” savaşı başlatan “piç” olmaz. Arap Baharı da kendiliğinden doğmuştur zaten. Öyle ya… Neyse… Konumuz bu da değil. Ancak Amerika’nın perdede kendini gösterme şekli Affleck’in bütün “objektif” çabalarına rağmen yeterli midir diye düşünmek gerek. Ya aslında savaşı başlatan piç her zaman ABD olmuşsa?

Bütün bunlara rağmen “Argo”da gerçekten de bir özeleştiri olduğu da aşikar. Daha en başta “ABD ve İngiltere’nin oyunuyla” başa getirilen şah gözümüze sokulur. Hollywood için oldukça cesur bir söylem. Amerika’nın aslında ne kadar da “korkak” bir devlet kafasında olduğunu da görmemiz mümkün. Saçma sapan teorilerle rehineleri kurtarmak için girişimlerde bulunmaya çalışan “yetkililer” için dünyanın öte yakası pek de düşündükleri gibi bir yer değildir. Değildir çünkü gidip görmemişlerdir. Onlar “hava saldırısı” düzenleyip yerle bir ettikten sonra şehre iner ve hafif makineli tüfekleriyle sokaklarda gezerler. Derin bürokratik oyunlarla hedef aldıkları rejimi “içeriden” kemirmeye başlarlar. O yüzden filmde karşımıza çıkan alternatif kurtarma senaryoları pek de akla yatkın değildir. Gerçi Argo Operasyonu da çok mantıklı değildir ancak bir şekilde ve bence -şayet filmde anlatıldığı gibi olmuşsa- şanslarının da yanlarında olmasıyla fiyaskoyla sonuçlanabilecek bu hikaye milli bir destana dönüşüverir. CIA oradadır ve dünyayı kurtarmak için yine yardımımıza koşarlar. Jesus Amerikalıların yanında! Tanrı CIA’yi korusun, yoksa ne olurdu halimiz! Sakallı İranlılar bir gün evinizi basarsa diye CIA’in numarasını siz de yakınlarınıza bulundurun bence…

Daldan dala atladım biraz sanırım ama bütün bu sebeplerle birlikte Ben Affleck’in ve diğer ekibin de hakkını vermek gerek. Ortaya başarılı, -özellikle filmin ikinci yarısında etkili olan- gerilim dolu sahneler çıkmış. Özeleştiri bir noktada yerinde de olmuş aslında. Daha “sert” bir eleştiri gelene kadar bana kalırsa en iyisi bu. Bu “milli destan”la birlikte Affleck en iyi yönetmen ödülünü alır mı bilinmez. Ama Oscar’dan bir şeyler koparacağı kesin bu filmin. Bana gelince, her şeye rağmen eğlendim. Güzel bir filmdi ve harcadığım zamana acımadım. Film yeterince objektif mi bilemem. Bana yetti. Objektifliği değil ama aktarılma şekli fena değildi en azından. Yoksa “müslümanlara hakaret ediliyor” zırvalarıyla dolar mı ortalık onu kestirmek de güç değil aslında. Ama klasik “kahraman Amerika, iyi ki onlar var” tarzında bir filmle karşı karşıya olmadığımız da aşikar. Daha iyisi gelir mi, dediğim gibi, bilinmez. Ama şimdilik en iyisi bu gibi. İzleyenler karar versin gerisine de… Benden bu kadar.

Ha son olarak: Yaşasın  Amerika!
(Şaka şaka…)

Reklamlar

3 responses to “Operasyon: Argo / “İyi ki Amerika var” mı?

  • AEC

    Bencede hatta muck you amerika

  • Handicapper

    God Bless America. Tanrı Amerika’yı korusun. Amerikan düşmanları çatlasın 🙂

    Argo “hümanist” bir destanı anlatıyor. Vahşi, barbar, ilkel, antidemokratik iranlıların baskıcı, insanlıkdışı rejiminden kurtarılan 6 insanın gerçek hikayesi. Heyecan ve keyifle izledim ama amerikan düşmanları yine iş başında filme amerikan propogandası diye b*k atıyorlar.

  • ilkeraslan

    Amerika’yı sevin. O bizi seviyor çünkü. (:

Sen de söyle. Korkma. Ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: