Monthly Archives: Ocak 2013

Pilav Üstü Umut

34 IA 1037

 

Farkında mısınız?
Neyin mi?
Ne?

Biliyorum.
Benim gibi düşünmüyorsunuz.
Benim gibi düşünmemeniz, benim de sizin gibi düşünmüyor oluşumla ilgili olabilir mi?

Sizin silahlarınız var, biliyorum.
Markalı jeanleriniz, pahalı ayakkabılarınız…
En az 4 odalı evleriniz var. Amerikan mutfaklı bazıları, bazıları Fransız balkonlu, bazıları İtalyan işi…
Yapacak olduğunuz her şeyi yapıyorsunuz.
Geniş zamanlarınız var, alış veriş merkezlerinde harcadığınız.
Girdiğiniz mağazalarda onlarca şeyi denerken siz deneme odalarında, bir çocuk şiir okudu gökyüzüne.
Biliyorum, sizin haberiniz olmadı.

Acele ediyorsunuz, akşama misafirleriniz gelecek.
Onlarca çeşit yemeğiniz var, çoğunu siz yapmadınız.
Çoğunu yemeyeceksiniz. Çoğunu yiyemeyecek kimse.
Bir çocuk bir başka iklimde, biraz da iklimin verdiği etkiyle, ağladı.
Karnının aç olup olmadığını sormayınca kimse, o da aldırmadı.

Son aldığınız parfüme vereceğiniz paranızı yolda düşürdünüz.
Siz otobüse binmediniz yine de.
Zaten sizin sığacağınızın kadar büyük bir otobüs yapılmadı daha.
Sizin egolarınız var, kimsenin görmediği, herkesin gördüğü…
Yazık olacak bütün bu çabanıza.
Sizin için üzülen birileri yok, biliyorum.
Zamanınız daha yavaş mı geçiyor böyle olunca?
Sahi, son akşam yemeğinde neler yediniz?

Siz…
Sizli bizli olacağız bu yüzden sizinle biz.

Sizin çok şeyiniz var, biliyorum.
Sizin çok şeyiniz var.
Benim hiçbir şeyim yok.
Hiçbir şeyimi gökyüzüne savurdum bir şiir gibi.
Siz bunu anlamazsınız.

Sizin akşamüstü yiyecek yeni şeyleriniz var.
Benim pilav üstü umudum masada.
Rahatsız olmayın.
Keyfinize bakın.
Ben çok kalmayacağım ne de olsa…

 

Reklamlar

Mavi Yeşil’in 79. Sayısı Çıktı..! 13. Yaş Günü Gerçekleşti..!

Mavi Yeşil 79

79. sayı ile yeni bir yıla da merhaba demiş olduk böylece. Umut etmeye devam ediyoruz yani. 13 yılı geride bırakmış ve 14. yılına girmiş olan kaç dergi vardır şu anda edebiyat aleminde, bir bakmak gerek. Köklü dergiler bir yana, aldığı reklamlarla ekonomik sıkıntı çekmeyen dergiler diğer yana dursun, bu işi bir gönül işi olarak görüp, en ufak bir çıkar beklemeden bu işe giren dergilerin yeri bambaşkadır dergicilik dünyasında. Çok anlatılır, Cemal Süreya Papirüs’ü çıkarmak için para bulamamış, bir vesile ile odalarındaki halıyı satarak para elde etmiş ve derginin ilk sayısını bu şekilde çıkarmıştır. Dışarıdan bakanlar bu işte çok büyük paralar döndüğünü düşünebilir belki ama dergicilikle uğraşan insanlar oradan gelen parayla ne bir ev alabilmiştir bugüne kadar ne de bir araba… Gelirleri giderlerini ancak karşılar genelde.

Mutfağı ise geniştir derginin. Dergiyi eline alıp da burun kıvıran insanlar, o derginin mutfağında neler döndüğünü bilmez çoğu zaman. Nasıl pişer, neler konulursa eksik gelir neler konulursa fazla kaçar, tadı tuzu yerinde olsun diye neler yapılır, kimse bilmez. En azından dergilere bir “okur” olarak bakanlar bunu bilmezler. Ama işin arka tarafında, çoğu zaman kimsenin tanımadığı bilmediği isimsiz kahramanları vardır dergilerin.

Edebiyat (hatta genel olarak, sanat) bir rahatsızlıktan doğar. Keyfi yerinde, rahat adam edebiyatla mesafeli bir ilişki içindedir. Büyük dünya yapıtlarına bakın, romanlara, filmlere, tiyatro metinlerine, resimlere, müziklere… Hep bir rahatsızlıktan doğmuşlardır. Huzursuzluktan… Yaşanılan dünyaya bir çizgi atmak, bir ses duyurmak için girişilir bütün bunlara. İşte Mavi Yeşil de bu dünyanın bir parçasıdır ve sesini duyurmak için 2000 yılının Ocak ayından beri avazını salmaktadır gök kubbeye. Duyanlara selam olsun…

Mavi Yeşil böylece 13. yılını da doldurdu. Mavi Yeşil’in doğduğu yıl hayata gözlerini açmış olan bebekler, şimdi ortaokulların son sınıfında, liseye hazırlanmaktadırlar. İşte Mavi Yeşil’in ne kadar olduğunun somut halini görmek isteyenler, o gençlere bakabilirler. Mavi Yeşil, o kadar büyümüştür işte. Bizim için hem bir çocuk, hem de bir okul olmuştur Mavi Yeşil. Zamanında dergide yazanlar (mesela ben) sonradan ulusal dergilerde de yazmaya başlamış, bazılarının kitapları basılmış ve sesleri daha gür çıkmaya başlamıştır. Mavi Yeşil Akademisi, öğrenci yetiştirmeye devam edecektir muhakkak. Bazıları -her zaman söylüyorum- ısrarla görmese de bu çaba nihayete ermeyecektir.

mavi yeşil 13. yaş gününden

5 Ocak 2013 günü Rize İsmail Kahraman Kültür Merkezi’nde artık geleneksel hale gelmiş olan yaş günümüzü de gerçekleştirdik. Bir dergi için ciddi bir kalabalık oluştu orada. Yeni insanları tanıdık, onlar da bizleri tanıdılar. AKP Rize milletvekili Hasan Karal (siyasi propaganda yapmadan) çok samimi bir şekilde dergicilikten, daha önce çıkarmış olduğu bir dergiden bahsetti ve bu yolun zor bir yol olduğunu vurguladı. Hasan Öztürk, Sezgin Taş başta olmak üzere dergimizin pek çok yazarı ve okuru oradaydı. Bu yıl içinde yazısı yayımlananlar telif ücreti olarak görülen sembolik hediyelerine, kitaplarına kavuştular. Umarım bütün bu çabalarımız sonuçsuz kalmaz ve daha da fazla insan tanır bizi zamanla. Facebook ve twitter üzerinden bizlere pek çok dostumuz ulaştı şimdiye kadar ve ulaşmaya da devam ediyor. Çok uzaklardan bizlere ulaşan dostlarımıza da teşekkür ederiz. İyi ki varlar.

Ve 79. sayı… Bu yıl yine güzel yazılarla başladı. Sabahattin Eyuboğlu’na çok küçük bir saygı duruşu gerçekleştirdik. Lafı daha fazla uzatmayayım ve dergimizin içeriğini aktarıp yazıya son vereyim. Bizimle birlikte bu yolda yürüyen bütün dostlarımıza selam olsun…

79. sayının içindekiler
Divan Şiiri Tartışmaları Arasında Bir Cumhuriyet Promethesi / Hasan Öztürk… 2
Bir Fikir Adamı Olarak Sabahattin Eyuboğlu / İlker Aslan… 8
Köy Enstitüleri Penceresinden Sabahattin Eyuboğlu / Mehmet Nur Karakeçi… 11
Yürüyen Adam / Yiğit Tornacı… 15
Kadın Erkeğin Düşüdür / Hakan Bilge… 16
İslami Romanlar Üzerine Bir Değerlendirme / Erol Uzun… 19
Mutsuzluk Diasporası / Nurkal Kumsuz… 22
Nazan Bekiroğlu’nun Nar Ağacı’nda Postmodern Kurgu / Elif Balcı Kaştaş… 24
Toni Morrison: En Mavi Göz / Ayşegül Özalp… 27
Kırık Pencere / Filiz Beyaz… 29
İskender / Serdar Çakıcıoğlu… 29
Babaannem / Funda Özsoy Erdoğan… 30
Günebakan / Sevda… 31


Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık

Büyübozumu  Yaratıcı Yazarlık

Bir öyküsünde “Yazının içinden çıkılmaz bir labirent” olduğunu söyleyen Murat Gülsoy, bu konuda pek de haksız sayılmaz aslında. Yazı, ucu bucağı görünmeyen bir denizde yüzmek gibi bir şey. Yazının en zor yanı belki de sıfırdan yaratılan. Yani roman, öykü, hatta şiir… (Şiiri biraz daha farklı bir yere koyabiliriz belki.) İyi bir roman ya da öykü nasıl olmalıdır? SInırları nelerdir? Hatta bir sınırı ya da toslayıp duracağı bir duvar var mıdır? İşte Murat Gülsoy bu ve benzeri soruların cevaplarını “Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık” adlı kitabında veriyor.

Kendisi benim çok beğendiğim bir yazar. Roman ve öykülerinde kurduğu dünyalar, bu alandaki başka yazarlara da ışık tutabilecek önemli hikayeler. Çağdaş edebiyatımızın en üretken isimlerinden birisi olan Murat Gülsoy, sadece roman ve öykü yazmakla da kalmıyor görüldüğü üzere. “Yazı üzerine yazmayı” da seven Gülsoy, bunun en güzel örneğini de bu kitapta veriyor. Kurmaca bir hikaye nasıl yazılır, içinde neler olmalı ya da neler olmamalı gibi konulara değinirken, aslında bütün bunların katı kurallar olmadığını da sık sık vurguluyor. Önünüzde size ışık tutabilecek metinler olsun ancak gerektiğinde onları ihlal etmekten de geri durmayın diyor genel olarak. Karakterlerden zaman kavramına, bakış açısından anlatım tekniğine kadar pek çok noktada “yeni” yazarlara ışık tutuyor. Ağır bir dilden ziyade sanki bir dost sohbetinde konuşuyormuşçasına yazdığı kitabı, bu anlamda da okuru zorlamayan ve söylemek istediğini dolambaçlı yollara sapmadan söyleyen bir eser.

Murat Gülsoy

Kitabın en önemli ayrıntılarından birisi de dipnotlarda geçen kaynaklar. Bu kitabı okurken pek çok başka kitabı da tanımış, not defterinizin “okunacaklar” ya da “edinilmesi gerekenler” listesine yazacağınıza eminim. Böylece kurmaca bir metnin nasıl oluşacağına dair de farklı kaynaklardan beslenebilirsiniz.

“Ben roman ya da öykü yazarı olacağım” diyen bir yazar adayının mutlaka okuması gereken, kurmaca dünyanın nasıl oluşabileceğini yumuşak ama yoğun bir dille anlatan bu kitap, Murat Gülsoy’un da roman ya da öykü yazımına nasıl baktığını görebilmeniz açısından önemli. Yaratıcı yazarlık üzerine bir şeyler okumayı aklına koymuş okurların bir “başlangıç” kitabı olarak bunu okumasını tavsiye ederim kısacası. Yeni bir dünyanın, önce yazarına ait olan ardından da okura sunulan yeni bir bahçenin kapılarını açabilmek için…