Monthly Archives: Mart 2013

Mavi Yeşil’in 80. Sayısı Çıktı..!

Mavi Yeşil 80

Blog sayfamı bir süredir aksatmış olmam münasebetiyle Mavi Yeşil’in yeni sayısına da yer veremedim. Biraz geç oldu ama olsun, iyi de oldu. Bilgiler tazelenir. Mavi Yeşil’in yeni sayısını görmemiş olan okurlar belki buradan görür, ben de iyi bir işe vesile olmuş olurum.

Artık onlar basamağı “8” olan sayılara da geçtik. Siz bu yazıyı okurken, Mavi Yeşil 81. sayısının içeriğini de büyük ölçüde şekillendirmiş olacaktır. Haberiniz ola. Bu sayının en önemli özelliği soruşturma. Türkiye’deki pek çok gazetenin kültür sanat sayfası editörlerine birebir ulaşıldı ve geri dönüş beklendi. Öncelikle bunu söyleyelim. A harfinden Aydınlık’tan tutun da Z harfinden Zaman’a kadar pek çok gazete… Bunlardan ne yazık ki sadece üç gazete geri dönüş yaptı: Milli Gazete, Star ve Türkiye gazeteleri bunlar. Türkiye’deki gazetelerin kültür sanat sayfalarının ne kadar “kültür sanat” sayfası oldukları soruldu editörlere. İlginizi çekecek bir soruşturma oldu. Katılan editörlere teşekkür ederiz. Bir başka yenilik ise çeviri şiir ve öykü. Bu sayımızda çevirilere de yer verdik. Umarım çeviri kısmı da beğeni toplayacaktır. Bundan sonraki sayılarda da çeviri şiirler, öyküler yayımlamaya devam edeceğiz.

Ben daha fazla yazmıyorum ve dergimizin sunuş yazısından alıntı yapıyorum:

Bu sayımızı Gülce Gören’le açıyoruz. Gören, Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm adlı romanında büyülü gerçekçilik ve köy olgusunu ele alıyor. Yüzyıllık Yalnızlık’ta Marquez’in başvurduğu büyülü gerçekçilik Sevgili Arsız Ölüm’le karşımıza çıkıyor. İlker Aslan Görünür Olmayanı Görmek adlı yazısında gözlerin insana oyununu, politika halk ilişkisini, Jose Saramago’nun yapıtlarından yola çıkarak sorguluyor. Gülnihal Keleş, Gürpınar’ın Deli Filozof adlı yapıtını felsefi açıdan inceliyor. Hakan Bilge, Türk İşi Gangster Filmleri adlı yazısıyla sinemamızın aksiyon türünde Hollywood eksenli dönüşümünü ele alıyor. Feyza Nur Karaağaçlı, divan şiirimizin aykırı sesi Nef ’i’yle birlikte Osmanlı şiirinin duygu ve düşünce bakımından anonim olmaktan çıkması ve “ferdileşme” ye başlamasını konu ediniyor. Mavi Yeşil soruyor; Bedir Acar, Sefa Koyuncu ve Seyid Çolak ülkemizde kültür sanata bakışın gazetelerinde yönettikleri kültür sanat sayfalarındaki yansımasını yanıtlıyor. Muhammet Çoruhlu, bireyin ben’inin oluşumunu ve özgürlük edimi algısını sorguluyor. Ömer Kalafatçı bir Dostoyevski incelemesiyle aramıza katılıyor. Gülşah Şişman, Bahtiyar Vahapzade’nin şiirinde zaman algısını açımlıyor. Hilal Yılmaz, insana ve sosyal yaşama edebiyat açısından yaklaşıyor. Roald Dahl’ın bir öyküsünü Gülce Gören çevirisiyle sizlerle buluşturuyoruz. Bir diğer öykücümüz Dilara Ayşe Akdeniz. Şiirleriyle de Sezgin Taş, Fırat Caner, Filiz Beyaz, A. Uğur Olgar, W. B. Yeats (Ertuğrul Rast’ın çevirisiyle), Sebahattin Demirci, Altay Taşkın, Yunus Emre Ayvaz, Hatice Çay aramızdalar. Dergimizin yazarı Hasan Öztürk, bu sayımızın size ulaştığı günlerde, “Okur Kitaplığı” yayınları arasında çıkan Aynadaki Rüya adlı üçüncü kitabıyla edebiyatseverlerle buluşmuş olacaktır.

 


5 Hafta 5 roman

Murat Gülsoy hocadan “okuma” dersleri…

MURAT GÜLSOY

John+Fowles+The+Collector

 

İyi yazar olmanın iyi okur olmaktan geçtiğini bilenler için… Murat Gülsoy çağdaş edebiyatın sıradışı romanları üzerine bir seminer dizisi başlatıyor.

Kafka’dan Dava,

Camus’den Yabancı,

Burgess’den Otomatik Portakal,

Fowles’dan Koleksiyoncu,

Coetzee’den Yavaş Adam

İnsanın toplumla, devletle, doğayla ve kendisiyle hesaplaşmasının kaydını tutan modern edebiyatın unutulmaz eserlerinin tartışılacağı bu seminer dizisinde varoluşçuluktan postmodernizme uzanan bir düşünce macerasının izi sürülecek ve farklı roman yazma teknikleri ele alınacaktır.

(4 Mayıs, 11 Mayıs, 18 Mayıs, 25 Mayıs, 1 Haziran)
Cumartesileri 14:00-16:00 arası…

Bilgi ve kayıt için:
Tel         : 0212 359 58 13
e-posta:kurslar@bumed.org.tr

View original post


Nisyan.

NisyanBaşlıktaki “Nisyan” kelimesinin sonuna özellikle nokta koydum. Çünkü Murat Gülsoy’un Nisyan’da anlatmaya çalıştığı şey aşağı yukarı bu. Aslında net bir şey de yok romanda. Belki bir roman bile değil. Romansa da çok farklı bir roman. Kitabın son sayfasını okuyup da kapağını kapattığımda içimden şu geçti, fotoğraf kareleri… Sanki farklı zamanlarda çekilmiş, farklı kişilerle oluşturulmuş değişik fotoğrafların yer aldığı bir fotoğraf albümüne bakıyordum. İşte roman tam olarak bu tadı bırakıyor ağızda.

Hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti cümlesinin hepimiz en az bir kere kullanmışızdır herhalde. Ölüme yaklaşmak, ölümden dönmek, ölmeye ramak kalmak deyimleriyle yan yana kullandığımız bu söylem, çoğu zaman rasyonel bir gerçekliğe oturmaz aslında. Nisyan’da da ölümden dönmüş bir adam anlatmıyor bunları bu yüzden. Ölmek üzere olan bir adamın ağzından dinliyoruz, okuyoruz yazılanları. Ölümün gerçekliği hızlı bir şekilde üzerimize gelirken, ondan kaçamıyor oluşumuzun resmi bir bakıma da Nisyan.

Zaman dolup da nokta konduğunda, bizim için öykü sona erer artık. Bizim öykümüz, artık bizim olmaktan çıkar ve başkalarının öykülerinde bir alt metin olarak yer almaya başlar belki. “Ölümü ölümsüzleştirmek” mümkün mü peki? Nisyan üzerine yazılanlardan ve Gülsoy’un söylediklerinden alıntıladığım bu ifade, roman boyunca yakamızı bırakmıyor. Yazmak, bir bakıma ölüme karşı durmak ve ölümü ölümsüzleştirmek anlamına da gelebiliyor. Ölümün güçlü kollarındaki bu zayıf adam da ölüme an be an yaklaşırken bir nefes ve bir nefes daha alarak ölüme karşı durmayı deniyor. Belki de yapamayacağını bile bile. İşte bu bölük pörçük ve anlaşılması zor kısa paragraflar da bu yüzden birer fotoğraf karesi gibi geliyor bana. Hepimizin görebileceği fotoğraf kareleri. Bir kısa film değil, birbiriyle zaman zaman ilgisiz ama özünde fazlasıyla iç içe geçmiş fotoğraf kareleri… Çünkü merkezinde “ben”in olduğu her an, ayrık gibi dursa da temel olarak birbiriyle ilişkilidir.

Nisyan, klasik bir Murat Gülsoy romanı değil. Hatta açıkçası şunu söylemem gerekirse, kitabı kimin yazdığını bilmeseydim, Murat Gülsoy’un yazdığını bile tahmin edemeyebilirdim. Diğer roman ve öykülerine göre çok daha sert ve anlaşılması zor bir roman Nisyan. Kolayı sevmeyen Murat Gülsoy okurlarının mutlaka ilgisini çekecek ve beğenisini toplayacaktır Nisyan. Hala okumamış olanlar varsa şiddetle tavsiye edilir. Bu arada şunu da söyleyeyim, Gülsoy bu romanı, kitap haline getirmeden önce parça parça kişisel blog sayfasında yayınladı. Ben blog sayfasından zaman zaman takip ettim ancak oradan okuyup tamamlamadım. Ne de olsa kitaba dokunmak, sayfa çevirmek başka şey…

murat gülsoy