Balon

Kırmızı Balonun Yolculuğu
Kocaman gözleri, az önce elinden fırlamış olan balonuna takılıp kaldı. Balon yükseliyor, masmavi gökyüzünde kırmızı bir nokta oluyor, kırmızı nokta gittikçe küçülüyordu. Bir martı aniden balonun yanından geçti. Hiç de sevmemesine rağmen, alışkanlıklarını terk edememiş bir halde, ağzındaki simiti bir başka uzama taşıyordu. Kırmızı balon, martının yarattığı rüzgardan etkilenerek hızla yön değiştirdi. Yükselişini başka bir boyuta taşıdı iradesi dışında olsa da. Kocaman gözleriyle balonu izleyen küçük kızın gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Sonrasında ağlamasının anlamsız olduğunu düşünmüş olacak ki parka dönüp kaydıraktan kaymayı tercih etti. Yolun karşısında yaşlı bir adam, bütün bunlar olurken, ölmeyi bekliyordu.
Yaşlı bir adam yayaya kırmızı yanan trafik lambasının yeşile dönmesini beklerken gözlüğünü yere düşürdü. Kör olduğunun farkında değildi adam, bu yüzden kırmızının yeşile dönüşünü görmedi. Kimse yardım etmedi. Trafik ışığının karşısında on üç yıl dokuz ay yirmi bir gün on dokuz saat ve elli üç dakika daha yaşadıktan sonra öldü. Bütün bu zaman diliminde hiçbir şey yemedi, içmedi. Hiçbir şeye gülmedi, hiçbir şeyden ötürü üzülmedi. Cenazesine kimse gelmedi. Üzerinden kimliği çıkmadığı için şehrin herhangi bir yerindeki belediye mezarlığına defnedildi. Mezarlık görevlisi, yapmak zorunda olmamasına rağmen, yaşlı adama acımış olacak ki, mezarını suladı bir süre ve mezarının başına bir kızılçam dikti.
Tamı tamına yedi yıl on bir ay on dört gün sekiz saat kırk bir dakika sonra kızılçamın boyu üç metreyi çoktan geçmişti. Çamın kozalaklarından biri mezarlığın caddeye bakan tarafındaki duvarın dibinden, o sırada caddeden geçmekte olan yirmili yaşlarına yakın, iyi giyimli, temiz yüzlü bir genç kızın kafasına düştü. Genç kız o sırada müzikçalarından Tom Waits’in Jockey Full of Bourbon adlı şarkısını dinlediği için ne olduğunu anlamadı. Havaya baktığında kızılçamın dallarını gördü. Kozalağı alıp çantasına koydu. Yoluna devam etti.
Aylardan ağustos, hayır hayır, nisandı. Bir martı, nisanın bütün güzelliğini bedeninde taşıyormuş gibi uçup duruyordu gökyüzünün maviliğinde.
Kozalağın düştüğü, kızın yürüdüğü caddeye bakan dar sokaklardan birinde, orta yaşlı, kilolu, esmer bir kadın çamaşır asıyordu evinin balkonunda. Çamaşırlardan birisi yola düştü. Kadın sokağa inip çamaşırı aldı. Çıkarken içeride unuttuğu anahtarı yüzünden, rüzgarın etkisiyle kapanmış kapıyı açamadı. Çaresiz oturdu kapısının önünde. Zaman böylece geçti. Kadın tam üç yıl iki ay yedi gün yirmi iki saat yedi dakika kapıda oturduktan sonra evini yakmaya karar verdi. Eteğinin cebini yokladı, kibrit ya da çakmak yoktu. Evini yakamadı.
Bütün bunlar olurken kırmızı balon atmosferde iyice yükselmiş, açık hava basıncının etkisiyle patlamış ve bambaşka bir iklimin bambaşka bir coğrafyasına bir lastik parçası olarak düşmüştü. Kahverengi gözlü, beyaz tenli, kısa boylu küçük bir erkek çocuğu balonun arta kalan parçalarını buldu, cebine koydu. Belki bir şey yaparım diye düşündü. Sadece bir şey.

Reklamlar

Sen de söyle. Korkma. Ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: