BİR DEVAM FİLMİ: İKİYE KADAR SAYAMAMAK (Radikal Kitap 654. Sayı)

İkiye Kadar Sayamamak

 

BİR DEVAM FİLMİ: İKİYE KADAR SAYAMAMAK *

Öykünün ne olduğuna dair olan tartışmalar geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam ediyor. Modernizm, sanatın her alanında olduğu gibi öyküye de yeni olanaklar sunmuştu. Postmodernizm de modernizmin getirdiği bu yenilikleri daha ötelere taşıdı ve hem yazara hem de okurlara yeni dünyaların kapılarını açtı. Artık günümüz öyküsü, klasik kalıplardan çoktan uzaklaştı, hem muhteva olarak hem de üslup olarak yepyeni bir şekle dönüştü ve dönüşmeye de devam ediyor. Bizim öykücülüğümüz de özellikle 50 kuşağının yenilikçi tavrında ilerlemeye devam ediyor. Bilindiği üzere 50 kuşağı, öykümüzü bir yerden alıp bambaşka bir yere taşımıştı. Günümüz genç öykücüleri de –gençten kastım artık 80’den sonra doğanlardır, belki biraz daha öncesini de “gençlere” dâhil edebiliriz ki içerik olarak yakındırlar birbirlerine- 50 kuşağının birikimini değerlendiriyor. Her ne kadar öykümüz zaman zaman bir suskunluk ya da durgunluk dönemine girmiş / giriyor olsa da birbiri ardına çıkan öykü kitapları ve verilen öykü ödülleri, öykümüzün zenginliğini görmemiz açısından da önemli.

Gökhan Yılmaz da genç kuşağın önemli öykücülerinden birisi. Üslup olarak kurmacanın sınırlarını fazlaca zorlayan Yılmaz, ilk kitabı Biraz Kuşlar, Azıcık Allah’tan sonra ikinci öykü kitabı İkiye Kadar Sayamamak’la da okuru şaşırtmaya devam ediyor. İlk kitabının üstünden henüz bir yıl geçmiş olmasına rağmen ikinci kitabıyla okuru selamlayan yazar, bu alandaki üreticiliğiyle de dikkat çekiyor bana kalırsa. İlk kitabı üzerine yazdığım yazıda Gökhan Yılmaz’ın öykülerini bir devre (modern, postmodern) yerleştirmeye yanaşmıyorum demiştim. Bu kitabı için de aynı ifadeyi kullanmakta bir sakınca görmüyorum. Çünkü yeni kitabındaki öykülerde de her şeyden biraz var.

Biraz Kuşlar, Azıcık Allah’ı “biricik egosuna, hiçtenlikle” ithaf eden Yılmaz, İkiye Kadar Sayamamak’ın ithafında da aynı çizgisini sürdürüyor ve kitabın henüz başına “biricik ikirciklerime… üçtenlikle…” diyerek belki de üzerinde çalıştığı üçüncü kitabına gönderme yapıyor. İkiye Kadar Sayamamak’ın ilk öyküsü “azı,cık,”ta da ilk kitabına göndermeler var. “Azıcık diyorum. Azıcık Allah.” diye başladığı öyküsünde son derece bireysel bir yaklaşımla çevrenin, toplumun, insanların inanç değerlerini de sorguluyor Yılmaz. Kitaptaki başka öykülerde de aynı tavrı sergiliyor zaman zaman. Neye inanıyoruz, neden inanıyoruz ya da neden inandığımız gibi yaşamıyoruz sorularını sık sık okura sordurtan Yılmaz, her öykünün ardından biraz da düşündürüyor okuru. Onun diliyle: biraz öyk, azıcık düşünmek…

Kendisinin, dillendirmekten pek hoşlanmadığı özelliğini de vurgulamam gerek. Umarım bunun için bana kızmaz çok fazla ama kitabın arkasında da belirtildiği üzere dilin sınırlarını bir hayli zorluyor Yılmaz. “Oyun hamuru” gibi kullandığı dilin kurallarını bir tarafa bırakıyor. Sadece yazım şekli olarak değil noktalama işaretleri kullanımında da belli kalıplara bağlı kalmıyor. Kesme işareti kullanılması gereken yerde, bu gerekliliğe takılmadan bir virgül yerleştiriyor. Sınırları kaldırıyor ve bu sebeple de öyküleri bambaşka bir şekil alıyor. Kendisinin tabiriyle bazen “öyk” oluyor yazdıkları öyküden ziyade. Bir anda çıkmış ve o şekilde akıp giden öyküleri belki de bu yüzden biraz “öyk”e benziyor. Örneğin “altyası-haltyazı” başlıklı öyküsü bir hayli zorlayıcı. Bütününe bakınca sanki bir kenarı yırtılmış bir fotoğraf, tamamı görünmeyen bir şekil gibi. Bir parçasını kendisinin verdiği kavramların içini biraz da okurun doldurmasını bekliyor Yılmaz. Böyle bakınca da kolaycı okura göre olmayan öyküler çıkıyor ortaya.

Başlıkta “bir devam filmi” ifadesini kullanmamın en önemli sebebi ilk kitaptaki öykülerle benzeşen muhteva… Öykülerin belkemiğini ilişkiler oluşturuyor. Anne-baba, komşu, karı-koca, sevgili ya da öğretmen-öğrenci ilişkileri Biraz Kuşlar, Azıcık Allah’ta olduğu gibi İkiye Kadar Sayamamak’ta da Yılmaz’ın muhtevaya dâhil ettiği konular. Özellikle ebeveynlerle kurulan ilişkiler çok baskın. Babasıyla yüzleşen evlat bu kitapta da sık sık kahramanı oluyor çeşitli öykülerin. Bazen anne ve baba üzerinden bazen de kendi başına kalmış yalnız bir birey olarak aslında varlığı, var olamayışı ve ölümü sorguluyor Yılmaz. “İnsan kendini en çok ölürken hisseder.” diyen Yılmaz, varoluş üzerine “Neden?” sorusunu da sık sık sorduruyor okura yukarıda da belirttiğim üzere.

Öykülerin genel olarak kasvetli bir havası var bana kalırsa. Çoğu öykü, okurken olduğu gibi okuduktan sonra da huzursuz etmeye devam ediyor okuru. Rahatsızlık veriyor. Bacaklarınızı uzatıp çayınızdan bir yudum daha alacakken, okuduğunuz bir cümleyle kendinize çekidüzen vermek zorunda kalabiliyorsunuz. Okuru mutlu edip sahte dünyalar sunmuyor. Aksine, “gerçek olan budur” diyerek okurun gözünü biraz daha açmasına sebep oluyor. Ve gerçeğin acı olduğu varsayımı fazlasıyla yapışıyor okurun yakasına.

Yılmaz’ın “öyk” dünyası sıradan bir dünya değil. Sık sık kullandığı devrik cümleleri de sıradan devrik cümleler değil. Bir kere devrilmiş bir cümleye bir tekme daha atıyor ve Türkçede isimlendirilmemiş yeni bir cümle yapısı sunuyor okura. Bu durum, yukarıda da söylediğim gibi, dilin sınırlarını tanımamasıyla ilgili Yılmaz’ın. Biraz Kuşlar, azıcık Allah’a nazaran, yeni öykü kitabındaki öykülerin uzunlukları daha değişken. 24 satırdan (ya da maddeden) oluşan ve kitabın son öyküsü olan “cevaz anahtarı” toplamda sadece bir cümle aslında ve bana kalırsa kitabın en vurucu öykülerinden bir tanesi. Böyle bakarsak, dilin sınırlarını zorlaması bir yana, deneysel de bir çalışma yapıyor Yılmaz. İkiye Kadar Sayamamak kendi öykü geleneğini kendisinin oluşturduğu Yılmaz’ın çıtasını da daha yükseğe taşıdığı bir deneme tahtası gibi aslında. İlk öykü kitabındaki 23 öykünün hikâyesi gibiyse eğer İkiye Kadar Sayamamak, bu kitapta 24 öykü olmasının da yazarın yaşı ile bir ilgisi olabilir diye düşünüyorum. Tıpkı mutluluğun kahvaltıyla olan ilgisi gibi.

Kitabın en uzun ve en dikkat çekici öykülerinden birisi olan “ölyatağı”, çocukluğundaki bir bireyi bugüne taşıyor. Ardından tekrar geçmişe gidiyor. Annesiyle babasıyla karşılaşıyor. Kırıyor, döküyor ve sadece okuru değil kendi kahramanlarını da oradan oraya savuruyor Yılmaz. Şimdiki zamandan geçmişe doğru bakarken, okurun da kendi çocukluğuna gitmesine aracı oluyor Yılmaz bu öyküsüyle. “Aslı” karakteriyle biraz da kendi aslına dönüyor belki de. “Allah’ını seven defansa gelsin” diye haykıran kahramanımızın imdadına koşanın olmaması defanstaki çaresizlikten de kaynaklanıyor şüphesiz. Kurtaracak neyimiz kaldı ki, diyor okur içinden belki de. Bu yüzden de defansa koşmuyor yardıma. Herkesteki yalnızlık gibi ölyatağı’nın kahramanı da kendi yalnızlığına gömülüyor böylece.

İkiye Kadar Sayamamak, öykücülüğümüzün geleceği adına umut vaat ediyor. Her anlamda sınırsızlığa odaklanan metinler, öykünün gözlerini, kulaklarını, burnunu, kollarını, bacaklarını söküyor ve başka yerlere yerleştiriyor. Ardından öykünün böyle de olabileceğini, yapılabileceğini fark ediyoruz. Tıpkı Biraz Kuşlar, Azıcık Allah’ta olduğu gibi. Yanında, herkese bir abaküs hediye edeceği yeni kitabı üzerinde çalışan Gökhan Yılmaz’ın öykülerini bu sefer de büyük bir zevkle ve bir o kadar da büyük bir huzursuzlukla okuyacaksınız. Kitabın son sayfasını bitirip de kapağını kapattığınızda, kafanızda onlarca kavram, soru, şekil, fotoğraf karesi uçuşmaya devam edecek. Ekmek arası reçel gibi bir tat bırakacak ağzınızda İkiye Kadar Sayamamak. Taze ama bir o kadar da eski…

* Radikal Kitap’ın 27 Eylül Cuma günkü 654. sayısında  kısaltılarak yayımlanmıştır. Okuduğunuz metin, yazının eksiksiz halidir.

radikal kitap 654

 

Reklamlar

2 responses to “BİR DEVAM FİLMİ: İKİYE KADAR SAYAMAMAK (Radikal Kitap 654. Sayı)

  • İsimsiz

    Ah be Gökhanım.
    Seni Allah Rızası için ne kadar çok sevdiğimi bi bilsen..
    Dün hayatımı zehir ettiler. Bana evleneceğini söylediler..
    AH be Gökhanım. AH!!
    Ben şimdi seni düşünmeden nasıl dururum?
    Başka bir kadınla olduğunu, evleneceğini, bir başkasıyla yuva kurmana nasıl alışacağım?
    Ben sensiz ne yapacağım?
    Hayata bakış açımı değiştiren adam olmadan ben ne yaparım??

    • ilkeraslan

      Hanımefendi ben Gökhan Yılmaz değilim. Bu mesajı da doğru bir yere göndermediniz sanırım. Maalesef Gökhan’la uzun zamandır iletişim kurabilmiş de değilim. Bu sebeple, anlamsız olacağını düşündüğüm için yorumunuzu onaylayamayacağım. Üzgünüm.

Sen de söyle. Korkma. Ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: