MUSTAFA KUTLU’NUN ŞEHRİNDE HAKİKAT ARAYIŞI: NUR (Ayraç 52. Sayı)

Nur

MUSTAFA KUTLU’NUN ŞEHRİNDE HAKİKAT ARAYIŞI: NUR *

Okurları bilir, Mustafa Kutlu’da her yıl bir kitap yayınlama geleneği vardır. Ancak bu yılki kitap beklendiğinden daha önce geldi. Ramazan ayına yakın zamanlarda yayınladığı kitaplarına 2014’ün ilk ayında piyasaya sürdüğü Nur’u da ekledi Kutlu. Vaktinden önce gelmiş olan bu kitabın çıkış zamanının tesadüfi olmadığını da düşünebiliriz pekâlâ. Ülkemizin içinde bulunduğu sosyal, siyasi ve ekonomik şartları, kendi penceresinden yorumlayan Kutlu, “Böyle de olabilir…” mesajını veriyor bizlere bir kez daha.

Bazı yazarlar vardır, işlediği konular olsun, kullandığı anlatım olsun bir şekilde eserlerini tamamlarlar. Mustafa Kutlu da öyle bir yazar. Herhangi bir kitabının üstünden Kutlu’nun ismi silinse ve piyasaya öyle sürülse, sadık okurları, bahsi geçen kitabın Kutlu’ya ait olduğunu bilir. Nur da bu kitaplardan birisi işte. İlk satırından son sayfasına kadar kitabın her yerine bir “Kutlu hassasiyeti” sızmış. Her kitabında bir tezle okurun karşısına çıkan Kutlu, bu romanında da Türkiye’de –özellikle son yıllarda- gelişen ve değişen şehircilik anlayışına değiniyor ve modern mimarimizin gittiği yeri irdeliyor. Hikâyenin başkarakteri olan mimar Nur hanımın eşyanın hakikatini yolculuğunu, bir bakıma Kutlu’nun şehir arayışı olarak okumamız da mümkün.

Kutlu’nun şehri: Öze dönmek mümkün mü?

Modern dünya, her anlamda sınırsız tecrübeler sunuyor insanoğluna. Şehirler ve kentsel dönüşüm zihniyeti de bundan nasibini alıyor tabi. Şehirlerimiz, eski şehirler olmaktan gittikçe uzaklaşıyor. Bu sadece İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde değil, taşranın çeşitli şehirlerinde de aynı üstelik. Mustafa Kutlu’nun ise bu duruma itirazı var. Zaman zaman Yeni Şafak’taki ve Dergâh’taki yazılarında da şehir planlamasına ve kentsel dönüşüme değinen, belli kaygılarını dile getiren Kutlu, bu sefer bu durumu Nur üzerinden, kurmaca ile gerçeğin iç içe geçtiği bir zeminden ele alıyor.

Nur’un başkarakteri, yukarıda da belirttiğimiz üzere, Nur isminde mimar bir kız. Bir başka önemli karakter de Sinan. O da mimar. Kutlu, karakter isimlerini de onların mesleklerini de özellikle seçmiş belli ki. Sinan ile Mimar Sinan’a bir gönderme yaptığını görmemiz zor değil. Öte yandan Nur ismiyle de bahsi geçen durum üzerinde bir umudu aktarıyor bizlere. Karakterlerin ikisinin de mimar olması şuurlu bir seçim dedik ki zaten Kutlu –neredeyse- bütün bir hikâyeyi mimari üzerine kurmuş.

Sinan, Nur’u tanıdığı anda ona âşık olur. Nur’un da Sinan’a karşı boş olmadığı ilerleyen sayfalarda görürüz. Öyle ki çevrelerindeki insanlar da sık sık “Kaçırma bu kızı, kaçırma bu oğlanı…vs.” diyerek onların bu ilişkilerine destek olur. Onları birbirlerine bağlayan en önemli huşulardan birisi de mimari anlayışlarıdır. Bu anlayış, aynı zamanda Kutlu’nun da şehre ve şehir hayatı ile kentsel dönüşüme olan bakış açısını sunar bize. Kutlu’yu takip edenler bilecektir, modern dünyadaki şehir hayatını sık sık eleştirir o. Şehrin, insanla var olduğunu ve ancak insana hizmet ederse yaşayan bir canlı olduğunu vurgular. Taşrayı, kır yaşamını, mahalle kültürünü çok iyi bilen Kutlu, şehir hayatının da aynı zihniyetle yeniden var olması gerektiğine değinir. Günümüz şehircilik anlayışını da bu bağlamda eleştirir işte. Kapitalizmin ve liberal ekonomi politikalarının piyasayı kontrol ettiği düzende eşyanın hakikatini aramanın ne kadar zor olduğunu bilir Kutlu ancak, “Bu direniş önemli.” diyerek de içinde taşıdığı umudu yok etmez. Şehir hayatı, günden güne değişmekte ve kır alanlarının, ormanların, ağaçların yerini betonlar almakta. Kutlu’nun itirazı bu “betonlaşma” zihniyetinedir.

Kent

 

Evvel zamanda katıldığım bir söyleşisinde Orhan Okay hoca mahalle kültüründen bahsetmişti ve (harfi harfine aktaramasam da) şöyle demişti: “Eskiden mahalleler vardı ve evler yatay bir şekilde uzanırdı. Bir insan pencereden kafasını uzattığında mutlaka karşı pencerede başka birini bulurdu. Komşuluk ilişkileri bu yüzden güçlüydü. Sokak, bu yüzden anlamlıydı. Şimdi evler yatay değil dikey uzanıyor. Bu yüzden yüksek apartmanlarda kimse birbirini tanımıyor ve komşuluk ilişkileri de bundan dolayı bu kadar zayıf.”

Orhan Okay bu sözleriyle adeta Mustafa Kutlu’nun kaygılarına ortak olduğunu da göstermişti. Mahalle kültürümüz çoktan bozuldu. Sokaklardaki iki katlı müstakil evlerin yerini yüksek apartmanlar aldı. Apartmanlar, başka devasa apartmanların oluşturduğu özel güvenlikli, tel örgülü sitelere dönüştü. Toplumumuzda yayılan korku ve kaygılar adeta kendimizden kaçan, saklanan insanlara dönüştürdü bizleri. Mahallelerde farklı kültür ve ekonomik seviyedeki insanların yaşayabilme durumuna karşın, sitelerin böyle bir farklılığa imkân tanımadığı vurgulanıyor kitapta. Eşyanın özündeki toprak, toprağın var ettiği ağaç ve hammaddesi ağaç olan ahşap evlerin, yapıların gerekliliğini bir kere daha gündeme getiriyor Kutlu. Bütün bunları anlatırken örnek bir olay sunmaktan da geri durmuyor. Sinan’ın yaşadığı mahalledeki bir komşuları (komşu gayrimüslimdir) evini satar. Evi, Nur’un da maddi yardımıyla Sinan alır ve binayı yıkarak kendi mimari hassasiyetlerini ön plana çıkaran yeni bir ev yaparlar oraya. Kutlu’nun idealist mimar tipi karşımızdadır. Bizdeki müteahhit zihniyeti ve “kat karşılığı verip üç beş daire alalım” fikrinden uzaktır Sinan ve Nur. Kapitalizmin keskin çarkları arasında hâlâ idealist insanların olacağının da bir göstergesidir aslında Sinan ve Nur’un bu bakış açısı. Maddiyata esir olmuş, hakikati kaybetmiş insanlar; neye inanırlarsa inansınlar benliklerinden, özlerinden kopmuşlardır artık. Kutlu, hikâyesinde bunu da gösterir bizlere. Zengin ve fakir sınıfı bir arada sunar. Fakirlikten zenginliğe ulaşan insanların sadece maddi olarak değil manevi olarak da bozulabileceğine dikkat çeker. Öte yandan geç de olsa zenginliğini bir yana bırakıp maneviyata yürüyen karakterler de vardır Kutlu’da ki o, bu tipi daha önce yazdığı farklı hikâyelerinde de sunmuştur bize aslında. Bu bakımdan “hakikati bulan tip” Mustafa Kutlu okurlarının yabancısı olduğu bir tip de değildir.

Dünya hızla değişirken hükümetlerin şehirler ve şehirleşme üzerine uyguladığı yanlış politikalar, kentsel dönüşüm adı altında ortaya çıkan hızlı betonlaşma, mahalle ve sokak kavramlarının yok oluşuyla birlikte, insanın kendine ve çevresine nasıl yabancılaştığının korkutucu bir yanını gösteriyor bizlere Kutlu bir kere daha. Bu durumu, şehrin dönüşmesini o kadar ileriye taşır ki bunu, kul/vatandaşlık hakkı ihlali olarak görür. Çünkü ortaya çıkan bu değişim ve dönüşüm aslında insanın özüne uygun değildir.

Aramakla bulunmaz ama…

Öte yandan Nur’daki bu mimari arayışının bir de manevi bir boyutu var: Mimar Nur’un arayışı… Nur, zengin bir aileye mensup, hali vakti yerinde bir kızdır ancak içinde bir boşluk vardır. Dolduramadığı bir boşluk… Bu yüzden de arayıştadır. Hikâye içerisinde farklı ortamlarda bulunur ve bu ortamlar Nur’a çeşitli sorular sordurtan ortamlardır. En başta zenginliği ve içerisinde bulunduğu sosyoekonomik çevre bile başlı başına bir meseledir onun için. Babasının içerisinde bir inanç olduğunu bilir ancak namaz kılmamasına anlam veremez. Öte yandan Kutlu satır aralarında namazın sık sık terk edilip orucun ise genel anlamda aksatılmadığı bir insan profilinden bahseder bize. Bu kişi profili, ülkemizde de yaşayan Müslümanların genel tutumunu gösteren önemli bir profil. Oruca gösterilen hassasiyetin namaza gösterilmemesinin açıklamasını ise sürekliliğe bağlıyor Kutlu. Oruç yılda bir ay iken namazın sonunun olmadığını söylüyor. Nur da öyle bir çocukluk, gençlik geçiriyor. Namazlarını sık sık aksatırken orucunu aksatmıyor. Aslında Nur’un arayışı çocukluğuna kadar uzanıyor. Öte yandan sokakta Somalili bir çocuk bulması, onu evine alması ve çocuğun isminin Umar (Ömer) olduğunu öğrenmesiyle imanını sorgulaması aşırılık olarak görünebilir belki. Halit Ertuğrul’un “hidayet romanları” diye tanımlayabileceğimiz romanlarında sık sık karşımıza çıkan tiple benzer gibi görünse de Kutlu’nun karakterlerinde büyük ölçüde bir tutarsızlık yok.

mustafa kutlu

Nur, arayışı içerisinde Kuran, çeşitli ilmihal ve metafizik kitapları okur; evreni, kendisini, çevresini tanımaya ve anlamaya çalışır. Nur’un içerisinde ilahi bir inanç vardır ancak bu ona yetmemektedir. Aslında Sinan ile münasebeti de biraz bu minvalde gelişir. Nur, kendince daha bilgili gördüğü Sinan’a sık sık sorular sorar. Hayata ve maneviyata yönelik olan bu sorular, cevaplaması kolay sorular da değildir. Sinan da dili döndüğünce, bilgisi yettiğince cevaplamaya çalışır soruları. Ancak Nur, hiçbiriyle yetinmez ve aramaya devam eder. İstanbul’dan çıkıp farklı şehirlere gider. En sonunda aradığını Karaman’da bulur. Bir tekkeye katılır ve kendini arayış yolculuğuna burada devam eder. Nihayetinde de tekkeyle işinin bittiğini düşünerek eve dönmeye karar verir.

Joseph Campbell’in “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu” adlı çalışmasında geniş bir biçimde değindiği bu arayış, Kutlu’nun başka eserlerinden de bildiğimiz bir süreç. Çağrı, yola çıkış, rehber, sınav, çile çekme, geri dönüş gibi aşamaların tamamını Nur’da görürüz. Tesadüfi değil, sistemli bir ilerleyiş vardır aslında. Nur da en sonunda bu yolculuğunu tamamlayarak hikâyenin sonunda Kutlu’nun tabiriyle “kurtulmak için kurtarır” ve Hakk’a erer.

Sözün özü

Kutlu, zamanlama olarak pek çok okurunu şaşırtan bu son kitabıyla ütopik bir dünya daha sunuyor bizlere. Şehir hayatının açmazları, kentsel dönüşüm, eşyanın özü, insanın kendini arayışı ve maddi aşktan manevi aşka uzanan yolu o bilindik üslubuyla aktarıyor. Bütün bu fikirleri Kutlu’nun “daha iyi bir dünya arayışı” olarak niteleyebiliriz sanırım. Kutlu, okuru, Nur ve Sinan eşliğinde bir yolculuğa çıkarıyor ve zaman zaman –belki de farkında olmadan- postmodernist öğeleri de kullanarak özellikle şehirleşme ve mimari konusunda önemli noktaları aktarıyor. Kapitalist dünyanın çarkları arasında hâlâ iyi niyetli insanların çaba gösterdiğine dair olan inancımız da kaybolmuyor böylece. Kutlu’nun her hikâyesi gibi bu hikâyesi de tünelin ucunda küçük de olsa bir ışık olduğunu hatırlatıyor bize. Hem de tavanı delip gökyüzüne kadar yükselebilecek güçlü bir ışık…

Ocak, 2014

__________________________
* Ayraç Kitap Tahlili ve Eleştiri 
Dergisi’nin Şubat 2014′deki 52. sayısında yayımlanmıştır.

ayraç 52

Reklamlar

4 responses to “MUSTAFA KUTLU’NUN ŞEHRİNDE HAKİKAT ARAYIŞI: NUR (Ayraç 52. Sayı)

Sen de söyle. Korkma. Ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: