Monthly Archives: Kasım 2014

YKY Editörleri Ne İş Yapıyor?

aynı kapaklar

2014 yılının Nisan ayında, sevgili hocam Fırat Caner’in merakla beklediğim kitabı “Kuşla Kediye Ağıt” İthaki yayınları etiketiyle piyasaya çıkmıştı. Kitap üzerine bir şey yazacak değilim. Zaten daha önce Radikal Kitap’ın bir sayısında, kitabı tanıtmıştım. İsteyenler, o yazıya burayı tıklayarak ulaşabilir. Öte yandan henüz yıl bitmeden, bu ay içerisinde, YKY tarafından güzel ve farklı bir kitap daha çıktı piyasaya. Gündüz Vassaf’a ait “İstanbul’da Kedi” isimli bu kitap, sadece kediden değil, İstanbul’dan ve kediden yola çıkarak belki de bütün bir hayvan aleminden bahsediyor. Tabi ki insan-hayvan ilişkisi üzerine de bir şeyler söylüyor. Kitabı okuma imkanım olmadı ancak katıldığım bir söyleşide Vassaf’ın kendisi kitabını anlatmaya çalışmıştı. Bilgimin kaynağı budur ve okumadığım için sınırlıdır.

Mesele bu iki kitap da değil aslında. Mesele bu iki kitabın kapak tasarımı. Başlıkta hedefe YKY editörlerini koymamın sebebi de Gündüz Vassaf’ın kitabının, Fırat Caner’in kitabından çok sonra çıkmış olması. Bu yüzden bu bana kalırsa “büyük” editörlük hatası YKY’ye aittir. Ha diyeceksiniz ki, ne var canım, iki kitabın da kapağı aynı görselle basılmış olamaz mı? Yasak mı? Günah mı? Tabi ki değil. Görsele dair herhangi bir telif sıkıntısı olmadığı sürece (araya para girmiyorsa yani) hiçbir problem olmaz. Bunu biliyoruz. Ancak gelin görün ki bana kalırsa bu bir prestij meselesidir ve hatadır. Bir yayınevinin kullandığı görseli ve tasarımı, neredeyse hiç değiştirmeden bir başka yayınevi kullanıyorsa bu durum o yayınevi adına bir olumsuzluk teşkil eder. Hele ki bahsi geçen yayınevi Yapı Kredi Yayınları gibi kültür dünyasına onlarca “sağlam” kitap sunarak önemli işler yapan bir yayıneviyse…

YKY, Fırat Caner’in kitabını görmemiş olabilir mi? Pekala bu mümkün. Hatta görmüş olmasından daha olası bir ihtimal bile olabilir. Ancak durum böyleyse YKY editörleri piyasayı sadece kendilerinden ibaret sayıp öteki yayınları takip etmemekle bile itham edilebilir ki editör denilen kişi, genel yayın yönetmeni denilen kişi, işin teknik kısmında yer alan ve meseleyi tüm boyutlarıyla ele almak zorunda olan çalışanlardır. Öte yandan Fırat Caner’in kitabını görmüş olmalarına rağmen böyle bir politika da izlemiş olabilirler. Bunun sebebi ne olabilir diye düşününce aklıma, “İstanbul’da Kedi” kitabının yazarı olan Gündüz Vassaf’ın, kapak tasarımında “Bunu kullanacaksınız” şeklinde ısrar etmesi olabilir diye geliyor. Böyleyse bile, aynı kapak tasarımında, kendilerinden çok çok önce çıkmış bir kitabı göstererek, “Bunu kullanmamız prestij kaybına sebep olabilir çünkü İthaki Yayınları bu görseli aylar önce falanca kitabında kullandı” diye kendi yazarlarını ikna etmelilerdi bana kalırsa YKY editörleri ki Gündüz Vassaf böyle inatçı bir tutum sergilemiş midir, o konuda da emin değilim.

Başka olası senaryolar da vardır mutlaka ancak bir okur olarak, 2014’ün bahar aylarında okuduğum bir kitabın kapağının aynısını, 2014’ün sonlarında YKY etiketi ile çıkan bir başka kitapta görmek beni rahatsız etti. Yayın dünyası bunlara dikkat etmeli. Eminim bunu yapan daha “küçük” bir yayınevi olsaydı daha büyük bir kıyamet kopardı ama ne hikmetse YKY yapınca kimseden ses çıkmadı. Koskoca YKY’den birisi çıkıp da konu ile ilgili bir şey söyledi mi? Söylediyse de ben takip etmediysem, o da benim eşekliğim olur, kusuruma bakılmasın lütfen ama eğer öyle bir açıklama gelmediyse de sorarlar insana YKY editörleri ne iş yapıyor diye.

Not: Bundan birkaç zaman önce de sevgili arkadaşım Eyüp Tosun, aşağıdaki kitaplara dikkat çekmiş ve ironik bir şekilde “Aman ha karıştırmayın kitapları” diyerek okuru uyarmıştı. Yani demem o ki bu ilk değil, son da olmayacak gibi görünüyor.

aynı kapaklar2


MUHAFAZAKÂR BİR EDEBİYAT MÜMKÜN MÜ? (Ayraç 61. Sayı)

ayraç 61

MUHAFAZAKÂR BİR EDEBİYAT MÜMKÜN MÜ? *

Giriş

Muhafazakârlık, kavramsal olarak, tarihsel süreç içerisinde çeşitli şekillerde yorumlanan, bugün de durduğu zeminin kaygan olduğu bir kavram olarak görülmektedir. Sözlük anlamı, “tutuculuk” olan muhafazakârlık, “korumak” anlamına gelen muhafaza kelimesinden türemiştir. Bunların ötesinde muhafazakârlık, gündelik hayatta bir dünya görüşü ve/ya siyasi bir ideoloji olarak da bireylerin kendilerini tanımlamak için kullandıkları bir kavramdır. “Muhafazakârlık, insanın akıl, bilgi ve birikim bakımından sınırlılığına inanan, bir toplumun tarihsel olarak sahip olduğu aile, gelenek ve din gibi değer ve kurumlarını temel alan, radikal değişimleri ifade eden sağ ve sol siyasi projeleri reddederek ılımlı ve tedrici değişimi savunan ve siyaseti, bu değer ve kurumları sarsmayacak bir çerçeve içinde sınırlı bir etkinlik alanı olarak gören bir düşünce stili, bir fikir geleneği ve bir siyasi ideolojidir.[1]

Her ne kadar kavramsal olarak bir tanımlama ihtiyacından doğmuş olsa da muhafazakârlığın doldurduğu boşluk, sözlük anlamıyla birebir örtüşmeyen; kültürel, sosyolojik, ekonomik ve/ya felsefi olarak başka kavramlarla (ki bunlar kimi zaman birbirinin zıddı olan kavramlardır) bir arada kullanılan bir şekilde var olur. Muhafazakârlık, çağın gerekleri doğrultusunda, devletler tarafından da siyasi olarak birer kimlik şeklinde kullanılabilir. Ancak bu kimlik, çoğu zaman topyekûn bir tanımlama değil, sadece kültürel bir tanımlama şekli olarak var olur. Öyle ki dünyada pek çok devlet kendilerini sosyal olarak “muhafazakâr” şeklinde tanımlarken, ekonomik olarak “liberal” politikalar izlemektedir. Bu, muhafazakârlık kavramının durduğu kaygan zemini görmek açısından önemlidir. Devletlerin sahiplendiği bu “muhafazakâr” tavır en yoğun biçimde şüphesiz ki kültürel olarak var olur. Bu tavır da, bu yazının sorguladığı nokta olan muhafazakâr sanatın/edebiyatın ne şekilde ve nasıl var olacağı konusunun başlangıcını oluşturur.

[1] ÖZİPEK, Bekir Berat, Muhafazakarlık Nedir?, Köprü Dergisi, S.97, Kış 2007

[…]

* Ayraç Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi’nin Kasım 2014′deki 61. sayısında yayımlanmıştır.

Yazının tamamının PDF haline bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.


Mavi Yeşil’in 90. Sayısı Çıktı..!

my90

Mavi Yeşil dergisi, Kasım-Aralık 2014 tarihli 90. sayısıyla on beşinci yılını tamamladı. On beş yıl boyunca hiçbir sayısı aksamadan doksan kez okur karşısına çıkmak edebiyat dergiciliği adına sevindirici bir durum. Yaygın söyleyişle dergiler mezarlığı olan bu ülkede Mavi Yeşil dergisini on beş yıldır var edenlere içtenlikle teşekkür ederiz. Türkiye’de yayımlanan sanat-edebiyat dergilerinden söz edenlerin bundan böyle Mavi Yeşil dergisine daha dikkatli bir gözle bakmaları gerekiyor çünkü bu dergi rüştünü ispatladı artık. On beşinci yılının sonundaki 90.sayısında Mavi Yeşil, zengin bir içerikle çıkıyor okur karşısına. İlker Aslan bu kez bir sinema yazısıyla dergide yer aldı. Mehmet Nur Karakeçi, evlerin şairi Behçet Necatigil’den yola çıkarken Ayşegül Ergül de Cahit Sıtkı’dan hareketle “şiir” gerçeğine yöneldiler. Esra Polat, üretken yazar Murat Gülsoy’un bir kitabını irdeledi. Atilla Kaşıkçı, genç bir şairin kitabını tanıtırken Özkan Satılmış da bir söyleşiye müdahale etti. İsmail Delihasan, Merve Tellioğlu, İdris Selici, Müge Bayraktar, Hüseyin Alemdar, Fuat Arpa, Seyhan Kurt, Levent Savaş, Bahadırhan Koçer ve Özlem Özbek, 90. sayının şairleri. Bu sayının öykü yazarları Kemal Çavuş, Ayşegül Özalp ve Elif Albayrak.

90. Sayının İçindekiler

İnsanın Mekândan Soyutlanmışlığı / Mehmet N. Karakeçi… 2
Postmodernizm Sızdıran Öyküler / Esra Polat… 6
Pencerenin Yersizliği Üzerine / Ayşegül Ergül… 12
Minyatür Tanrılar / İsmail Delihasan… 15
Zamana Dağılan Sözler’in Söylettiği / Atilla Kaşıkçı… 16
Göğe Şiir / Merve Tellioğlu… 17
His Gölgesi / İdris Selici… 17
Veysel Çolak Söyleşisine Bir Müdahale / Özkan Satılmış… 18
Kabullenilmemek / Müge Bayraktar… 19
Kahramanın Sonsuz Yolculuğu / İlker Aslan… 20
Dünyanın En Gamlı Adamı / Kemal Çavuş… 23
Bir Sinema Yalanı İçin Yedi Güzelleme / Hüseyin Alemdar… 24
Yürüyorum Yalnızlığa / Fuat Arpa… 26
Adagio / Seyhan Kurt… 27
Hayaller ve Misketler / Elif Albayrak… 28
Kalbim / Levent Savaş… 29
Bekleyiş / Ayşegül Özalp… 30
O Gün / Bahadırhan Koçer… 31
Bir Nar Bin Lâl / Özlem Özbek… 32