La Bu Barış Bıçakçı Size Neytti?

seyrek-yagmur

Son derece kötü bir kapak ile piyasaya çıkmış olan Barış Bıçakçı’nın son romanı Seyrek Yağmur, insanları ciddi anlamda ikiye bölmeyi başardı. En azından benim çevremde romanı okuyanlar ikiye bölünmüş vaziyette: Beğenenler ve hiç beğenmeyenler. Tabi büyük bir merakla ben de okudum kitabı. Çevremdeki insanların neyi neden beğenmediklerini sorgulamaya başladım haliyle. Kitabı beğenenler için söyleyecek pek bir şeyim yok çünkü zaten roman Barış Bıçakçı’nın klasik üslubundan uzak değil. Bu anlamda her romanı (özellikle “roman” diyorum) aşağı yukarı aynı üslupta ve benzer meseleleri olan romanlar. Bu yüzden “ben bunu beğenmiştim çünkü şunu da beğenmiştim” diyebilecek bir okurun, romanı neden beğendiğini açıklaması kolay olacaktır. Beğenmeyenler?

Öncelikle kendimden başlayayım, Barış Bıçakçı’nın -sanırım- bütün eserlerini okumuş biriyim. Öykülerini son derece zayıf ve derinliksiz bulurum ve bunu her zaman da söylerim. Hatta öykü ile ilgilenen arkadaşlara okumaları için öykü tavsiye ederken Barış Bıçakçı’nın da ismini zikreder ama onun öykülerini değil romanlarını okumalarını tavsiye ederim hep. Romanları ise genel hatlarıyla başarılıdır benim gözümde. Kimi satırların altını çizdiğim olmuştur sık sık ki Seyrek Yağmur’da da birkaç tane altı kırmızı kalemle çizili satırım var. Öte yandan Sinek Isırıklarının Müellifi adlı romanını ayrı bir yere koyarım. Çok beğenerek okuduğum bir romandı, hala da ara ara dönüp bakarım. Hatta bu blog’un sayfaları arasında, işte tam da şu altı çizili yerde, Sinek Isırıklarının Müellifi’nden altını çizdiğim bazı satırlara ulaşabilirsiniz.

Her neyse… Sosyal medyada Seyrek Yağmur’u beğenmeyen pek çok kişiye denk geldim. Romana vurulmadım açıkçası. Ama çok kötü bir roman olduğunu da düşünmüyorum. Romanla ilgili söyleyeceğim bazı şeylere geleyim şimdi. Mesela bu roman neden beğenilmemiş olabilir?

barış bıçakçı sempozyumu

Barış Bıçakçı Sempozyumu afişinden bir kesit.

  1. Seyrek Yağmur, BB’nin önceki romanlarına kıyasla lineer bir biçimde ilerlemiyor. Bu da okurun, romanı takip etmesini zorlaştırırken meseleyi kaçırmasını da kolaylaştırıyor. BB, Rıfat karakteri üzerinden, aslında başka romanlarındaki karakterler üzerinden yaptığı gibi, mesela Cemil’de olduğu gibi, modern kent insanının bir profilini oluşturuyor. Bu insanı hepimiz tanıyoruz aslında. Küçük kaygıları, küçük umutları, basit hayalleri ve ona bağlı olarak çoğu zaman büyük hayal kırıklıkları olan bir tip bu. Aslında bir “looser” çizmek amacında değil BB belki de. Ama hayat, BB’nin karakterlerini o kadar yoruyor ki son tahlilde karşımıza hep bir kaybeden çıkıyor. Konudan sapmadan ilk cümle üzerinden devam edeyim: Romanın lineer ilerlememesi, yani doğrusal bir zaman-mekan aralığına sıkışmamış olmaması okurun dikkatini dağıtabiliyor. Çünkü Rıfat, sıradan hayatına devam ederken bir yandan geriye dönüyor, hatırlıyor, bir sonraki kısımda geleceğe dair bir hayalinden bahsediyor, sonraki kısımda bir umutsuzluğunu dile getiriyor derken son derece dallı budaklı bir roman çıkıyor ortaya.
  2. BB, farklı zaman kipleriyle kuruyor Seyrek Yağmur’u ki bu da bir üstteki madde ile doğrudan alakalı. Ben şu şekilde okumaya çalıştım: Şimdiki zaman ile çekimlediği bölümler (-yor) Rıfat’ın doğrusal biçimde ilerleyen hayatının parçaları olsun. Gelecek zaman ve geçmiş zaman (ki buna rivayet ve hikaye çekimli zamanlar da dahil) ise Rıfat’ın kendi hayatı üzerine düşünüp durduğu, bazen aşırıya kaçtığı noktalar. Bu doğrusal olmayan çoklu zaman anlatımı da yine metnin bütünlüğü açısından problem teşkil etmiş olabilir.
  3. Özellikle başlarda “Küçük Prens” edasıyla ortaya çıkan ve okura sunulan bir Rıfat var. Küçük bir Rıfatcık varmış, şunu yapmış, bunu yapmış gibi zaman zaman masalsı bir anlatımın hakim olduğu satırlar romanın -bu anlamdaki- gerçekliğini zedelemiş olabilir diye düşünüyorum. Buna bağlı olarak zaten BB’nin seyrek olarak gerçeküstüne kayan anlatımı (kediye dönüşen anne metaforu) da bu masalsı üsluba eşlik edince, okur “ne anlatıyordu sahi?” duygusuna kapılabilir.
  4. Bazen bölümlerin son derece kısa olması… Aslında bu bir sebep olabilir mi bilmiyorum, çünkü BB zaten romanlarını küçük küçük bölümlerle anlatan birisi. O yüzden okur, buna bakarak metnin bütünlüğünden kopmuş olamaz herhalde diye düşünüyorum. Ama yine de bu bölümlerdeki kısalık, az önce söylediğim lineer olmayan anlatımla birleşince kurgusal boşluklara, kara deliklere sebep olabilir.
  5. Bir başka mesele de başka yazar ve kitaplara olan göndermeler. BB okurları buna çok uzak değildir muhakkak çünkü diğer eserlerinde de bunu sık sık yapan bir yazar kendisi. Ama Seyrek Yağmur biraz aşırıya kaçmış mı acaba diye düşünmeden de edemedim ben. Pek çok farklı yazar ismi, sürekli bir yerlerden fırlayan alıntılar, kitap isimleri falan derken mesele bambaşka bir noktaya evriliyor. Ben, kişisel olarak çok fazla gönderme seven bir okur değilim. Tamam, tadında yapılınca güzel olabiliyor ama iki sayfada bir yazar ismi görmek de sıkıyor beni.
  6. Seyrek Yağmur’da BB çeşitli siyasi göndermelere de yer veriyor. Aslında benim de biraz zorlama bulduğum noktalar bunlar ama yazarın BB olduğu düşünüldüğünde “ancak bu kadar olurdu BB’nin siyaseti” diye de geçirdim içimden. Son derece naif bir siyasi mesaj var romanda. Sert değil ama BB romanlarında alışkın olmadığımız için bize ters köşe gelmiş olabilir. Yalnız bu göndermeler, kısa süre içinde romanın bir parçası haline geliyor ve metnin kurgusal bütünlüğü/lineer akışı içinde yer alıyor. Bu yüzden çok da yadırgamamak gerek diye düşünüyorum.
  7. Rıfat’ın meselesi ne? Bana kalırsa BB okuru bu soruyu sormasın artık bir zahmet. Rıfat da tıpkı diğer eserlerinde yer alan karakterler gibi modern dünyanın içine hapsolmuş, kent hayatının içinde kendisini var etmeye çalışan bir birey. Zaman zaman “aylaklık” ediyor gibi görünse de bence flanör/aylak değil. Çünkü hep bir kaygısı var. Bir şeylerin peşinden gidiyor. Umut ediyor. Hayal kuruyor. Hayat gelip bir tekme atıyor. Kalkıyor. Koşuyor. Düşüyor. Düşünüyor. Daha bir sürü şey. Rıfat’ın Cemil’den bir farkı yok aslında. Ya da herhangi birimizden. Dediğim gibi Rıfat’ı farklı yapan belki de Seyrek Yağmur’un kurgulanış biçimi. Onun dışında çok da farklı gelmedi bana RIfat’ın ruh hali.
  8. Artık tarihe karışmış olan (yani karışmadıysa da karışmasına az kaldı galiba) fotoğraf albümlerini hatırlarsınız herhalde. Benim de bir bebeklik albümüm var. Evimizdeki başka büyük albümler gibi. Daha ziyade çocukken o albümleri alır anneme getirirdim ve annem sayfaları çevirdikçe fotoğrafların hikayelerini anlatmaya başlardı bana. Seyrek Yağmur’da tam olarak kapıldığım duygu bu. Seyrek Yağmur bir büyük fotoğraf albümü gibi Rıfat’ın hayatını gösteriyor bize. Fotoğraf albümüne bakmak roman okumak kadar kolay değildir. Çünkü bazıları yakın zamanlı çekilmiş olsa da bütününde farklı zamanlara ait fotoğraflar vardır albümde. Seyrek Yağmur’da da Rıfat’ın fotoğrafları var. Geçmişte kalmış, yıllar öncesine ait fotoğrafların yanında henüz çekilmemiş fotoğraflar da var o albümde. Bu yüzden kolay gibi görünen ama takibi zaman zaman zorlaşan bir yolculuk bu. Belki de bazı BB okurları fotoğraf albümüne bakmayı sevmiyordur. Olamaz mı?

Romanla ilgili şimdilik aklıma gelen birkaç notu paylaşmış olayım böylece. Rıfat’ın, hepimizin hayatına benzeyen hayatı, önceki BB romanlarından çok da farklı değil. Aslında BB, ilginç bir şekilde benzer meseleleri anlatmasına rağmen farklılaştırmayı başarabiliyor anlatısını. Modern kent insanının içinde bulunduğu açmazları, hayatın basit pratiklerini her zamanki naiflik ile sunuyor BB.

Bu arada kitap henüz piyasaya çıkmadan, kitabın kapağı ile ilgili (evet o rezil kapak tasarımından bahsediyorum) o kadar kötü ve haklı eleştiriler geldi ki, sanırım insanlar bu kötü kapak tasarımından etkilenerek romanı okudular. Öyle bir şeyin olmayacağını umarak dile getiriyorum tabi bunu. Her neyse…

Çok fazla zamanınızı almayacak olan bu romanı bir de siz okuyun bakalım beğenecek ya da önceki eserlerle kıyaslayacak mısınız… Biraz hayal kırıklığı, biraz memnuniyet ile okudum ben romanı. Dediğim gibi kötü bulmadım ama çarpıcı bir etki de yaratmadı üstümde. Her okur ayrı bir dünya ve her dünya ayrı yorumlamalara açık diye düşünüyorum. Benden bu kadar. Benim dünyam burada son sayfasını çevirdi Seyrek Yağmur’un.

 

Reklamlar

Sen de söyle. Korkma. Ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: