Borges Uykudan Uyanırsa*

“Yani buraya gelecek herkes oyun izlemeye gelecek ve siz o kadar insanı oyuna getirmek zorunda kalacaksınız. Kandırmalısınız onları. O kadar müthiş kandırmalısınız ki söyleyeceğiniz bütün yalanlara kanıp ortada bir yalan yokmuş zannetsinler. Ki kandırabildiğiniz kadar işiniz gerçek olacaktır bunun farkındasınızdır biliyorum.” diyor Remzi Şimşek “Borges mi Ben mi” adlı öykü kitabının “Oyun” isimli öyküsünde. Bu uzun alıntıyı yapma sebebim, kitabı oluşturan öykülerin bütünüyle bir paralellik içermesi, belki de kitabın mini bir özeti olması. Yalan mı gerçek mi? Oyun mu sahi mi? Bu sorular, metnin tamamında okurların kafasını kurcalayan sorular olarak sık sık kendisini hissettiriyor. Bu kafa karışıklığı öyle bir hal alıyor ki, bana kalıyorsa öykülerin yazarı da, karakterleri de bu kafa karışıklığından nasibini alıyor ve nihayetinde tıpkı soru işaretiyle sonlanmayan kitap ismi gibi yine soru işareti barındırmayan sorular kalıyor okurların zihninde.

 

Bu anlamda, Remzi Şimşek’in öykülerini tanımlayan en önemli kelimelerden birisi “oyun” olsa gerek. Yazar, öykülerinde düş ile gerçek arasında bir köprü kuruyor. Bazen bizatihi yazarın kendisi zaman zaman “ben buradayım” diyor; bazense karakterler kim olduklarını, ne olduklarını ve bütün bunların bir kurgu olup olmadıklarını sorguluyorlar. Remzi Şimşek her şeyi bir kenara bırakıp zaman zaman bizlere bu yazılanların sadece birer oyun, birer kurgu olduğunu hatırlatıyor. Bu anlamda büyülü gerçekçiliğe göz kırpan öyküler, Remzi Şimşek’in Borges’le arasında kurduğu bağı da gösteriyor.

 

Şimşek’in öykülerini özel kılan bir başka nokta da yakaladığı dil. Üslubu son derece yerine oturmuş, akıcı ve iddialı anlatım biçimi, öykülerin yarı yolda kalmamasına ve vurucu bir şekilde finale ulaşmasına yardımcı oluyor. Dilin yazının en önemli parçası, lokomotifi; onu bizzat var eden unsur olduğunu düşünürsek, Remzi Şimşek’in üslubunun okuru kolay yakalayabilecek ancak kolay bırakmayacak bir dil üzerine kurulu olduğunu söylememiz mümkün gibi görünüyor. Özellikle vurucu sonla biten öyküleriyle, okuru o sona bir nefeste taşıdığını vurgulamak gerek. Kısacası Şimşek’in dili son derece oturmuş, bir anlatım biçimi olarak öyküye son derece yakışan ve iddialı bir dil.

 

Bununla birlikle Şimşek’in kurgu dünyası da son derece zengin ve geniş. Her şey yerli yerinde. Laf kalabalıkları, gereksiz diyaloglar ve özlü sözlerle bezeli değil öyküler. Şimşek’in en büyük derdi hikayesini anlatabilmek ki bunu da son derece etkili kurgularıyla hasarsız bir şekilde başarıyor. Öykülerin iskeletindeki sağlamlık, okurun öykülerin çatısına dair kafasında soru işareti kalmamasına da yardımcı oluyor. Iskalamayan, hedefi vuran öyküler yer alıyor kısacası “Borges mi Ben mi”nin içerisinde.

 

Remzi Şimşek, on iki öyküden oluşan bu kitabında, bazı öyküleri birbirinin devamı ya da bir bütünün parçaları olarak kuruyor. Bunu da vurgulamak gerek. Bakış açılarını biraz değiştirerek aynı anlatının içine tekrar tekrar sokuyor okuru. Ama bunu yaparken oldukça temkinli ve hassas davrandığını da söylemek gerek. Öyle ki okur, herhangi bir öyküde “bunu daha önce okumuştum” hissine kapılmıyor. Tam tersine, aynı kurgu denizinde yüzdürse de okuru boğmadan, ona yeni bir derinliği göstererek tamamlıyor öykülerini. Bu anlamda da dikkate değer bir öykü zenginliği ve biçin ustalığı var Şimşek’te.

 

“Borges mi Ben mi” okurun kafasını karıştıran, soru sorduran ama illaki cevapları bulmaya sevk etmeyen öykülerden oluşuyor. Şimşek, okurlara bir kapı aralıyor; bir ışık gösteriyor. Gerisini ise okurun kendisine bırakıyor. Yazarın ilk öykü kitabı olmasına rağmen son derece başarılı metinlerle dolu olduğunu söylemek gerek bu yükte hafif pahada ağır kitabın. Akıcı ama bir o kadar yoğun bir kapıdan girmek isteyen okurlar, Şimşek’e mutlaka şans vermeli.

 

Bunun dışında ufak bir eleştiri ile bitireceğim: Kitapta sık sık kendisini tekrar eden, son derece ciddi noktalama ve imla hataları var. Kitabın bir editörü ve bir de redaktörü olduğu künyesinde yazılı. Ben onların yerinde olsam bu 90 sayfaya bile varmayan incecik kitabı, en azından yazarının emeğini göz önüne alarak yeniden okur ve düzeltirdim. Zira ben kabaca kırkı aşkın hata buldum. Böylesi sağlam kurgulanmış, etkili bir dille kaleme alınmış öyküler, bu hataları hak etmiyor diye düşünüyorum.

 

Kitabı bitirdiğinizde Remzi Şimşek’in sorusunu kendinize tekrar soracak ve belki bir cevap arayacaksınız: Borges mi Ben mi? Cevap: İkiniz birden.


___________________________

* Arka Kapak, 23. Sayı, Ağustos 2017.

Reklamlar

Sen de söyle. Korkma. Ne düşündün?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: