Category Archives: Mavi Yeşil Dergisi

Soruşturma: 2000 Sonrası Yayınevleri ve Yayın Politikaları

 

my 96 kapak görseli

(Mavi Yeşil 96. Sayı Kapak Görseli: “Üç Çark Bir İptal”, Yalçın Ece)

SORUŞTURMA: 2000 SONRASI YAYINEVLERİ ve YAYIN POLİTİKALARI *
Hazırlayan: İlker Aslan

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de edebiyat yayıncılığı her geçen gün ilerleme kaydediyor. Bugün, geçmişle kıyaslandığında çok daha fazla yayınevi ve bunun getirisi olarak da çok daha fazla kitap var piyasada. Bu durumun elbette olumlu olduğu kadar olumsuz sonuçları da var. Daha fazla yazarın kendini göstermesi için fırsat bulduğu yeni yayıncılık dönemi, zaman zaman piyasada bir kirlilik oluşup oluşmadığı sorusunu da gündeme taşıyor. Öte yandan yayıncılar artık sadece kitap basmakla değil aynı zamanda yayınevlerinin akıbeti için o kitapların bir şekilde okurla buluşması adına da ekstra çaba sarf ediyorlar. Çünkü, söz konusu yeni dünyada piyasa o kadar kalabalık ki yeni kitapların ufalanıp gitmesi, hatta görmezden gelinmesi işten bile değil. Bu yüzden her ne kadar teknoloji ile birlikte gelişen yayıncılık sektörü pozitif bir tablo çiziyor olsa da farklı yöndeki zorlukları da beraberinde taşıyor gibi görünüyor.

Bu yeni dünyanın yayıncıları meseleye nasıl bakıyordu peki? Bunu anlamak için Mavi Yeşil adına çeşitli yayınevlerinin genel yayın yönetmenlerine ya da editörlerine e-posta, Facebook ve/veya Twitter yoluyla ulaşmaya çalıştım. Aşağıda da görüleceği üzere ulaştığım yayınevlerinden Alakarga Yayınları adına Suat Duman, Aylak Adam Yayınları adına Kaya Tokmakçıoğlu, Alef Yayınevi adına Sinan Kılıç, Lemur Kitap adına Sedat Özgür ve MonoKL Yayınları adına Rasim Emirosmanoğlu soruşturmamıza zaman ayırarak katıldılar.

Öte yandan Encore Yayınları, Siren Yayınları, Okur Kitaplığı, Norgunk Yayınları, Pegasus Yayınları, April Yayınları, on8 Yayınları, Versus Kitap, Agora Yayınları, Kolektif Kitap, Panama Yayınları ve Postiga Yayınlarından ne yazık ki olumlu ya da olumsuz bir dönüş yapan olmadı. Bu yayınevlerinden bazılarının, gönderdiğimiz mesajı görmüş olmasına rağmen dönüş yapmadığını bilmek de kişisel olarak beni ayrıca üzdü. Bununla beraber Jaguar Yayınları, Raskol’un Baltası, Dedalus Yayınları ve Notos Yayınlarının anonim hesaplarından (Facebook, Twitter ve/veya e-posta hesapları) dönüş yapılacağına dair mesaj almamıza rağmen devamı gelmedi. Yine aynı şekilde Kırmızı Kedi Yayınlarından İ. Zeynep Konuralp dosyayı aldığını ve dönüş yapacağını belirtti ancak buradan da herhangi bir sonuç alınamadı. Son olarak Kadim Yayın Grubu adına mesajımıza dönüş yapan Serhat Buhari Baytekin, soruşturmamızın kapsamına değinerek katılmamalarının kendileri adına daha uygun olacağını nazik bir şekilde özür dileyerek belirtti.

Soruşturmamız kapsamında yayıncılara kurumsal kimlikleri, yayıncılık anlayışları, sansür/oto-sansür ve bu ülkenin edebiyatına olan bakışlarını ve yaklaşımlarını sorduk. Samimi bir şekilde cevap veren beş yayıncıya da dergimiz adına içten bir teşekkürü borç biliyorum. Katılan ve katılmayan bütün yayınevlerinin yolu açık olsun. En karanlık zamanlarda bile bizi kurtaracak tek şey olan edebiyat ve yazıya katkı sağladıkları için var olsunlar.

alakarga

  • Bütün imkân ve imkânsızlıkları bir araya getirdiğinizde, yayıneviniz Türkiye’de nasıl bir boşluğu dolduruyor? Kendinizi tam olarak ne şekilde tanımlıyor ve nerede konumlandırıyorsunuz?

 

Suat Duman (Alakarga Yayınları): Devletin boş bıraktığı ve/veya politik sebeplerle içini boşalttığı bir kültür ortamında nefes alıp veriyoruz. Yalnızca yayıncıların değil aklı kesen her bireyin temel sorunlarından biri sayılmalıdır, doğru ve bilinçli okumanın yollarının bulunması ve hızla yaygınlaştırılması gerekiyor. Tabii yalnızca devletin değil, kültür ortamımızdaki çoğu aktörün, bir boşluğu doldurmaktan ziyade, mevcut boşluğu genişleten tutum ve yaklaşımları olduğunu gözlemliyoruz. İşte biz de tam buradayız, Türkiye’nin ve hepimizin yaşadığı büyük bocalamanın tam ortasında. Bize ulaştırılmayanı, bizim gibilere ulaştırmaya çalışıyoruz. Yazarını bulamayan iyi okura yazarını götürmeye çalışıyoruz; okuruna ulaşamayan iyi yazarı okuruyla buluşturmaya çalışıyoruz.

 

Kaya Tokmakçıoğlu (Aylak Adam Yayınları): Aylak Adam, öncelikle modernist edebiyata ayrı bir önem atfediyor. Bu bağlamda Gyula Krudy gibi Türkçeye ilk defa kazandırılan bir yazarı da yayın planımıza almakla birlikte, Pessoa, Lawrence, Joyce, Pirandello, Svevo vb. yazarların çevrilmemiş yapıtlarını da yayımlıyoruz. Bununla birlikte dünya edebiyatında çok yetenekli genç kuşaklara mensup yazarlar var. Onlar da yayın programımızın bir parçasını oluşturuyor. Türkiyeli okur, zannediyorum her şeyden önce yayıncılıkta özen istiyor. Sizin, herhangi bir yapıta verdiğiniz değeri görmek istiyor. Dolayısıyla çevirisinden tutun kapak tasarımına kadar yayımladığımız her kitaba azami bir özen gösteriyoruz.

 

Sedat Özgür (Lemur Kitap): Yayınevimiz 2014 Ekim ayında kuruldu. İlk iki kitabımız Nisan 2015’te yayımlandı. Eylül ayında üçüncü kitabımızı yayımladık. Ekim ayından itibaren de her ay yeni bir kitap yayımlamayı düşünüyoruz. Yayınevi olarak yurt dışında yayımlanmış kurgu ve kurgu dışı kategorisindeki kitapları yayımlıyoruz. Küçük ve kendi imkânlarıyla kitap piyasasında tutunmaya çalışan birçok yayınevi gibi bizi de en çok döviz kurlarındaki artışlar etkiliyor. Şimdilik mümkün olduğunca belli edebi çizgideki kitapları listemizde bulunduruyoruz ve kendimize has bir çizgi yaratmaya çalışıyoruz. Yurt dışında yayımlanıp ülkemizde yayımlanmayan çok iyi kitaplar var. Özellikle bu kitapları araştırıp, burada okurlarla buluşturmayı amaçlıyoruz. Klasik edebiyat alanında da ilerleyen süreçte bazı planlarımız var. İlk kitabımız “Damların Efendileri – On üç Kedi Hikâyesi” bu alanda yayımladığımız ilk kitap olması açısından bizim için çok önemliydi. Kitaptaki birçok hikâye ilk kez Türkçeye çevrildi. Bunun gibi listemizde çok kitap var ve her birini zamanı geldiğinde yayımlayacağız.

 

Sinan Kılıç (Alef Yayınevi): Alef başta roman olmak üzere çağdaş dünya edebiyatından metinler yayımlıyor. Metinler arası klasikler de yayım çizgimize uymaktadır. Yeni metinler bulmaya çalışıyoruz. Okura yeni bir yazar keşfetme heyecanını yaşatacak metinler. Keşfedilmiş, büyüklüğü kabul edilmiş, zaten geniş bir okur kitlesine sahip olmuş metinler bizim alanımıza girmiyor. Tirza, Şumanların Gelini, Sonny Boy, Yağmur Durmadı, Köpekbalığı Metinleri, Centuria, Netame, Öğlen Kadını, Animal Triste ve en son yayımladığımız İtiraf Ediyorum yeni metin olarak okurların dikkatini çekmeyi başardı. Yayın hazırlıklarının büyük kısmını kendimiz yapıyoruz. Dışarıdan editoryal destek almamız gerektiğinde mesleğin ustalarıyla çalışıyoruz. Çeviri kalitesi ve titiz bir yayın hazırlığından taviz vermiyoruz.

Rasim Emirosmanoğlu (MonoKL Yayınları): Öncelikle sorularınız için yayınevim adına teşekkür ederim. Bu soruya yanıt verebilmek adına biraz MonoKL Yayınları’nı tanıtmam gerekecek sanıyorum. MonoKL, diğer bir adıyla Mono Kurgusuz Labirent, bir düşünce dergisi olarak 2007 yılında yayın hayatına başlayıp adını, özellikle felsefe ile ilgilenen kitleye, hızla duyurdu. Bu dergi daha sonra felsefe ağırlıklı bir yayınevine evrildi. Şimdilerde ise edebiyat kitapları da yayımlayan ve her iki alanda da varlığını sürdüren bir yayınevi niteliğinde. MonoKL Yayınları bağımsız bir yayın politikasıyla, tamamıyla kendi tercihleri ve vizyonu ışığında ilerliyor. Felsefe kanadımız özellikle az satmasına kesin gözüyle bakılan değerli ve çağdaş felsefi eserleri Türkçeye kazandırmak ve okur kitlesini bu kitaplara yönlendirmek hedefinde ve uğraşında. Edebiyat kanadımız ise tamamen bizim beğendiğimiz kitapları okurlarla paylaşma isteğimizden doğdu diyebiliriz. Bir öğrenci topluluğu olarak çıktığımız bu yolda iddiamız oldukça mütevazı: MonoKL beğendiği, değerli bulduğu ve okunması gerektiğini düşündüğü kitapları yayımlayan, bağımsız bir yayınevi.

 

alef kitap

  • M. Bernstein, “Kapitalizmde bütün üretim piyasa içindir; mallar insan ihtiyaçlarını ve arzularını karşılamak için değil, kâr elde etmek için, daha fazla sermaye edinmek için üretilir” diyor. 2000 sonrası, tam da böyle bir ortamda bulunan ve mücadele eden yayıneviniz, bu sözün ne kadar uzağında ya da yakınında? Kapitalizm ve kültür endüstrisinin kitabı getirdiği bu noktada kaçınılmaz olarak var olan üretim-tüketim ilişkisi, yayın politikanızı ne kadar etkiliyor?

 

Suat Duman (Alakarga Yayınları): Türkiye bahsettiğiniz piyasa koşullarının dışında değil -şansımız belki de, tam ortasında da değil. Biraz geç kalmışlığın etkisiyle biraz da geleneksel yapının korunuyor olmasından, kendinizi “kâr elde etmek için, daha fazla sermaye edinmek için üretilir” cümlesindeki boğucu nesnellikten kurtarabiliyorsunuz. Diğer taraftan bu tespitin Türkiye’de bir karşılığı da var ne yazık ki. Tüm o çoksatarlara, kapak tasarımlarından, isimlerine, içeriklerinden, tanıtım pazarlama yöntemlerine dek bakınız, orada kâr ve sermaye birikimi dışında bir hedef bulamazsınız. Bize gelince, Bernstein’in tanımladığı durum bizim pratiğimizle çakışmıyor. Bugüne dek yayınladığımız her kitabı olabildiğince çok okura ulaştırmak için bütün gücümüzle çalıştık. Çünkü bastığımız her kitabın bu çabayı hak ettiğini biliyoruz. Başladığımız yerdeyiz ve böyle iyiyiz.

Kaya Tokmakçıoğlu (Aylak Adam Yayınları): Piyasanın içindeyiz elbette. Onun içinde eyliyoruz, daha doğru olacak bir ifadeyle. Tekelleşme yönünde atılan adımlardan tutun, dağıtımcıların kârı maksimize eden yaklaşımlarına kadar birçok farklı şeyle mücadele etmek zorundasınız. İki yıldan fazla bir zaman önce yola koyulurken bunların elbette bilincindeydik. Bununla birlikte bugüne kadar yayın politikamızdan taviz vermedik. Hiçbir zaman yayımlamak istediğimiz bir kitap, acaba çok satar mı, diye düşünmedik. Okurunuzu yarattıktan ve peşinizden sürükledikten sonra gerisi geliyor, sanırım.

Sedat Özgür (Lemur Kitap): Bir önceki maddede bahsettiğim gibi küçük ve belli sermayeyle kitap sektöründe tutunmaya çalışan yayınevlerinin ortak derdi devletten yeterli desteği görememek. Bu normal olarak birçok yayınevinin yayımladığı kitaplarda değişime neden olabiliyor. Bizim için de aynı şey söz konusu. Yayımlamak istediğimiz ancak satış kaygısıyla yayımlamaktan vazgeçtiğimiz birçok kitap var. Bu konuda da yayınevi olarak ince eleyip sık dokuyoruz. Özellikle kitaplarımızın çevirisine ve daha sonrasındaki editör katkısına çok önem veriyoruz. Bizim için en önemli konu çevirinin kalitesi. Mümkün olduğunca kendi tarzında iyi işler çıkartan genç çevirmenlerle çalışıyoruz. Kitaplarımızın kapak tasarımları da bizim için olmazsa olmazlardan.

Sinan Kılıç (Alef Yayınevi): Yayınevini kurduğumuz 2006 yılının hemen ardından yayımladığımız kitapların ticari başarı sağlayamayacağı ortaya çıktı. Buna rağmen finans sorununu çözmek için satış imkânları araştırmak yerine teknik becerilerimizi geliştirmeyi tercih ettik. Piyasada rekabet çok arttı. Büyük sermayeli yayınevleri satış yapan ya da yapmayan ne varsa el atmaya başladı. Onların daha ilk başta gözden çıkardıkları editör, çevirmen, redaktör gibi nitelikli emeklerden bizim feragat etmemiz söz konusu değil.

Rasim Emirosmanoğlu (MonoKL Yayınları): Biz, yayımladığımız onlarca çağdaş felsefe kitabıyla bu çizginin hayli uzağında duruyoruz dersem yanlış olmayacaktır sanıyorum. Düzenlediğimiz uluslararası ücretsiz konferanslarda eserlerini çevirdiğimiz filozofları ve yazarları okurlarımızla elimizden geldiğince buluşturmaya çabalıyoruz. Bu noktada Türkçe felsefe üretimine katkıda bulunmak gibi bir misyonumuz var. Genel yayın yönetmenimiz Volkan Çelebi’nin de her zaman vurguladığı gibi, düşünce yalnızca yazıyla gelmiyor, kanlı canlı karşımıza çıktıklarında filozofların düşüncelerine jestleri, sesleri ve bakışları da ekleniyor. Bu konferansların Türkçe okurları ve potansiyel düşünürleri için eşsiz deneyimler olduğunu düşünüyoruz. Soruya net bir cevap verebilmek adına; elbette ki ister istemez bu şartların içinde yer alıyoruz ancak aynı zamanda da sistem ve rutin olarak tüm bunların uzağında bulunmaya gayret ediyoruz. Yapı olarak da bir işveren ve işçi sistemimiz var diyemem, çünkü MonoKL bir grup arkadaşın ayakta tuttuğu ve yaşattığı bir topluluk.

aylak adam

  • Yakın zamanda Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından Türkiye’nin çeşitli illerinde “Yayınlama Özgürlüğü Yolunda” adında bir proje gerçekleştirildi. En önemli konu da sansürdü. Burada hemen akla birkaç yıl önce Ayrıntı Yayınları’nın Chuck Palahniuk’un Ölüm Pornosu adlı kitabını piyasaya sürmesi ve kitabın “müstehcen” olduğu iddiasıyla mahkemelik olması geliyor. Peki, sansüre karşı sizin yayınevinizin duruşu nedir? Bir eseri yayımlarken sansüre uğrar mıyım kaygısı oluşur mu? Türkiye’de edebiyatın sansürle sık sık yüz yüze geldiğini düşünüyor musunuz?

 

Suat Duman (Alakarga Yayınları): Sansür, Türkiye yayıncılarının tarihidir. Fakat kültür mücadelesi biraz da böyle veriliyor. Bir kitabı yayınlayıp kenara çekilemiyorsunuz. Çünkü her kitap insanların, toplumun önüne, masasına, gündemine, hayatının orta yerine bırakılmış yeni bir fikirdir. Onun yarattığı ve yaratacağı her tartışmayı göğüslemeniz gerekiyor. Türkiyeli yayıncıların bu konuda iyi sınavlar verdiğini düşünüyorum. Fedakâr ve cefakâr yayıncılardan, direngen yazarlardan el almış bulunuyoruz. Biz yayınevimize gelen dosyalarda öncelikle metnin edebi niteliğine bakıyoruz. Bu yönüyle, en azından bizim kurulumuzu geçen bir dosyanın basılmaması için bir neden göremiyorum.

Kaya Tokmakçıoğlu (Aylak Adam Yayınları): Sansürün bizim ülkemizde toplumsal tarihi sanılandan daha da eskilere gidiyor, sanıyorum. Bununla birlikte buna karşı girişilen cesur hamleler, örgütlenmelerin tarihi de bir o kadar eski. Baskı karşı tezini yaratmakta kesinlikle gecikmiyor. En basitinden 2. Abdülhamid devrini düşünebilirsiniz. Sansür elbette kabul edilemez. Bu anlamda bir evrensellikten bahsedebiliriz. Bir eseri yayımlarken yazarın niyetinin ne olduğuna dikkat etmeye çalışıyoruz açıkçası. Örneğin hiçbir biçimde “ahlakçılık” yapmıyoruz. Sansüre uğrarım kaygısı da taşıdığımız söylenemez. Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok çünkü.

lg8H5xkB

Sedat Özgür (Lemur Kitap): Türkiye’de sansür her alanda uygulanıyor. İnternet, televizyon, sinema ve tabii ki edebiyat. Bu baskıyı kırmanın en temel yolu da en azından edebiyat konusunda yayıncıların bir çatı altında toplanmaları ve bu baskıyla hep beraber baş etmeleridir. Ama her alanda olduğu gibi bu alanda da birlik olmak ülkemizde ütopyadan öteye geçemiyor. Yayıncılar bu baskıyla baş başa bırakılıyor. Kitaplarımızı ben ve iki arkadaşım seçiyoruz. Şu âna kadar seçtiğimiz ve yayımlayacağımız kitaplardan sansüre takılacağını düşündüğümüz bir kitap yok. Seçerken de bu kitap sansüre takılır, bu takılmaz diye bir kriterimiz yok. Bizim için en önemli kriter kitabın okuyucuyu ve bizi tatmin etmesi.

Sinan Kılıç (Alef Yayınevi): Sansüre uğrama ya da baskıyla karşılaşma kaygısı tabii ki duyarız. Ama bu bizi oto-sansüre götüremez. Türkiye’de baskı ve sansür o kadar sıradanlaştı ki bir kitap mağazasının satın alma görevlisi bile kitabınızı sakıncalı bulup mağazasında sergilemeyebiliyor. En kötüsü de bu: Mahkemelik olmuşsanız hiç olmazsa bir yasağın mağduru ilan edilirsiniz. Kitabınız mağazaların satın alma görevlilerinde, gazete kitap eklerinin editörlerinde, kapağında, isminde ya da içinde bir gerekçeyle yasaklama izlenimi uyandırırsa, bu sansürü siz kendiniz bile duymayabilirsiniz. Gerekçeler de hiç olmadığı kadar çoğaldı: Din, siyaset, cinsellik, eşcinsellik, Atatürk/Cumhuriyet, bölücülük, ordu, millet, bayrak, terör vs. Bunlardan herhangi birinden birilerinin hoşuna gitmeyecek bir şekilde söz etme riski var ve ancak bir bitki bunlardan herhangi birisiyle ilgili bir düşünceyi kafasında taşımaz.

Rasim Emirosmanoğlu (MonoKL Yayınları): Henüz tehlikeli olabileceğini düşünüp vazgeçtiğimiz bir eserle karşı karşıya kalmadık. Ama gerek Ayrıntı Yayınları’nın gerekse Sel Yayınları’nın dâhil olmak zorunda kaldığı sansür davalarına yayıncılara destek olmak adına biz de bizzat katıldık yahut destek verdik. Yayıncıların bu devirde bu türden sansür davalarıyla karşı karşıya kalmalarının gerçekten büyük bir rezalet olduğunu düşünüyorum. Sansür davalarının sayısında artışlar olabilir, ancak bu davaların gerçek yayıncıları bezdirebileceğini düşünmüyorum. Biz bir kitabı yayınlarken onun yayın çizgimize uygun bir kitap olup olmadığına dikkat ediyoruz yalnızca. Eğer uygun bulmuşsak, hiçbir kaygı taşımadan o kitabı yayımlıyoruz ve bundan sonrasında da yayımlamaya devam edeceğiz.

monokl

  • Yayınevi sayısının günden güne artmasıyla Türkiyeli yazarlar da kendilerine yazdıklarını yayınlatmak için daha geniş imkânlar buluyor. Bu ülkede yayın yapan bir yayınevi olarak, yerli edebiyata bakışınız nedir? Kendinizi, Türkiye edebiyatının (öykü, roman veya şiir özelinde) neresinde görüyorsunuz? Yayın politikanızda Türkiye edebiyatına ne kadar yer açıyorsunuz?

 

Suat Duman (Alakarga Yayınları): Alakarga’nın kuruluş düşüncesinde yerli yazarlara öncelik vermek hep vardı. Yerli yazarlardan uzak duran bir yayınevinin yayın dünyamızın gelişmesine de bir katkı sağlayamayacağını düşünüyorum. Yerli, genç yazarlara kapılarımız sonuna kadar açık. Sadece önümüzdeki dönemde daha seçici davranacağımızı söyleyebilirim. Bugüne dek yayınladığımız kitapların büyük kısmı, yerli yazarların ilk kitaplarından oluşuyor. Bu kitapların da birçoğu önemli ödüllere değer görüldüler. Bu yönüyle Alakarga yerli öykü ve roman yayıncılığında üzerine düşeni yapmaktadır diyebilirim.

Kaya Tokmakçıoğlu (Aylak Adam Yayınları): Her şeyden önce Türkçenin gelişmesi açısından yerli edebiyatın desteklenmesi kaçınılmaz. Birçok yayınevinde olduğu gibi bize de çok sayıda yerli dosya başvurusu oluyor. Fazlasıyla titiz ve seçici davrandığımızı söyleyebilirim ki bugüne kadar yayımladığımız Türkçe eserlerin oranına bakıldığında ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Şiir, kesinlikle çok önemli bir türdür. Aylak Adam’ın kısa ve orta vadede şiir yayıncılığında olmayacağını söyleyebilirim. Bu başka bir mesainin konusu açıkçası. Benzer şekilde de başvuran dosyaların çoğunluğu öyküler toplamından oluştuğu için bugüne kadar fazla roman yayımlamadığımızı da bir kenara not edeyim.

Sedat Özgür (Lemur Kitap): Yayınevi olarak çeviri eserleri yayımlamak için yola çıktık. Fakat tamamen yerli yazarlara da kapımız kapalı değil. Hemen hemen her gün yerli yazarlardan dosyaları inceliyoruz. Bugüne kadar bizi tatmin edecek bir dosyayla karşılaşmadık. Eğer inandığımız bir dosyayla karşılaşırsak da yayımlamaya tereddüt etmeyiz.

Sinan Kılıç (Alef Yayınevi): Yeni, farklı ve kesinlikle “edebi” olan metinleri yayımlıyoruz. Neyin edebi neyin edebi olmadığına dair ölçütümüz bir izahat düzeyindedir: Yayınevimize gönderilen onlarca—piyasaya çıkan yüzlerce ve bazen de best-seller olan onlarca—metin arasında kendi yayımladığımız kitabın arkasında durabilmek. Ticari başarı kazanmak uğruna vasatlık üretimine katkıda bulunmamak, “edebi” metin arayışını sürdürmek.

Rasim Emirosmanoğlu (MonoKL Yayınları): Şimdiye kadar Türkçe edebî bir eser yayımlamadık ancak bu konuyla ilgili çalışmalarımız sürüyor. Elimize ulaşan metin dosyalarını titizlikle inceliyoruz. Özellikle 2016 yılının ikinci yarısı için değerlendirmeyi düşündüğümüz birkaç eser var.  MonoKL olarak Türkçe edebiyata bakış açımız, dünya edebiyatı kitaplarımız için geçerli olan yayınevi prensiplerinin aynılarıyla şekilleniyor. Çabamız, okurunu bulması gerektiğini düşündüğümüz kitapları yayın dünyasına kazandırmaktan yana.

_____________________________________________
* Bu soruşturma Mavi Yeşil Dergisi Kasım-Aralık 2015 tarihli 96.sayısında yayımlanmıştır.

my96

 


Mavi Yeşil’in 96. Sayısı Çıktı..!

my96

96.sayımız çıkalı epeyce oldu. Bu, şu demek: 2015 yılı bizim için tamamlanmıştır. Zaman bir hayli çabuk geçiyor. Birkaç güne kalmaz bakarsınız 97.sayının çıkış duyurusunu da yaparız.

Bu sayı benim için özel bir sayı. 2000 sonrası kurulan yeni yayınevlerine ulaşmaya ve bir soruşturma dosyası hazırlamaya çalıştım. Aslında sonuç olarak başarılı da oldum ancak bazı yayınevlerinin vurdumduymaz tavırları çileden çıkardı açıkçası. Olsun dedik. Şimdi soruşturmaya katılmayan ve benim biraz sitem ettiğim yayınevlerinden ikisi, dosya çıktıktan sonra ulaştılar ve dönüş yaptılar. Dergi baskıya girmiş olduğu için tabi ki dergide bunu belirtemedim. Bu yüzden şimdi burada yazmak istedim. Birincisi Jaguar Yayınlarından Behlül Dündar, mail yoluyla ulaşarak, bir iki istisna dışında bu tip soruşturma, söyleşi vb. çalışmalara katılmadıklarını belirttiler. Tavırlarının bizimle ilgili olmadığını özür dileyerek belirtti kendisi. Bir diğeri de Dedalus Yayınlarından Sedat Demir. O da, durumdan haberdar olmadığını (kurumdal e-posta adreslerine ileti göndermiş ve cevap almıştım ama bunu Sedat Demir’e iletmedikleri anlaşıldı o çalışanların) mümkünse katılabileceğini söyledi ama vakit geçmişti. İki isme de buradan ilgileri için teşekkür edeyim ve onları istisna tutayım. Bu uzun girişi de bu yüzden yazdım. Yanlış anlaşılmalara yer açmamak için. İşte derginin 96.sayısının tanıtım yazısı ve içeriği de şöyle:

Mavi Yeşil dergisinin 96. sayısı Ülkü Tamer çevirisiyle açılıyor; bu sayı, ayını zamanda on altıncı yılımızın da son sayısıdır. Edebiyat ve özellikle de edebiyat dergilerinin ilgilileri, Mavi Yeşil’in Ülkü Tamer ile başlamasını ve bu derginin doksan altı sayılık aralıksız yayımını gözden kaçırmamış olsa gerekir. Özkan Satılmış, Erva Küçükislamoğlu, Melih Elhan, Ramazan Aydın, Ömer Eski, Tufan Ali, Güven Fatsa ve Hasan Ildız, bu sayının şairleri. 96. sayımız, öykü açısından da zengin bir hayli; Ayşegül Özalp, Ahmet Burak Köroğlu, Merve Kırman, Burhan Yeşilyurt, Ahmet Can Demir ve Merve Özgenli, bu sayımıza öyküleriyle katıldılar. Canan Sevinç, kültür ile coğrafyayı yan yana getirdiği yaşanmışlığın ürünü yazısında Sait Faik Müzesi hakkında aydınlattı okurları. Nurullah Ulutaş, bizde nedense ölüm denilince akla gelen ve “otuz beş yaş” şairi olarak bilinen Cahit Sıtkı’daki aşkı yazdı. Serkan Eldemir, bir şiirinden esinle Attila İlhan’ı; Emine Ulu ise Adalet Ağaoğlu’nu gündeme getirdi. Ülkü Tatar, Ahmet Say ve Anıl Sakallıoğlu, yazılarıyla aramızda yine. Bu derginin varlığının tanığı İlker Aslan, yeni kurulan yayınevleriyle görüşerek kitabın yakın dönemdeki serüvenine ışık tuttu. Bu sayının kapak tasarımı da her zamanki gibi Yalçın Ece’ye ait. Çalışmasının ismi Üç Çark Bir İptal.

96.Sayının İçindekiler

Hiyeroglif | Wallace Stevens – Türkçesi: Ülkü Tamer…2
Burgazada ve Sait Faik Abasıyanık Müzesi | Canan Sevinç…3
Cahit Sıtkı’yı Var Kılan Duygu: Aşk | Nurullah Ulutaş…6
Attila İlhan ve Memleketimin Bereketli Kadınları | Serkan Eldemir…8
Çoklu Pencere | Özkan Satılmış…9
Ne Zaman Sokağa Çıksam | Erva Küçükislamoğlu…10
Balkonları Kapanan Şehir | Melih Elhan…10
Soruşturma: 2000 Sonrası Yayınevleri ve Yayın Politikaları | İlker Aslan…11
‘Hayır…’ı Semih Gümüş’ün Gözüyle Okumak | Emine Ulu…15
Ayakta Kalma Denemeleri | Ramazan Aydın…17
Deli Deliyi Görünce Asılırmış ya da İntihar Edermiş | Anıl Sakallıoğlu…18
Gül Bileği Düş Yazı | Ömer Eski…19
Halit Çelenk | Ahmet Say…20
Arasta | Tufan Ali…21
Kar Beyaz | Ülkü Tatar…22
Issız Bir Çığlık | Güven Fatsa…23
Kırmızı ve Ötesi | Merve Özgenli…24
Mandalina | Ahmet Can Demir…25
Dağ da Konuşur | Hasan Ildız…26
Siyah Oda | Burhan Yeşilyurt…27
Kimse | Merve Kırman…28
Köşe Başında, Dondurmacı Tezgâhı | Ahmet Burak Köroğlu…30
Beşir Sen Şimdi Öldün mü Yani? | Ayşegül Özalp…31
bilgi@maviyesildergisi.com


Mavi Yeşil’in 95. Sayısı Çıktı..!


Mavi Yeşil 95. Sayı

“Mavi Yeşil”, oldukça sıcak geçen yaz günlerinin ardından Eylül-Ekim 2015 tarihli 95.sayısıyla okur karşısına çıkıyor. Bu yeni sayımızda, dergimizin hazırlandığı günlerde kültür-sanat-edebiyat kavramlarından hiç mi hiç söz edilmemişken yine zengin bir içerikle okurla buluşmak bizim için sevindirici elbette. Edebiyat metinlerine yönelik değerlendirme yazıları yanında şiir ve öykü örneklerinin çokluğu da dikkat çekiyor bu sayıda. Dergi yazıları gibi derginin yazarları da dengeliyor birbirini; Ahmet Say’ın yazdığı bir dergide Ayşe Asrın Yılmaz, Buse Karaoğlu ve Ensar Kasım Demir gibi gençler de yazabiliyor örneğin. Hasan Ildız, İsmail Özalp, Buse Karaoğlu, Berna Fildiş, Ensar Kasım Demir, Ramazan Aydın, Muharrem Sönmez, Fevzi Yetkin ve Güven Fatsa, bu sayımızın şairleri. Öyküleriyle ise Ülkü Tatar, Ayşe Asrın Yılmaz, Kemal Çavuş, Rukiye Köse, Mesut Ateş ve Fatih Yavuz Çiçek yer aldı 95. sayımızda. İsmail Delihasan, Ekrem Sakar, Ahmet Say ve Gökhan Özcan yazılarıyla renk kattı bu sayıya. Nilüfer Aka Erdem, bir öykü örneğinde Zeus imgesini irdelerken Ayşegül Ergül de “Hiç” romanında kadın hallerine baktı. İlker Aslan postmodern yaklaşımla Murat Gülsoy’un “Nisyan” romanına yönelirken Hasan Öztürk de Halide Edip Adıvar hakkındaki bir kitabı değerlendirdi.

95.sayının içindekiler:

Halide Edip Adıvar ve Biyografisine Sığmayan Kadın | Hasan Öztürk…2
Sınırdaki Ölü | Hasan Ildız…5
‘Hiç’ Romanında Kadın Halleri | Ayşegül Ergül…6
‘Yalnız Seyahat Etmek’ Öyküsünde Zeus İmgesi | Nilüfer Aka Erdem…9
Üvey Anahtar | İsmail Özalp…12
Küçüğüm | Buse Karaoğlu…12
Nisyan’ın Postmodernizm Odağında İncelenmesi | İlker Aslan…13
Eskimeyen Eski | Berna Fildiş…16
İmgesel Bir Mekân Olarak Yeraltı | F. Gökhan Özcan…17
Gonca | Ensar Kasım Demir…18
Edebiyattan Müziğe Dokunmak | Ahmet Say…19
Gölgesini Arayan Rüzgâr | Ramazan Aydın…20
Şiir Sokakta Kalır mı? | Ekrem Sakar…21
Muharrem Sönmez…22
Hepimizden Biraz | İsmail Delihasan…23
Moliere’in Hayaletleri | Ülkü Tatar…25
Mavi | Ayşe Asrın Yılmaz…26
Sekiz Kadın ve Bir Adam | Kemal Çavuş…27
Yakamoz Meyhanesi | Rukiye Köse…28
Zam’an Meselesi | Mesut Ateş…29
Buğu Ömrüm | Fevzi Yetkin…30
Kanla Yazılan Şiir | Güven Fatsa…30
Fesleğen Sargısı | Fatih Yavuz Çiçek…31

(* Tanıtım Bülteninden)


Mavi Yeşil’in 94. Sayısı Çıktı..!

mavi yeşil 94
Mavi Yeşil dergisinin 94. sayısı mütevazi bir “Tevfik Fikret dosyası” ile açılıyor. Dergimizin, Temmuz-Ağustos 2015 tarihli bu sayısı, 7 Haziran’daki 2015 milletvekili genel seçimlerinin yapıldığı ve hükümet kurma çalışmalarının sürdürüldüğü günlerde hazırlandı, yayımlandı. Siyaset gündeminin böylesine yoğun olduğu bir dönemde sanatın ve edebiyatın özellikle de Tevfik Fikret’in, gündem dışı kalması bazılarınca doğal karşılanabilir. Halit Ziya Uşaklıgil’in, bir dönemi aydınlatan anılarının toplandığı Kırk Yıl adlı kitabında; “Fıtratında (huyunda) daima kendisinden ziyade başkalarını düşünen bir haslet (özellik) olduğu için refiklerinin muvaffakiyetiyle (dostlarının başarısıyla) en ziyade sevinen, ne zaman onlardan güzel bir parça gelse onu, önüne geçene bir vecd (kendinden geçmişlik) içinde okuyan bu adam ne zaman gene etrafındakilerden birine fena bir tarize (saldırıya) tesadüf etse sinir buhranları geçirirdi.” cümlesiyle tanıttığı “insan/sanatçı” Tevfik Fikret, bu sayımızın dosya konusu. Mütevazı dosyamızda Canan Sevinç, Maksut Yiğitbaş, Nurullah Ulutaş ve Can Şen, bir döneme damgasını vurmuş sanatçıyı yüz yıl sonra edebiyat okurunun gündemine getirdiler. Hilmi Haşal, Zeki Altın, Hasan Temiz, Özlem Tezcan Dertsiz, Ramazan Aydın, Enes Kasım Demir, Oğulcan Kütük, Bekir Dadır ve Özkan Satılmış, 94. sayımızın şairleri. Ümit Yaşar Gözüm, bir tür “aşk” yolculuğuna çıkarıyor okuru bu sayıda. Özgür Ekin Rende, edebiyat sosyolojisine katkı sayılabilecek yazısında, Refik Halit’in bir öyküsüne yoğunlaşmış. Hasan Öztürk, dilimize henüz yeni çevrilen ve adından çokça söz ettirecek gibi görünen “Kitap Yakmanın Tarihi” adlı kitabı, benzerlerinden esinle değerlendirirken iktidar gücünün bilgi/kitap korkusunun bütün zamanların sorunu olduğunu gösterdi. Bu sayının öykücüleri; Ayşe Çetin, Ekrem Sakar, Ayşegül Özalp ve Ümit Evran. 94.sayımızın kapak görselini “Harf çıkmazında mürekkep, sesinde daracık odalar saklar” ismiyle, yine grafik-tasarımcımız Yalçın Ece hazırladı.

94. Sayının İçindekiler:

Yüz Yıl Sonra Tevfik Fikret… 2
Örnek Bir Çilekeş: Tevfik Fikret | Canan Sevinç… 3
Tevfik Fikret’in Bir Mülâhaza’sı ve Servet-i Fünûn | Maksut Yiğitbaş… 5
“Uyanış Devrimizin Pedagogu”: Tevfik Fikret | Nurullah Ulutaş… 8
Peyami Safa’daki Tevfik Fikret | Can Şen…12
Uçurum Yarası | Hilmi Haşal…15
“Kitap Yakmanın Tarihi” İktidarın Kızgınlık Ateşiyle Başlar | Hasan Öztürk…16
Evrenin Derin Gücü Aşk’a Yolculuk | Ümit Yaşar Gözüm…19
“Hakk-ı Sükût” Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme | Özgür Ekin Rende…21
HectorBerlioz Sokağı 93 Numara | Ayşe Çetin… 23
Kan Sesleri | Zeki Altın…24
Sonra Yokuş | Hasan Temiz… 25
Rüzgâr Çanı | Özlem Tezcan Dertsiz…25
Körüklü Otobüs | Ekrem Sakar… 26
Tabutluk | Ramazan Aydın… 27
Kayıp Zaman | Ayşegül Özalp… 28
İki Küskün Alın Yazısı | Ensar Kasım Demir… 28
Futbol Topu | Ümit Evran… 29
Bir Raks Dönüşü | Oğulcan Kütük… 31
Akşamüzeri | Bekir Dadır… 31
Soframızın Demirbaşı | Özkan Satılmış… 32

İletişim: bilgi@maviyesildergisi.com


Mavi Yeşil’in 93. Sayısı Çıktı..!

my_93

Mavi Yeşil dergisi, okurlarına ulaşan Mayıs-Haziran 2015 tarihli bu sayısıyla on altıncı yılını yarılamış oldu. 93. sayımızın okurlarımıza ulaştığı bu günlerde Türkiye yeni bir seçim dönemine giriyor; ortalık yeniden toz duman. Umalım ki bu dönemin seçim meydanlarında kültür, sanat ve edebiyat konuşulsun, konuşulanlar da seçimden sonra unutulup gitmesin. Bir sonraki sayımız yayımlandığında yeni bir hükümet kurulmuş olacak; umutlarımızı diri tutmak dışında seçeneğimiz yok. Okur karşısına zengin bir içerikle çıkmayı ilke edinen Mavi Yeşil dergisi, 93.sayısıyla edebiyatseverleri mutlu edebilme çabasında. Ahmet Ada, bir şiiriyle bu sayıda katıldı dergiye; umarız devam eder bundan böyle. Şirin Kübra Yıldız, Ahmet Özdemir, Mustafa Karaosmanoğlu, Özkan Satılmış, Yusuf Bal, Berna Fildiş, Barış Kahraman, Hasan Ildız ve Ogün Kaymak, 93. sayının diğer şairleri. Bu sayının öykücüleri Eyüp Tosun, Ayşegül Ergül, Hatice Kübra İpek, Mesut Ateş, Gökçe Özder ve İlker Aslan. Kadri Raşit Akdeniz, genç akademisyen Necati Tonga ile çalışmaları hakkında konuştu. Aydın Çam, Anıl Sakallıoğlu, Özcan Temel ve Ayşegül Kambur sevimli yazılarıyla dergide. Esra Polat, bu sayıda Oğuz Atay’ın beyaz Mantolu Adam öyküsüne bakarken Hasan Öztürk de Türk ve Rus edebiyatının “devrim” eksenli iki romanındaki devrimcilik algısını karşılaştırıyor. Bir önceki sayımız gibi bu sayımızın kapak görselini de grafik tasarımcımız Yalçın Ece hazırladı. Çalışması, “Kuş atmadan durulur mu Atlar?” ismiyle dergimize yeni bir heyecan katıyor.

93.Sayının İçindekiler
Yeşil Gece ile Can Romanlarında Devrimcilik Performansı | Hasan Öztürk…2
Matsuo Başo | Ahmet Ada… 8
Beyaz Mantolu Adam Öyküsünde Varoluşçu İzler | Esra Polat… 9
Bırak Demlensin Hayatım | Şirin Kübra Yıldız… 10
Yaşayan Hikâyemiz Üzerine Söyleşi | Kadri Raşit Akdeniz… 11
Sanat, Edebiyat: Kim için, Ne için? | Anıl Sakallıoğlu… 14
Gelenekselle Yeninin Buluşması: Cemal Süreya| Ayşe Bahar Kambur… 15
Asansör Boşluğu | Ahmet Özdemir… 16
Şiirlerdeki Evler | Özcan Temel… 17
Tesadüfler | Aydın Çam… 19
Çok Kısa Öyküler | Eyüp Tosun… 20
Ayrıksı | Mustafa Karaosmanoğlu… 21
Uçucu Hikâye | Ayşegül Ergül… 22
Mutlu Çikolata | Hatice Kübra İpek… 24
Ucube | Özkan Satılmış… 25
Mina | Mesut Ateş… 26
Durakta | Gökçe Özder… 27
En Passant | Yusuf Bal… 28
Geçenler… Geçmeyenler… | Berna Fildiş… 28
Kayıp Zamanın İzinde | İlker Aslan… 29
Sonbahar Yerlileri | Barış Kahraman… 31
Kuşlar Şehrinin Fanatiği | Hasan Ildız… 31
Uç Uca | Ogün Kaymak… 32


Mavi Yeşil’in 92. Sayısı Çıktı..!

MY 92

Siz bu satırları okurken biz çok uza…
Pardon, bu o değil. Baştan alıyorum.

Mavi Yeşil, 92. sayısını çıkardı. Bence öyle çığlık çığlığa olmasa da bir tebrik, bir küçük alkış hak ediyor bu. 16. yılın ikinci sayısı. Mavi Yeşil’le birlikte doğan gençler, şimdi üniversite sınavlarına hazırlanıyor. Çevrenizde bu yaşlarda birileri vardır muhakkak. Bence bakın. Ne kadar büyüdüğünü görün derginin.

Bu sayıda dergi epeyce dolu… Toplamda 26 yazar, şair ve öykücümüzün ismi kapağı süslüyor. Bunun dışında ayrıca iki de şiir çevirmenimiz var. Aile bu sayıda epeyce geniş yani. Şiirlerle başlayacağım. Dergimizin şiirlerini artık yeni şiir editörümüz Özkan Satılmış seçiyor. Kendisinin de bu sayıda bir şiiri var. Dergiye gelen şiirlerden özenle seçmeye çalıştı. Ahmet Günbaş’ın şiiriyle açılan 92. sayının diğer şairleri ise şöyle: Hüseyin Peker, Melih Elhan, Özkan Satılmış, Engin Hamamcı, Hülya Deniz Ünal, Ömer Eski, Altay Taşkın, Deniz Yavuz, Aslıhan Tüylüoğlu ve Can Kılınç. Bir de Azita Ghahreman’ın iki şiiri var ki bunlar çeviri şiirler. Bu şiirleri Türkçe’ye Ayşe Hazal Özçelik ve Syamak Taghizadeh çevirdiler. Çevirinin ne kadar zor bir iş olduğunu bilenler bilir. Çevirmenlerimize ayrıca teşekkür etmek gerek.

IMG-20150308-WA0007[1]

92.sayının açılış yazısı ise Alper Gürkan’a ait. Kendisi “Yusuf Atılgan’ın Roman Kişilerinde Erillik Müdafaası” başlıklı yazısıyla, Atılgan’ın romanlarındaki karakterlerini erkeklik olgusu ile inceledi. Keyifle okuduğum ve bilgilendiğim bir yazı oldu benim de.

Bir başka yazı Ayşegül Ergül’ün “Hakan Günday’ın Daha Romanında Bir Kahraman Olarak Kötülük” başlıklı yazısı. Ayşegül, romandan ve özellikle romanın önemli karakteri Gaza üzerinden yola çıkarak kötülük kavramını ve Hakan Günday’ın bunu kullanış biçimini ele aldı. Özellikle Hakan Günday okurları için güzel bir yazı.

IMG-20150308-WA0005[1]

Sonraki yazı bana ait ve “Yeni Tarihselcilik Kuramı ve Beyaz Kale” başlığını taşıyor. Tarih nedir ve tarihi nasıl okumalıyız? Resmi tarih yazımı bize hangi tarihi anlatıyor? İdeolojiden bağımsız objektif bir tarih yazılabilir mi? Bunun gibi soruları Orhan Pamuk’un Beyaz Kale romanından yola çıkarak cevaplamaya çalıştım. Bence iyi bir yazı gibi. Ne bileyim ya, fena değil gibi geldi. Bilmem ki…

Bu üç yazı, benim kanaatimce biraz lokomotif yazılar oldu bu sayı için. Ama bitti mi? Tabi ki hayır. Yıldırım Türk, genel yayın yönetmenimiz Hasan Öztürk’ün son kitabı Kurmaca ve Gerçeklik üzerine uzun olmayan bir inceleme kaleme aldı. Gülnihal Kutluk ise Adalet Ağaoğlu’nun Ölmeye Yatmak romanından yola çıkarak romanın baş karakteri Aysel’i inceledi. Samet Karaçul, Hayko Bağdat’ın konuşulan kitabı Salyangoz üzerine yazdı. Kitabı merak etmeme yetti açıkçası bu yazı. Ertuğrul Aydın, Cemal Süreya’nın “Beni Öp Sonra Doğur Beni” adlı şiiri üzerine psikanalitik bir çözümleme yaptı.

IMG-20150308-WA0006[1]

Gökhan Özcan, “Özü Aldatmak: Cache” başlıklı yazısıyla bu sayının sinema boşluğunu doldurdu. Özellikle Haneke hayranlarının merakla okuyacağı bir yazı bu. Benim gibi Haneke sinemasından korkanlar için güzel bir rehber. İsmail Delihasan, “Hepimizden Biraz” başlıklı deneme yazısıyla bu sayıya katkıda bulundu. Yusuf Bal ise “Bana Bir Şiir Okur musun?” başlıklı yazısıyla deneysel şiiri tartışmaya açtı. Bu sayısının son yazısı çok önemli bir isme, Ahmet Say’a ait: “Birinci Dünya Savaşı ve Müzik”. Ahmet Say, son derece samimi bu yazısında savaşla müzik arasında önemli bir bağ kuruyor.

Bu sayıda üç tane öykücümüz var. Ama bir de yeminim var. Bu sayı artacak. 93.sayıda beş öykücü görürseniz şaşırmayın. İlk öykü eski dostum Ekrem Sakar’a ait. Ekrem ilk kez yer aldı bu dergide, “Olmayan Yüzler” başlıklı öyküsüyle. Son olmayacak. Geceye İnat Üşümemek isimli öyküsüyle Müge Bayraktar; Bu İşte Bir Yanlışlık Var isimli öyküsüyle de Kemal çavuş bu sayıdaki öykü köşemize renk kattılar.

IMG-20150308-WA0008[1]

Tabi bir de bu derginin biçimi var ki ben bunu çok önemsiyorum. Derginin kapağını braz değiştirdik. Bu sayıyla birlikte son üç sayımızı hazırlayan dostum Yalçın Ece’ye, bir zaman önce kapağa bir hareket katalım, değiştirelim demiştim ama pek yanaşmamıştı. Bir gece bir şey oldu. Kapağı değişiyoruz dedik. Kapaktaki görselin ismi “An ki, Sessiz Harpler Atlası”. Görsel, dergiyi komple dizen, tasarlayan, bu anlamda yükünü çeken Yalçın’a ait. Ben kapağa baktıkça beğeniyorum. Umuyorum ki okurlar da beğenir. Yenilik iyidir. 93.sayımızda da farklı bir görselle selamlayacak bizi Yalçın. Nasıl bir şey çıkacak ben de bilmiyorum.

Bitiriyorum. Yahu gerçekten buraya kadar okudun mu? Helal sana arkadaşım. Sabırlı insanmışsın. Bir dergi tanıtımını bile sabırla okuduğuna göre, sen kesinlikle iyi bir okursun. Güzel gözlerinden öperim. Son olarak dergimiz sizinledir dostlar. Bakın, okuyun, eleştirin, yazı gönderin. Bekleriz. Bu arada yazı, şiir ve öyküler için adresimiz: bilgi@maviyesildergisi.com. Bekleriz. Sizi seviyoruz. Çünkü okurlar olmasaydı, dergiler olmazdı. 93.sayıda görüşürüz. Hadi bakalım. Bitti. Dağılın..

Not: Fotoğraflarda tasarımcımız, dostum Yalçın ve şiirin kelebeği Özlem (Özbek) var. Fotoğraflar Aydın sokaklarından. Reklamın iyisi kötüsü olmaz. Eee Mavi Yeşil de Aydın’a yakışmış doğrusu. Sağ olsun Yalçın ve Özlem..


Mavi Yeşil’in 91. Sayısı Çıktı..!

MY 91

 

Mavi Yeşil dergisi, 91.sayısıyla okur karşısına çıkıyor. Yeni bir yılın ilk günlerinde okura ulaşan Ocak-Şubat 2015 tarihli 91. sayımız, on altıncı yılımıza başladığımızın da bir göstergesi aynı zamanda. Her biri zamanında yayımlanan sayılarıyla on beş yılı tamamlamak, bu mütevazı dergiye okurlarının bağlılığıdır; Mavi Yeşil, kendisini yolda bırakmayan okur dostlarına içtenlikle teşekkür eder. Yeni yılımıza zengin bir içerikle başlıyoruz. F.Gökhan Özcan, “kendi peşine düşen insan” başlıklı yazısıyla her birimizi ucu insana varan uzun bir yolculuğa çıkarıyor. Gökçe Özder, “ada” metaforundan hareketle öykücü Sait Faik’i; dergimizdeki ilk yazsıyla Ümit Yaşar Gözüm de edebiyatımızın renkli kalemi Bedri Rahmi Eyuboğlu’nu yazdı. Hasan Öztürk, iki ayrı kitaptan yola çıkarak özellikle yazarlar için bir tür korku imparatorluğuna dönüşen Stalin döneminin toplumsal yansımalarını gösterdi. Ayşegül Ergül, şair Süreyya Berfe ile konuştu bu sayımız için, Özkan Satılmış da kısa yazısında “şiir dili” sorununa değindi. Hayrullah Gürdağ, gizemli bir edebiyat yolculuğunda. Yunus Emre Tozal dergideki ilk yazısıyla, bir serinin ilk kitabı “Geç Kalınmış Bir Gün” adlı romanı tanıtırken Barış Kahraman da “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmini değerlendirdi. Hasan Ildız, Deniz Dağdelen Düzgün, Ahmet Testici, Bala Nur Torun, Hüseyin Alemdar, Güven Fatsa, Yaşar Kara, Muhittin Delihasan ve Fevzi Yetkin, bu sayışın şairleri. Yeni sayımızın iki öykücüsü İsmail Süphandağı ve Eyüp Tosun.91. sayının içindekiler

“Düşünen Sazlık” Ülkesinde “Karanlıkta Fısıldaşanlar” / Hasan Öztürk… 2
Konuşsam / Hasan Ildız… 6
Ada Metaforu ve Sait Faik Abasıyanık / Gökçe Özder… 7
Entelektüel Bir Masal; Bedri Rahmi / Ümit Yaşar Gözüm…10
Mezarlığın Soluğu / Deniz Dağdelen Düzgün…14
‘Şiir Dili Üst Dil midir?’ / Özkan Satılmış… 15
Balbal / Ahmet Testici… 16
Süreyya Berfe ile Söyleşi / Ayşegül Ergül… 17
Hayallerim / Bala Nur Torun… 20
Yedi Köreltilmiş Jilet / Hüseyin Alemdar… 21
Bir Zamanlar ve Her Zaman Taşra / Barış Kahraman… 22
Vardiya / Güven Fatsa… 24
Bugün / Yaşar Kara… 24
“Geç Kalınmış Bir Gün” / Yunus Emre Tozal… 25
Kendi Peşine Düşen İnsan / F. Gökhan Özcan… 27
Hecelerden Oluşan İnsan / Muhittin Delihasan… 29
Yalnızın Kalesi / Fevzi Yetkin… 29
İsmin Hallerin / Hayrullah Gürdağ… 30
Bir Arguvan Masalı / İsmail Süphandağı… 31
Kumandanın Ölüm Tuşu / Eyüp Tosun… 32

Mavi Yeşil:
bilgi@maviyesildergisi.com / (0 464) 217 71 50

abonelik