Category Archives: Mavi Yeşil Dergisi

Soruşturma: 2000 Sonrası Yayınevleri ve Yayın Politikaları

 

my 96 kapak görseli

(Mavi Yeşil 96. Sayı Kapak Görseli: “Üç Çark Bir İptal”, Yalçın Ece)

SORUŞTURMA: 2000 SONRASI YAYINEVLERİ ve YAYIN POLİTİKALARI *
Hazırlayan: İlker Aslan

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de edebiyat yayıncılığı her geçen gün ilerleme kaydediyor. Bugün, geçmişle kıyaslandığında çok daha fazla yayınevi ve bunun getirisi olarak da çok daha fazla kitap var piyasada. Bu durumun elbette olumlu olduğu kadar olumsuz sonuçları da var. Daha fazla yazarın kendini göstermesi için fırsat bulduğu yeni yayıncılık dönemi, zaman zaman piyasada bir kirlilik oluşup oluşmadığı sorusunu da gündeme taşıyor. Öte yandan yayıncılar artık sadece kitap basmakla değil aynı zamanda yayınevlerinin akıbeti için o kitapların bir şekilde okurla buluşması adına da ekstra çaba sarf ediyorlar. Çünkü, söz konusu yeni dünyada piyasa o kadar kalabalık ki yeni kitapların ufalanıp gitmesi, hatta görmezden gelinmesi işten bile değil. Bu yüzden her ne kadar teknoloji ile birlikte gelişen yayıncılık sektörü pozitif bir tablo çiziyor olsa da farklı yöndeki zorlukları da beraberinde taşıyor gibi görünüyor.

Bu yeni dünyanın yayıncıları meseleye nasıl bakıyordu peki? Bunu anlamak için Mavi Yeşil adına çeşitli yayınevlerinin genel yayın yönetmenlerine ya da editörlerine e-posta, Facebook ve/veya Twitter yoluyla ulaşmaya çalıştım. Aşağıda da görüleceği üzere ulaştığım yayınevlerinden Alakarga Yayınları adına Suat Duman, Aylak Adam Yayınları adına Kaya Tokmakçıoğlu, Alef Yayınevi adına Sinan Kılıç, Lemur Kitap adına Sedat Özgür ve MonoKL Yayınları adına Rasim Emirosmanoğlu soruşturmamıza zaman ayırarak katıldılar.

Öte yandan Encore Yayınları, Siren Yayınları, Okur Kitaplığı, Norgunk Yayınları, Pegasus Yayınları, April Yayınları, on8 Yayınları, Versus Kitap, Agora Yayınları, Kolektif Kitap, Panama Yayınları ve Postiga Yayınlarından ne yazık ki olumlu ya da olumsuz bir dönüş yapan olmadı. Bu yayınevlerinden bazılarının, gönderdiğimiz mesajı görmüş olmasına rağmen dönüş yapmadığını bilmek de kişisel olarak beni ayrıca üzdü. Bununla beraber Jaguar Yayınları, Raskol’un Baltası, Dedalus Yayınları ve Notos Yayınlarının anonim hesaplarından (Facebook, Twitter ve/veya e-posta hesapları) dönüş yapılacağına dair mesaj almamıza rağmen devamı gelmedi. Yine aynı şekilde Kırmızı Kedi Yayınlarından İ. Zeynep Konuralp dosyayı aldığını ve dönüş yapacağını belirtti ancak buradan da herhangi bir sonuç alınamadı. Son olarak Kadim Yayın Grubu adına mesajımıza dönüş yapan Serhat Buhari Baytekin, soruşturmamızın kapsamına değinerek katılmamalarının kendileri adına daha uygun olacağını nazik bir şekilde özür dileyerek belirtti.

Soruşturmamız kapsamında yayıncılara kurumsal kimlikleri, yayıncılık anlayışları, sansür/oto-sansür ve bu ülkenin edebiyatına olan bakışlarını ve yaklaşımlarını sorduk. Samimi bir şekilde cevap veren beş yayıncıya da dergimiz adına içten bir teşekkürü borç biliyorum. Katılan ve katılmayan bütün yayınevlerinin yolu açık olsun. En karanlık zamanlarda bile bizi kurtaracak tek şey olan edebiyat ve yazıya katkı sağladıkları için var olsunlar.

alakarga

  • Bütün imkân ve imkânsızlıkları bir araya getirdiğinizde, yayıneviniz Türkiye’de nasıl bir boşluğu dolduruyor? Kendinizi tam olarak ne şekilde tanımlıyor ve nerede konumlandırıyorsunuz?

 

Suat Duman (Alakarga Yayınları): Devletin boş bıraktığı ve/veya politik sebeplerle içini boşalttığı bir kültür ortamında nefes alıp veriyoruz. Yalnızca yayıncıların değil aklı kesen her bireyin temel sorunlarından biri sayılmalıdır, doğru ve bilinçli okumanın yollarının bulunması ve hızla yaygınlaştırılması gerekiyor. Tabii yalnızca devletin değil, kültür ortamımızdaki çoğu aktörün, bir boşluğu doldurmaktan ziyade, mevcut boşluğu genişleten tutum ve yaklaşımları olduğunu gözlemliyoruz. İşte biz de tam buradayız, Türkiye’nin ve hepimizin yaşadığı büyük bocalamanın tam ortasında. Bize ulaştırılmayanı, bizim gibilere ulaştırmaya çalışıyoruz. Yazarını bulamayan iyi okura yazarını götürmeye çalışıyoruz; okuruna ulaşamayan iyi yazarı okuruyla buluşturmaya çalışıyoruz.

 

Kaya Tokmakçıoğlu (Aylak Adam Yayınları): Aylak Adam, öncelikle modernist edebiyata ayrı bir önem atfediyor. Bu bağlamda Gyula Krudy gibi Türkçeye ilk defa kazandırılan bir yazarı da yayın planımıza almakla birlikte, Pessoa, Lawrence, Joyce, Pirandello, Svevo vb. yazarların çevrilmemiş yapıtlarını da yayımlıyoruz. Bununla birlikte dünya edebiyatında çok yetenekli genç kuşaklara mensup yazarlar var. Onlar da yayın programımızın bir parçasını oluşturuyor. Türkiyeli okur, zannediyorum her şeyden önce yayıncılıkta özen istiyor. Sizin, herhangi bir yapıta verdiğiniz değeri görmek istiyor. Dolayısıyla çevirisinden tutun kapak tasarımına kadar yayımladığımız her kitaba azami bir özen gösteriyoruz.

 

Sedat Özgür (Lemur Kitap): Yayınevimiz 2014 Ekim ayında kuruldu. İlk iki kitabımız Nisan 2015’te yayımlandı. Eylül ayında üçüncü kitabımızı yayımladık. Ekim ayından itibaren de her ay yeni bir kitap yayımlamayı düşünüyoruz. Yayınevi olarak yurt dışında yayımlanmış kurgu ve kurgu dışı kategorisindeki kitapları yayımlıyoruz. Küçük ve kendi imkânlarıyla kitap piyasasında tutunmaya çalışan birçok yayınevi gibi bizi de en çok döviz kurlarındaki artışlar etkiliyor. Şimdilik mümkün olduğunca belli edebi çizgideki kitapları listemizde bulunduruyoruz ve kendimize has bir çizgi yaratmaya çalışıyoruz. Yurt dışında yayımlanıp ülkemizde yayımlanmayan çok iyi kitaplar var. Özellikle bu kitapları araştırıp, burada okurlarla buluşturmayı amaçlıyoruz. Klasik edebiyat alanında da ilerleyen süreçte bazı planlarımız var. İlk kitabımız “Damların Efendileri – On üç Kedi Hikâyesi” bu alanda yayımladığımız ilk kitap olması açısından bizim için çok önemliydi. Kitaptaki birçok hikâye ilk kez Türkçeye çevrildi. Bunun gibi listemizde çok kitap var ve her birini zamanı geldiğinde yayımlayacağız.

 

Sinan Kılıç (Alef Yayınevi): Alef başta roman olmak üzere çağdaş dünya edebiyatından metinler yayımlıyor. Metinler arası klasikler de yayım çizgimize uymaktadır. Yeni metinler bulmaya çalışıyoruz. Okura yeni bir yazar keşfetme heyecanını yaşatacak metinler. Keşfedilmiş, büyüklüğü kabul edilmiş, zaten geniş bir okur kitlesine sahip olmuş metinler bizim alanımıza girmiyor. Tirza, Şumanların Gelini, Sonny Boy, Yağmur Durmadı, Köpekbalığı Metinleri, Centuria, Netame, Öğlen Kadını, Animal Triste ve en son yayımladığımız İtiraf Ediyorum yeni metin olarak okurların dikkatini çekmeyi başardı. Yayın hazırlıklarının büyük kısmını kendimiz yapıyoruz. Dışarıdan editoryal destek almamız gerektiğinde mesleğin ustalarıyla çalışıyoruz. Çeviri kalitesi ve titiz bir yayın hazırlığından taviz vermiyoruz.

Rasim Emirosmanoğlu (MonoKL Yayınları): Öncelikle sorularınız için yayınevim adına teşekkür ederim. Bu soruya yanıt verebilmek adına biraz MonoKL Yayınları’nı tanıtmam gerekecek sanıyorum. MonoKL, diğer bir adıyla Mono Kurgusuz Labirent, bir düşünce dergisi olarak 2007 yılında yayın hayatına başlayıp adını, özellikle felsefe ile ilgilenen kitleye, hızla duyurdu. Bu dergi daha sonra felsefe ağırlıklı bir yayınevine evrildi. Şimdilerde ise edebiyat kitapları da yayımlayan ve her iki alanda da varlığını sürdüren bir yayınevi niteliğinde. MonoKL Yayınları bağımsız bir yayın politikasıyla, tamamıyla kendi tercihleri ve vizyonu ışığında ilerliyor. Felsefe kanadımız özellikle az satmasına kesin gözüyle bakılan değerli ve çağdaş felsefi eserleri Türkçeye kazandırmak ve okur kitlesini bu kitaplara yönlendirmek hedefinde ve uğraşında. Edebiyat kanadımız ise tamamen bizim beğendiğimiz kitapları okurlarla paylaşma isteğimizden doğdu diyebiliriz. Bir öğrenci topluluğu olarak çıktığımız bu yolda iddiamız oldukça mütevazı: MonoKL beğendiği, değerli bulduğu ve okunması gerektiğini düşündüğü kitapları yayımlayan, bağımsız bir yayınevi.

 

alef kitap

  • M. Bernstein, “Kapitalizmde bütün üretim piyasa içindir; mallar insan ihtiyaçlarını ve arzularını karşılamak için değil, kâr elde etmek için, daha fazla sermaye edinmek için üretilir” diyor. 2000 sonrası, tam da böyle bir ortamda bulunan ve mücadele eden yayıneviniz, bu sözün ne kadar uzağında ya da yakınında? Kapitalizm ve kültür endüstrisinin kitabı getirdiği bu noktada kaçınılmaz olarak var olan üretim-tüketim ilişkisi, yayın politikanızı ne kadar etkiliyor?

 

Suat Duman (Alakarga Yayınları): Türkiye bahsettiğiniz piyasa koşullarının dışında değil -şansımız belki de, tam ortasında da değil. Biraz geç kalmışlığın etkisiyle biraz da geleneksel yapının korunuyor olmasından, kendinizi “kâr elde etmek için, daha fazla sermaye edinmek için üretilir” cümlesindeki boğucu nesnellikten kurtarabiliyorsunuz. Diğer taraftan bu tespitin Türkiye’de bir karşılığı da var ne yazık ki. Tüm o çoksatarlara, kapak tasarımlarından, isimlerine, içeriklerinden, tanıtım pazarlama yöntemlerine dek bakınız, orada kâr ve sermaye birikimi dışında bir hedef bulamazsınız. Bize gelince, Bernstein’in tanımladığı durum bizim pratiğimizle çakışmıyor. Bugüne dek yayınladığımız her kitabı olabildiğince çok okura ulaştırmak için bütün gücümüzle çalıştık. Çünkü bastığımız her kitabın bu çabayı hak ettiğini biliyoruz. Başladığımız yerdeyiz ve böyle iyiyiz.

Kaya Tokmakçıoğlu (Aylak Adam Yayınları): Piyasanın içindeyiz elbette. Onun içinde eyliyoruz, daha doğru olacak bir ifadeyle. Tekelleşme yönünde atılan adımlardan tutun, dağıtımcıların kârı maksimize eden yaklaşımlarına kadar birçok farklı şeyle mücadele etmek zorundasınız. İki yıldan fazla bir zaman önce yola koyulurken bunların elbette bilincindeydik. Bununla birlikte bugüne kadar yayın politikamızdan taviz vermedik. Hiçbir zaman yayımlamak istediğimiz bir kitap, acaba çok satar mı, diye düşünmedik. Okurunuzu yarattıktan ve peşinizden sürükledikten sonra gerisi geliyor, sanırım.

Sedat Özgür (Lemur Kitap): Bir önceki maddede bahsettiğim gibi küçük ve belli sermayeyle kitap sektöründe tutunmaya çalışan yayınevlerinin ortak derdi devletten yeterli desteği görememek. Bu normal olarak birçok yayınevinin yayımladığı kitaplarda değişime neden olabiliyor. Bizim için de aynı şey söz konusu. Yayımlamak istediğimiz ancak satış kaygısıyla yayımlamaktan vazgeçtiğimiz birçok kitap var. Bu konuda da yayınevi olarak ince eleyip sık dokuyoruz. Özellikle kitaplarımızın çevirisine ve daha sonrasındaki editör katkısına çok önem veriyoruz. Bizim için en önemli konu çevirinin kalitesi. Mümkün olduğunca kendi tarzında iyi işler çıkartan genç çevirmenlerle çalışıyoruz. Kitaplarımızın kapak tasarımları da bizim için olmazsa olmazlardan.

Sinan Kılıç (Alef Yayınevi): Yayınevini kurduğumuz 2006 yılının hemen ardından yayımladığımız kitapların ticari başarı sağlayamayacağı ortaya çıktı. Buna rağmen finans sorununu çözmek için satış imkânları araştırmak yerine teknik becerilerimizi geliştirmeyi tercih ettik. Piyasada rekabet çok arttı. Büyük sermayeli yayınevleri satış yapan ya da yapmayan ne varsa el atmaya başladı. Onların daha ilk başta gözden çıkardıkları editör, çevirmen, redaktör gibi nitelikli emeklerden bizim feragat etmemiz söz konusu değil.

Rasim Emirosmanoğlu (MonoKL Yayınları): Biz, yayımladığımız onlarca çağdaş felsefe kitabıyla bu çizginin hayli uzağında duruyoruz dersem yanlış olmayacaktır sanıyorum. Düzenlediğimiz uluslararası ücretsiz konferanslarda eserlerini çevirdiğimiz filozofları ve yazarları okurlarımızla elimizden geldiğince buluşturmaya çabalıyoruz. Bu noktada Türkçe felsefe üretimine katkıda bulunmak gibi bir misyonumuz var. Genel yayın yönetmenimiz Volkan Çelebi’nin de her zaman vurguladığı gibi, düşünce yalnızca yazıyla gelmiyor, kanlı canlı karşımıza çıktıklarında filozofların düşüncelerine jestleri, sesleri ve bakışları da ekleniyor. Bu konferansların Türkçe okurları ve potansiyel düşünürleri için eşsiz deneyimler olduğunu düşünüyoruz. Soruya net bir cevap verebilmek adına; elbette ki ister istemez bu şartların içinde yer alıyoruz ancak aynı zamanda da sistem ve rutin olarak tüm bunların uzağında bulunmaya gayret ediyoruz. Yapı olarak da bir işveren ve işçi sistemimiz var diyemem, çünkü MonoKL bir grup arkadaşın ayakta tuttuğu ve yaşattığı bir topluluk.

aylak adam

  • Yakın zamanda Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından Türkiye’nin çeşitli illerinde “Yayınlama Özgürlüğü Yolunda” adında bir proje gerçekleştirildi. En önemli konu da sansürdü. Burada hemen akla birkaç yıl önce Ayrıntı Yayınları’nın Chuck Palahniuk’un Ölüm Pornosu adlı kitabını piyasaya sürmesi ve kitabın “müstehcen” olduğu iddiasıyla mahkemelik olması geliyor. Peki, sansüre karşı sizin yayınevinizin duruşu nedir? Bir eseri yayımlarken sansüre uğrar mıyım kaygısı oluşur mu? Türkiye’de edebiyatın sansürle sık sık yüz yüze geldiğini düşünüyor musunuz?

 

Suat Duman (Alakarga Yayınları): Sansür, Türkiye yayıncılarının tarihidir. Fakat kültür mücadelesi biraz da böyle veriliyor. Bir kitabı yayınlayıp kenara çekilemiyorsunuz. Çünkü her kitap insanların, toplumun önüne, masasına, gündemine, hayatının orta yerine bırakılmış yeni bir fikirdir. Onun yarattığı ve yaratacağı her tartışmayı göğüslemeniz gerekiyor. Türkiyeli yayıncıların bu konuda iyi sınavlar verdiğini düşünüyorum. Fedakâr ve cefakâr yayıncılardan, direngen yazarlardan el almış bulunuyoruz. Biz yayınevimize gelen dosyalarda öncelikle metnin edebi niteliğine bakıyoruz. Bu yönüyle, en azından bizim kurulumuzu geçen bir dosyanın basılmaması için bir neden göremiyorum.

Kaya Tokmakçıoğlu (Aylak Adam Yayınları): Sansürün bizim ülkemizde toplumsal tarihi sanılandan daha da eskilere gidiyor, sanıyorum. Bununla birlikte buna karşı girişilen cesur hamleler, örgütlenmelerin tarihi de bir o kadar eski. Baskı karşı tezini yaratmakta kesinlikle gecikmiyor. En basitinden 2. Abdülhamid devrini düşünebilirsiniz. Sansür elbette kabul edilemez. Bu anlamda bir evrensellikten bahsedebiliriz. Bir eseri yayımlarken yazarın niyetinin ne olduğuna dikkat etmeye çalışıyoruz açıkçası. Örneğin hiçbir biçimde “ahlakçılık” yapmıyoruz. Sansüre uğrarım kaygısı da taşıdığımız söylenemez. Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok çünkü.

lg8H5xkB

Sedat Özgür (Lemur Kitap): Türkiye’de sansür her alanda uygulanıyor. İnternet, televizyon, sinema ve tabii ki edebiyat. Bu baskıyı kırmanın en temel yolu da en azından edebiyat konusunda yayıncıların bir çatı altında toplanmaları ve bu baskıyla hep beraber baş etmeleridir. Ama her alanda olduğu gibi bu alanda da birlik olmak ülkemizde ütopyadan öteye geçemiyor. Yayıncılar bu baskıyla baş başa bırakılıyor. Kitaplarımızı ben ve iki arkadaşım seçiyoruz. Şu âna kadar seçtiğimiz ve yayımlayacağımız kitaplardan sansüre takılacağını düşündüğümüz bir kitap yok. Seçerken de bu kitap sansüre takılır, bu takılmaz diye bir kriterimiz yok. Bizim için en önemli kriter kitabın okuyucuyu ve bizi tatmin etmesi.

Sinan Kılıç (Alef Yayınevi): Sansüre uğrama ya da baskıyla karşılaşma kaygısı tabii ki duyarız. Ama bu bizi oto-sansüre götüremez. Türkiye’de baskı ve sansür o kadar sıradanlaştı ki bir kitap mağazasının satın alma görevlisi bile kitabınızı sakıncalı bulup mağazasında sergilemeyebiliyor. En kötüsü de bu: Mahkemelik olmuşsanız hiç olmazsa bir yasağın mağduru ilan edilirsiniz. Kitabınız mağazaların satın alma görevlilerinde, gazete kitap eklerinin editörlerinde, kapağında, isminde ya da içinde bir gerekçeyle yasaklama izlenimi uyandırırsa, bu sansürü siz kendiniz bile duymayabilirsiniz. Gerekçeler de hiç olmadığı kadar çoğaldı: Din, siyaset, cinsellik, eşcinsellik, Atatürk/Cumhuriyet, bölücülük, ordu, millet, bayrak, terör vs. Bunlardan herhangi birinden birilerinin hoşuna gitmeyecek bir şekilde söz etme riski var ve ancak bir bitki bunlardan herhangi birisiyle ilgili bir düşünceyi kafasında taşımaz.

Rasim Emirosmanoğlu (MonoKL Yayınları): Henüz tehlikeli olabileceğini düşünüp vazgeçtiğimiz bir eserle karşı karşıya kalmadık. Ama gerek Ayrıntı Yayınları’nın gerekse Sel Yayınları’nın dâhil olmak zorunda kaldığı sansür davalarına yayıncılara destek olmak adına biz de bizzat katıldık yahut destek verdik. Yayıncıların bu devirde bu türden sansür davalarıyla karşı karşıya kalmalarının gerçekten büyük bir rezalet olduğunu düşünüyorum. Sansür davalarının sayısında artışlar olabilir, ancak bu davaların gerçek yayıncıları bezdirebileceğini düşünmüyorum. Biz bir kitabı yayınlarken onun yayın çizgimize uygun bir kitap olup olmadığına dikkat ediyoruz yalnızca. Eğer uygun bulmuşsak, hiçbir kaygı taşımadan o kitabı yayımlıyoruz ve bundan sonrasında da yayımlamaya devam edeceğiz.

monokl

  • Yayınevi sayısının günden güne artmasıyla Türkiyeli yazarlar da kendilerine yazdıklarını yayınlatmak için daha geniş imkânlar buluyor. Bu ülkede yayın yapan bir yayınevi olarak, yerli edebiyata bakışınız nedir? Kendinizi, Türkiye edebiyatının (öykü, roman veya şiir özelinde) neresinde görüyorsunuz? Yayın politikanızda Türkiye edebiyatına ne kadar yer açıyorsunuz?

 

Suat Duman (Alakarga Yayınları): Alakarga’nın kuruluş düşüncesinde yerli yazarlara öncelik vermek hep vardı. Yerli yazarlardan uzak duran bir yayınevinin yayın dünyamızın gelişmesine de bir katkı sağlayamayacağını düşünüyorum. Yerli, genç yazarlara kapılarımız sonuna kadar açık. Sadece önümüzdeki dönemde daha seçici davranacağımızı söyleyebilirim. Bugüne dek yayınladığımız kitapların büyük kısmı, yerli yazarların ilk kitaplarından oluşuyor. Bu kitapların da birçoğu önemli ödüllere değer görüldüler. Bu yönüyle Alakarga yerli öykü ve roman yayıncılığında üzerine düşeni yapmaktadır diyebilirim.

Kaya Tokmakçıoğlu (Aylak Adam Yayınları): Her şeyden önce Türkçenin gelişmesi açısından yerli edebiyatın desteklenmesi kaçınılmaz. Birçok yayınevinde olduğu gibi bize de çok sayıda yerli dosya başvurusu oluyor. Fazlasıyla titiz ve seçici davrandığımızı söyleyebilirim ki bugüne kadar yayımladığımız Türkçe eserlerin oranına bakıldığında ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Şiir, kesinlikle çok önemli bir türdür. Aylak Adam’ın kısa ve orta vadede şiir yayıncılığında olmayacağını söyleyebilirim. Bu başka bir mesainin konusu açıkçası. Benzer şekilde de başvuran dosyaların çoğunluğu öyküler toplamından oluştuğu için bugüne kadar fazla roman yayımlamadığımızı da bir kenara not edeyim.

Sedat Özgür (Lemur Kitap): Yayınevi olarak çeviri eserleri yayımlamak için yola çıktık. Fakat tamamen yerli yazarlara da kapımız kapalı değil. Hemen hemen her gün yerli yazarlardan dosyaları inceliyoruz. Bugüne kadar bizi tatmin edecek bir dosyayla karşılaşmadık. Eğer inandığımız bir dosyayla karşılaşırsak da yayımlamaya tereddüt etmeyiz.

Sinan Kılıç (Alef Yayınevi): Yeni, farklı ve kesinlikle “edebi” olan metinleri yayımlıyoruz. Neyin edebi neyin edebi olmadığına dair ölçütümüz bir izahat düzeyindedir: Yayınevimize gönderilen onlarca—piyasaya çıkan yüzlerce ve bazen de best-seller olan onlarca—metin arasında kendi yayımladığımız kitabın arkasında durabilmek. Ticari başarı kazanmak uğruna vasatlık üretimine katkıda bulunmamak, “edebi” metin arayışını sürdürmek.

Rasim Emirosmanoğlu (MonoKL Yayınları): Şimdiye kadar Türkçe edebî bir eser yayımlamadık ancak bu konuyla ilgili çalışmalarımız sürüyor. Elimize ulaşan metin dosyalarını titizlikle inceliyoruz. Özellikle 2016 yılının ikinci yarısı için değerlendirmeyi düşündüğümüz birkaç eser var.  MonoKL olarak Türkçe edebiyata bakış açımız, dünya edebiyatı kitaplarımız için geçerli olan yayınevi prensiplerinin aynılarıyla şekilleniyor. Çabamız, okurunu bulması gerektiğini düşündüğümüz kitapları yayın dünyasına kazandırmaktan yana.

_____________________________________________
* Bu soruşturma Mavi Yeşil Dergisi Kasım-Aralık 2015 tarihli 96.sayısında yayımlanmıştır.

my96

 

Reklamlar

Mavi Yeşil’in 96. Sayısı Çıktı..!

my96

96.sayımız çıkalı epeyce oldu. Bu, şu demek: 2015 yılı bizim için tamamlanmıştır. Zaman bir hayli çabuk geçiyor. Birkaç güne kalmaz bakarsınız 97.sayının çıkış duyurusunu da yaparız.

Bu sayı benim için özel bir sayı. 2000 sonrası kurulan yeni yayınevlerine ulaşmaya ve bir soruşturma dosyası hazırlamaya çalıştım. Aslında sonuç olarak başarılı da oldum ancak bazı yayınevlerinin vurdumduymaz tavırları çileden çıkardı açıkçası. Olsun dedik. Şimdi soruşturmaya katılmayan ve benim biraz sitem ettiğim yayınevlerinden ikisi, dosya çıktıktan sonra ulaştılar ve dönüş yaptılar. Dergi baskıya girmiş olduğu için tabi ki dergide bunu belirtemedim. Bu yüzden şimdi burada yazmak istedim. Birincisi Jaguar Yayınlarından Behlül Dündar, mail yoluyla ulaşarak, bir iki istisna dışında bu tip soruşturma, söyleşi vb. çalışmalara katılmadıklarını belirttiler. Tavırlarının bizimle ilgili olmadığını özür dileyerek belirtti kendisi. Bir diğeri de Dedalus Yayınlarından Sedat Demir. O da, durumdan haberdar olmadığını (kurumdal e-posta adreslerine ileti göndermiş ve cevap almıştım ama bunu Sedat Demir’e iletmedikleri anlaşıldı o çalışanların) mümkünse katılabileceğini söyledi ama vakit geçmişti. İki isme de buradan ilgileri için teşekkür edeyim ve onları istisna tutayım. Bu uzun girişi de bu yüzden yazdım. Yanlış anlaşılmalara yer açmamak için. İşte derginin 96.sayısının tanıtım yazısı ve içeriği de şöyle:

Mavi Yeşil dergisinin 96. sayısı Ülkü Tamer çevirisiyle açılıyor; bu sayı, ayını zamanda on altıncı yılımızın da son sayısıdır. Edebiyat ve özellikle de edebiyat dergilerinin ilgilileri, Mavi Yeşil’in Ülkü Tamer ile başlamasını ve bu derginin doksan altı sayılık aralıksız yayımını gözden kaçırmamış olsa gerekir. Özkan Satılmış, Erva Küçükislamoğlu, Melih Elhan, Ramazan Aydın, Ömer Eski, Tufan Ali, Güven Fatsa ve Hasan Ildız, bu sayının şairleri. 96. sayımız, öykü açısından da zengin bir hayli; Ayşegül Özalp, Ahmet Burak Köroğlu, Merve Kırman, Burhan Yeşilyurt, Ahmet Can Demir ve Merve Özgenli, bu sayımıza öyküleriyle katıldılar. Canan Sevinç, kültür ile coğrafyayı yan yana getirdiği yaşanmışlığın ürünü yazısında Sait Faik Müzesi hakkında aydınlattı okurları. Nurullah Ulutaş, bizde nedense ölüm denilince akla gelen ve “otuz beş yaş” şairi olarak bilinen Cahit Sıtkı’daki aşkı yazdı. Serkan Eldemir, bir şiirinden esinle Attila İlhan’ı; Emine Ulu ise Adalet Ağaoğlu’nu gündeme getirdi. Ülkü Tatar, Ahmet Say ve Anıl Sakallıoğlu, yazılarıyla aramızda yine. Bu derginin varlığının tanığı İlker Aslan, yeni kurulan yayınevleriyle görüşerek kitabın yakın dönemdeki serüvenine ışık tuttu. Bu sayının kapak tasarımı da her zamanki gibi Yalçın Ece’ye ait. Çalışmasının ismi Üç Çark Bir İptal.

96.Sayının İçindekiler

Hiyeroglif | Wallace Stevens – Türkçesi: Ülkü Tamer…2
Burgazada ve Sait Faik Abasıyanık Müzesi | Canan Sevinç…3
Cahit Sıtkı’yı Var Kılan Duygu: Aşk | Nurullah Ulutaş…6
Attila İlhan ve Memleketimin Bereketli Kadınları | Serkan Eldemir…8
Çoklu Pencere | Özkan Satılmış…9
Ne Zaman Sokağa Çıksam | Erva Küçükislamoğlu…10
Balkonları Kapanan Şehir | Melih Elhan…10
Soruşturma: 2000 Sonrası Yayınevleri ve Yayın Politikaları | İlker Aslan…11
‘Hayır…’ı Semih Gümüş’ün Gözüyle Okumak | Emine Ulu…15
Ayakta Kalma Denemeleri | Ramazan Aydın…17
Deli Deliyi Görünce Asılırmış ya da İntihar Edermiş | Anıl Sakallıoğlu…18
Gül Bileği Düş Yazı | Ömer Eski…19
Halit Çelenk | Ahmet Say…20
Arasta | Tufan Ali…21
Kar Beyaz | Ülkü Tatar…22
Issız Bir Çığlık | Güven Fatsa…23
Kırmızı ve Ötesi | Merve Özgenli…24
Mandalina | Ahmet Can Demir…25
Dağ da Konuşur | Hasan Ildız…26
Siyah Oda | Burhan Yeşilyurt…27
Kimse | Merve Kırman…28
Köşe Başında, Dondurmacı Tezgâhı | Ahmet Burak Köroğlu…30
Beşir Sen Şimdi Öldün mü Yani? | Ayşegül Özalp…31
bilgi@maviyesildergisi.com


Murat Gülsoy ile Sohbet

murat gülsoy

Mavi Yeşil’in 81.sayısında yayımlanmış olan Murat Gülsoy röportajından tadımlık bir kısım sunuyoruz efendim. Fazlası için sosyal medya üzerinden facebook.com/maviyesildergisi ya da twitter.com/maviyesildergi adreslerinden bize ya da bilgi@maviyesildergisi.com adresi üzerinden direkt olarak editörlerimize ulaşabilirsiniz. Çok güzel bir söyleşi idi. Herkesin faydalanacağına eminim. İşte sohbetten küçük bir kısım:

[…]

İA: Türkiye’de edebiyatı diplomalı edebiyatçılar yapamaz gibi bir anlayış var kimi çevrelerde. Yani edebiyat geleneğinden gelenler… Örnek veriyorum “İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü ekolünden gelenler” gibi… Baktığımızda gerçekten de nitelikli yazılar, çalışmalar farklı alanlardan çıkıyor. Ne bileyim, aklıma ilk gelenler Jale Parla gibi, Nurdan Gürbilek gibi Türk edebiyatı kökenli olmayan yazarlar. Sizce gerçekten de bizim edebiyatımız biraz dar mı bakıyor meseleye? Bugün, Mehmet Kaplan’ın metinlerine bile baktığımızda bir muhafazakârlık ya da kapalı kutu olma durumu görüyoruz gibi.

MG: Şimdi, diğer üniversitelerin edebiyat bölümleri hakkında çok fazla bir şey söyleyemem. Çok fazla tanımıyorum, bilmiyorum. Bizim üniversiteden bahsedebilirim. Bizde de hem Batı Dilleri hem de Türk Dili ve Edebiyatı var. Mesela bana yaratıcı yazarlık dersleri teklifi Batı Dillerinden geldi. Sonra da Türk Dili ve Edebiyatı dedi ki, “Aaa… Neden biz teklif etmedik…” Onlar önce davrandı. Belki de bu, bir şeyi özetler. Bilemem. Ki ders Türkçe. Ama bizim üniversiteyi bir kenarda bırakırsak, ki bizim üniversite epeyce liberaldir, ama genel olarak Türkiye’deki edebiyat, hatta genişletirsek düşün camiası muhafazakardır oldukça. Ağırlıklı olarak böyledir. Ama bunun dışında bir modernist gelenek de var. O gelenekte de kenardan kenardan gidip, zaman akıp geçtikten sonra merkezde yer alan isimler oluyor. Mesela Sait Faik çok güzel bir örnektir. Yazdığı dönemde marjinal bir adamdır. O dönemde Türk edebiyatını Sait Faik temsil etmez ama zaman geçtikten sonra o da temsil edilir Türk öyküsü içerisinde. Tanpınar için de geçerli bu. Yaşadığı dönemde, ki edebiyat fakültesi geleneğinden olsa bile, aykırı bir kişilik olmuş ve bu yüzden de biraz itilip kakılmıştır. Değil mi… Kırtıpil Hamdi diye dalga geçilmiş falan… Ama zaman geçmiş, merkeze o gelmiş. Artık Türk edebiyatı geleneğinde Tanpınar önemli bir yer tutuyor. Aynı şey Oğuz Atay için de geçerli. Bütün bu aykırı örnekler, aslında mevcut muhafazakârlıkla çatıştıkları için kenarda kalıyorlar. Tanpınar çok da tuhaf bir örnek. Uzun zaman muhafazakâr olarak algılandı garip bir biçimde, sebebini bilmiyorum. Artık, seçici algılama mı yoksa öyle lanse edildiği için mi bilmiyorum. Osmanlı’dan, Osmanlı musikisinden bahsettiği için mi artık… Hemen yaftalanıp, “Osmanlıcı herhalde, muhafazakârlığı en iyi ondan öğreniriz” gibi bir fikir oluştu. Hâlbuki hiç ilgisi yok. Taban tabana zıt bile diyebiliriz. Sonuçta işin özü, soruya dönersek, evet bizim edebiyatımız da sanatımız da toplumumuz da muhafazakârdır dolayısıyla kısırdır. Muhafazakârlık kısırlığı getirir çünkü. Ama bunun alternatifi olarak görünen Cumhuriyet ideolojisi de o kısırlığı kıramamıştır. O da bir başka şekilde muhafazakârdır çünkü. Günümüzde de bu çatışma devam eder ancak birisi diğerinin alternatifi olamamıştır. Alternatif ne peki? Tanpınarlar, İkinci Yeniler, Bilge Karasular, şunlar bunlar… Çok farklı bir kanal daha var. Hep kenarda kalmış ama daha modernist bir kanal da var. Ben de bunu daha çok önemsiyorum. Diğer kanalın çok bir yere vardığını düşünmüyorum açıkçası. Toplumcu edebiyat söz konusu olduğunda da aynı muhafazakârlık karşımıza çıkar, orada da davaya hizmet eden edebiyat doğru edebiyattır. Topluma örnek olacak davranışlar sergileyen karakterler olmalı, doğru meseleler ele alınmalı… Bakın, bütün bu -malı’lar, -meli’ler sanatçıya ne yapması gerektiğini söyleyen bir doktrin niteliğindedir. Bu doktrin Marksizm olur, Kemalizm olur,  Muhafazakârlık olur, İslamcılık olur ne olursa olur. Ama gerçek sanat ve edebiyatçı zaten bütün bunları eleştirir. Hepsinin zayıf yönlerini bulur. Kendisini kısıtlamaya çalışan yerlerini özellikle didikler. Gerçek sanatçı bu yüzden de sevilmez, hor görülür, itibarsızlaştırılır. Bu hep böyledir.
[…]

MY81


Mavi Yeşil’in 80. Sayısı Çıktı..!

Mavi Yeşil 80

Blog sayfamı bir süredir aksatmış olmam münasebetiyle Mavi Yeşil’in yeni sayısına da yer veremedim. Biraz geç oldu ama olsun, iyi de oldu. Bilgiler tazelenir. Mavi Yeşil’in yeni sayısını görmemiş olan okurlar belki buradan görür, ben de iyi bir işe vesile olmuş olurum.

Artık onlar basamağı “8” olan sayılara da geçtik. Siz bu yazıyı okurken, Mavi Yeşil 81. sayısının içeriğini de büyük ölçüde şekillendirmiş olacaktır. Haberiniz ola. Bu sayının en önemli özelliği soruşturma. Türkiye’deki pek çok gazetenin kültür sanat sayfası editörlerine birebir ulaşıldı ve geri dönüş beklendi. Öncelikle bunu söyleyelim. A harfinden Aydınlık’tan tutun da Z harfinden Zaman’a kadar pek çok gazete… Bunlardan ne yazık ki sadece üç gazete geri dönüş yaptı: Milli Gazete, Star ve Türkiye gazeteleri bunlar. Türkiye’deki gazetelerin kültür sanat sayfalarının ne kadar “kültür sanat” sayfası oldukları soruldu editörlere. İlginizi çekecek bir soruşturma oldu. Katılan editörlere teşekkür ederiz. Bir başka yenilik ise çeviri şiir ve öykü. Bu sayımızda çevirilere de yer verdik. Umarım çeviri kısmı da beğeni toplayacaktır. Bundan sonraki sayılarda da çeviri şiirler, öyküler yayımlamaya devam edeceğiz.

Ben daha fazla yazmıyorum ve dergimizin sunuş yazısından alıntı yapıyorum:

Bu sayımızı Gülce Gören’le açıyoruz. Gören, Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm adlı romanında büyülü gerçekçilik ve köy olgusunu ele alıyor. Yüzyıllık Yalnızlık’ta Marquez’in başvurduğu büyülü gerçekçilik Sevgili Arsız Ölüm’le karşımıza çıkıyor. İlker Aslan Görünür Olmayanı Görmek adlı yazısında gözlerin insana oyununu, politika halk ilişkisini, Jose Saramago’nun yapıtlarından yola çıkarak sorguluyor. Gülnihal Keleş, Gürpınar’ın Deli Filozof adlı yapıtını felsefi açıdan inceliyor. Hakan Bilge, Türk İşi Gangster Filmleri adlı yazısıyla sinemamızın aksiyon türünde Hollywood eksenli dönüşümünü ele alıyor. Feyza Nur Karaağaçlı, divan şiirimizin aykırı sesi Nef ’i’yle birlikte Osmanlı şiirinin duygu ve düşünce bakımından anonim olmaktan çıkması ve “ferdileşme” ye başlamasını konu ediniyor. Mavi Yeşil soruyor; Bedir Acar, Sefa Koyuncu ve Seyid Çolak ülkemizde kültür sanata bakışın gazetelerinde yönettikleri kültür sanat sayfalarındaki yansımasını yanıtlıyor. Muhammet Çoruhlu, bireyin ben’inin oluşumunu ve özgürlük edimi algısını sorguluyor. Ömer Kalafatçı bir Dostoyevski incelemesiyle aramıza katılıyor. Gülşah Şişman, Bahtiyar Vahapzade’nin şiirinde zaman algısını açımlıyor. Hilal Yılmaz, insana ve sosyal yaşama edebiyat açısından yaklaşıyor. Roald Dahl’ın bir öyküsünü Gülce Gören çevirisiyle sizlerle buluşturuyoruz. Bir diğer öykücümüz Dilara Ayşe Akdeniz. Şiirleriyle de Sezgin Taş, Fırat Caner, Filiz Beyaz, A. Uğur Olgar, W. B. Yeats (Ertuğrul Rast’ın çevirisiyle), Sebahattin Demirci, Altay Taşkın, Yunus Emre Ayvaz, Hatice Çay aramızdalar. Dergimizin yazarı Hasan Öztürk, bu sayımızın size ulaştığı günlerde, “Okur Kitaplığı” yayınları arasında çıkan Aynadaki Rüya adlı üçüncü kitabıyla edebiyatseverlerle buluşmuş olacaktır.

 


Mavi Yeşil’in 79. Sayısı Çıktı..! 13. Yaş Günü Gerçekleşti..!

Mavi Yeşil 79

79. sayı ile yeni bir yıla da merhaba demiş olduk böylece. Umut etmeye devam ediyoruz yani. 13 yılı geride bırakmış ve 14. yılına girmiş olan kaç dergi vardır şu anda edebiyat aleminde, bir bakmak gerek. Köklü dergiler bir yana, aldığı reklamlarla ekonomik sıkıntı çekmeyen dergiler diğer yana dursun, bu işi bir gönül işi olarak görüp, en ufak bir çıkar beklemeden bu işe giren dergilerin yeri bambaşkadır dergicilik dünyasında. Çok anlatılır, Cemal Süreya Papirüs’ü çıkarmak için para bulamamış, bir vesile ile odalarındaki halıyı satarak para elde etmiş ve derginin ilk sayısını bu şekilde çıkarmıştır. Dışarıdan bakanlar bu işte çok büyük paralar döndüğünü düşünebilir belki ama dergicilikle uğraşan insanlar oradan gelen parayla ne bir ev alabilmiştir bugüne kadar ne de bir araba… Gelirleri giderlerini ancak karşılar genelde.

Mutfağı ise geniştir derginin. Dergiyi eline alıp da burun kıvıran insanlar, o derginin mutfağında neler döndüğünü bilmez çoğu zaman. Nasıl pişer, neler konulursa eksik gelir neler konulursa fazla kaçar, tadı tuzu yerinde olsun diye neler yapılır, kimse bilmez. En azından dergilere bir “okur” olarak bakanlar bunu bilmezler. Ama işin arka tarafında, çoğu zaman kimsenin tanımadığı bilmediği isimsiz kahramanları vardır dergilerin.

Edebiyat (hatta genel olarak, sanat) bir rahatsızlıktan doğar. Keyfi yerinde, rahat adam edebiyatla mesafeli bir ilişki içindedir. Büyük dünya yapıtlarına bakın, romanlara, filmlere, tiyatro metinlerine, resimlere, müziklere… Hep bir rahatsızlıktan doğmuşlardır. Huzursuzluktan… Yaşanılan dünyaya bir çizgi atmak, bir ses duyurmak için girişilir bütün bunlara. İşte Mavi Yeşil de bu dünyanın bir parçasıdır ve sesini duyurmak için 2000 yılının Ocak ayından beri avazını salmaktadır gök kubbeye. Duyanlara selam olsun…

Mavi Yeşil böylece 13. yılını da doldurdu. Mavi Yeşil’in doğduğu yıl hayata gözlerini açmış olan bebekler, şimdi ortaokulların son sınıfında, liseye hazırlanmaktadırlar. İşte Mavi Yeşil’in ne kadar olduğunun somut halini görmek isteyenler, o gençlere bakabilirler. Mavi Yeşil, o kadar büyümüştür işte. Bizim için hem bir çocuk, hem de bir okul olmuştur Mavi Yeşil. Zamanında dergide yazanlar (mesela ben) sonradan ulusal dergilerde de yazmaya başlamış, bazılarının kitapları basılmış ve sesleri daha gür çıkmaya başlamıştır. Mavi Yeşil Akademisi, öğrenci yetiştirmeye devam edecektir muhakkak. Bazıları -her zaman söylüyorum- ısrarla görmese de bu çaba nihayete ermeyecektir.

mavi yeşil 13. yaş gününden

5 Ocak 2013 günü Rize İsmail Kahraman Kültür Merkezi’nde artık geleneksel hale gelmiş olan yaş günümüzü de gerçekleştirdik. Bir dergi için ciddi bir kalabalık oluştu orada. Yeni insanları tanıdık, onlar da bizleri tanıdılar. AKP Rize milletvekili Hasan Karal (siyasi propaganda yapmadan) çok samimi bir şekilde dergicilikten, daha önce çıkarmış olduğu bir dergiden bahsetti ve bu yolun zor bir yol olduğunu vurguladı. Hasan Öztürk, Sezgin Taş başta olmak üzere dergimizin pek çok yazarı ve okuru oradaydı. Bu yıl içinde yazısı yayımlananlar telif ücreti olarak görülen sembolik hediyelerine, kitaplarına kavuştular. Umarım bütün bu çabalarımız sonuçsuz kalmaz ve daha da fazla insan tanır bizi zamanla. Facebook ve twitter üzerinden bizlere pek çok dostumuz ulaştı şimdiye kadar ve ulaşmaya da devam ediyor. Çok uzaklardan bizlere ulaşan dostlarımıza da teşekkür ederiz. İyi ki varlar.

Ve 79. sayı… Bu yıl yine güzel yazılarla başladı. Sabahattin Eyuboğlu’na çok küçük bir saygı duruşu gerçekleştirdik. Lafı daha fazla uzatmayayım ve dergimizin içeriğini aktarıp yazıya son vereyim. Bizimle birlikte bu yolda yürüyen bütün dostlarımıza selam olsun…

79. sayının içindekiler
Divan Şiiri Tartışmaları Arasında Bir Cumhuriyet Promethesi / Hasan Öztürk… 2
Bir Fikir Adamı Olarak Sabahattin Eyuboğlu / İlker Aslan… 8
Köy Enstitüleri Penceresinden Sabahattin Eyuboğlu / Mehmet Nur Karakeçi… 11
Yürüyen Adam / Yiğit Tornacı… 15
Kadın Erkeğin Düşüdür / Hakan Bilge… 16
İslami Romanlar Üzerine Bir Değerlendirme / Erol Uzun… 19
Mutsuzluk Diasporası / Nurkal Kumsuz… 22
Nazan Bekiroğlu’nun Nar Ağacı’nda Postmodern Kurgu / Elif Balcı Kaştaş… 24
Toni Morrison: En Mavi Göz / Ayşegül Özalp… 27
Kırık Pencere / Filiz Beyaz… 29
İskender / Serdar Çakıcıoğlu… 29
Babaannem / Funda Özsoy Erdoğan… 30
Günebakan / Sevda… 31


Mavi Yeşil’in 78. Sayısı Çıktı..!

 

78 sayı! Vay be… Bu demektir ki 13. yıl da tamamlanmış oldu böylece. Artık yeni bir nefes alma zamanı. Mavi Yeşil yayımlanmaya başladığında doğmuş olanlar, bugün lise öğrencisi olmaya aday arkadaşlar. Hasan Öztürk’ün tabiriyle, kültürün sadece bir mantar türü olduğunu zannedenler, Mavi Yeşil’in bunca yıl nasıl olup da ayakta durduğunu da anlayamayacaklardır herhalde. İşin iyi tarafı, bizler de o insanların Mavi Yeşil’i anlamasını beklemiyoruz artık. Boş siyasi lakırdılar, ucuz futbol muhabbetleri ve tabiri caizse, çeşitli arenalarda kimin daha uzağa işeyeceğini test etmeye çalışan zihniyetler, ‘Yetenek Sizsiniz’e katılmak için başvuru formu doldurabilirler. Bizim tek derdimiz yazı, kalem, kağıt, kitap, edebiyat, sanat… Daha ne olsun…

Mavi Yeşil’in kimsenin safında olmadığını defalarca vurguladık. Bazı -çok özür dilerim- kalın kafalılar, hala “Bunlar sağcı!”, “Yok efendim, bunlar solcu!” gibi yaftalamalarda bulunsa da biz kendi yolumuzda ilerlemeye devam ediyoruz. Mavi Yeşil’in tek mal varlığı okurlarıdır. Türkiye’deki edebiyat alemine bir “imza” atmanın peşinde olan Mavi Yeşil, o imzayı her geçen gün koyulaştırmaktan uzak durmuyor. Herkesin bir kez daha haberi ola…

Lafı daha fazla uzatmayacağım. Bu ve benzeri sıkıntıları, söylemleri önceki yazılardan birinde, Cebinde Akrep Olmayanlara Açık Not başlığı ile yazmıştım. O yüzden bu faslı kısa kesiyorum ve editörümüz Sezgin Taş’ın hazırladığı sunuş yazısını kopyalayıp buraya yapıştırıyorum. Mavi Yeşil 78. sayısını da çıkarmıştır vesselam!

Mavi Yeşil dergisi 78. sayısıyla on üçüncü yılını tamam­lıyor. On üç yıl sonra başladığımız yere dönüyor gibi­yiz: Anlaşılan o ki bu ülkenin gündeminde bilim, kültür ve özellikle de sanat bir türlü öncelik sırası kazanamayacak. Adına “milenyum” denilen bir zamanda, 2000 yılının başında, çıkmıştık yola; aradan on üç yıl geçti, savaş çığ(ırtkan)lıkları ve top sesleri arasında yolumuza devam ediyo­ruz. Bilimden, yaprak testlerin yüzdelik başarı oranı; kültür ve sanat denilince de yemekli, türkülü, eğlence­li yerel yönetim patentli yarı resmi panayır gösterileri anlaşılmaya devem etse de Mavi Yeşil dergisi sanat ve edebiyat yolundaki kararlılığını yazı yardımıyla sürdür­meye devam ediyor.

Bu sayımıza Esra Polat’ın Üvercinka incelemesiyle başlıyoruz. Cemal Süreya’nın şiir evrenini, imgelemini, şiirini biçimleyen estetik bakış açısını yakından incele­me fırsatı bulduğumuz Üvercinka alı yazıda yüzey ya­pıdan derin yapıya yolculuk yapıyoruz. II. Yeni kuşağı­nın önemli şairlerinden Cemal Süreya’yı bu yolculukta daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz. Kısa bir ardan sonra yazan Hasan Öztürk de yepyeni bir kitabın mer­kezine çağıyor bizi: Türk Romanında Yazar ve Başkala­şım. Türk romanını biçimleyen ana figürlerin, yazar ve kahraman sorunsalının izleğinde Türkiye’de roman ve onun eleştirisi konusunda Parla’nın düşünüş biçimine kapılar aralıyor yazısında. İlker Aslan genç bir yazarın ve yeni bir kitabın izini sürüyor. Gökhan Yılmaz’ın Bi­raz Kuşlar, Azıcık Allah adlı eserini öykücülüğümüze getirdiği yeni soluğu inceleme fırsatı buluyoruz Aslan’ın yazısında. Hakan Bilge edebiyat, sanat, sinema eksen­li yazısında Amerikan emperyalizminin Hollywood’da insancıl bir kılığa sokulması girişimini gözler önüne seriyor. Gülşah Şişman Tzvetan Todorov’un poetik kuramın ana çizgilerini yansıtan Poetikaya Giriş aldı kitabını inceledi. Ömer Kalafatcı 1952 Mısır Devrimi ve Necip Mahfuz’un “Miramar”ını konu aldığı yazısıyla aramızda. Mehmet Nur Karakeçi uzun bir aradan son­ra aramıza katılıyor. Gönül Türüt Kesim ise büyük şa­irimiz Yahya Kemal ve onun şiir anlayışını kaleme aldı.

Bu sayının dikkat çeken öykücülerinden biri Farzet ki Dönmedim adlı kitabın yazarı Dursun Ali Sazkaya. Ya­zarın öyküsü hem anılara hem de var olma sancısının bilincine bir pencere açıyor. Kübra Aslan, Ayşegül Ergül ve Kadri Ra­şit Akdeniz bu sayımızın diğer öykücüleri.

Bu sayımızın şairleri ise: Pınar Doğu, Sebahattin De­mirci, Hızır İrfan Önder, Erkan Karakiraz, Fatih Ya­vuz Çiçek, Ömer Eski ve Altay Taşkın.

 

78.sayının içindekiler

Üvercinka / Esra Polat… 2
Lal Manifesto / Pınar Doğu… 7
“Türk Romanında Yazar ve Başkalaşım”/ Hasan Öztürk… 8
Kuru Kalem / Altay Taşkın… 11
Kuşlar, Allah ve Diğer Şeyler / İlker Aslan…12
24 Saat Amerikan Emperyalizmi / Hakan Bilge…14
Tzvetan Todorov, Poetikaya Giriş / Gülşah Şişman… 16
1952 Mısır Devrimi ve Miramar / Ömer Kalafatcı… 18
Hazan Vakti / Ömer Eski… 19
Dert Çok, Hem-Dert Yok / M. Nur Karageçi… 20
Üç Nokta / Yiğit Tornacı… 22
Hazan Vakti / Hızır İrfan Önder… 23
Gerçek / Erkan Karakiraz… 23
Yahya Kemal ve Şiir / Gönül Türüt Kesim… 24
Kurallı Birleşik Hayaller / Sebahattin Demirci… 26
Kelebeğin Çekim Kuvveti / Fatih Yavuz Çiçek… 27
Bir Monolog / Kübra Aslan… 28
Kimi/n Zamanı / Ayşegül Ergül… 29
Gidip Dönemeyenler İçin / Dursun Ali Sazkaya… 30
Geçti Dost Kervanı / Kadri Raşit Akdeniz… 32

İletişim: bilgi@maviyesildergisi.com

Sezgin TAŞ


Cebinde Akrep Olmayanlara Açık Not

 

Tüm okurlarımıza selam olsun… [*]

78. sayımızı piyasaya sürdüğümüz şu günlerde, bir yılı daha geride bırakmış olmanın sevinci ve -takdir edersiniz ki- haklı gururunu yaşıyoruz. Yazının, kağıdın, kalemin hiçbir zaman mankenlerin beden ölçüleri kadar ilgi görmediği bir ülkede “edebiyat” adına bir şeyler yapmak ve daha da ileriye giderek bunu 13 yıl boyunca sürdürmek her babayiğidin harcı olmasa gerek…

Sürekli “sansasyonel(!)” haberleriyle gündeme gelen bir şehirde, yıllar önce, o şehri bir ‘kültür şehri’ yapmaya aday olmuş olan bir oluşumdur da aynı zamanda Mavi Yeşil… Sadece bir edebiyat dergisi değil. Sanat adına ne varsa, “kimseden olmadan” bunu gerçekleştirmeye çalışan bizler, 13 yılın verdiği doygunlukla değil, önümüzdeki diğer yılların verdiği heyecanla sarılacağız 2013’e de… Her sayımızın bir önceki sayımızdan daha iyi olması için çabalamamız, edebiyat ve sanat adına nefes alıp vermemiz, bazı şeylerden hala umudumuzu kesmediğimizin de bir göstergesidir.

Hasılıkelam, lafı fazla uzatmamak lazım. 2000 yılının Ocak ayından beri yanımızda onlarca dostumuzu var bildik ve pek çoğu hala aramızda. Olmaya da devam edecekler. Biz istiyoruz ki bu aile büyüsün ve daha da güçlensin. Rize’nin dergisi olmadığımızı her fırsatta belirtmemiz, aldığımız geri dönüşlerle de tezimizi doğruluyor gibi. Rize dışından gelen çalışmalar, Rize içinden gelenlerden fazla. Öyleyse doğru yoldayız. Çünkü bizler, Türkiye’nin edebiyat ve dergi çöplüğünde yok olmayı düşünmüyor, söyleyecek daha pek çok sözümüz var diyoruz.

Bu tozlu ve sarp yollarda yanımızda olan dostlarımıza teşekkür ederiz bir kez daha. İstiyoruz ki dostluklar artsın ve Mavi Yeşil daha çok kişiye ulaşsın. Bu yüzden de bizlerle birlikte olmak isteyen ve Rize dışından dergimize ulaşmayı arzulayan bütün dostlarımıza bu yıl da dergimizin abonelik bedelinin SADECE 20 LİRA olduğunu belirtiyoruz. Şucuların bucuların değil okurlarının dergisi olmanın peşinde olan Mavi Yeşil, sizleri de bekliyor. Hiçbir ticari kaygımızın ve beklentimizin olmaması, abonelik bedelimizin sembolik bir rakamdan oluşmasından bellidir diye düşünüyoruz. Edebiyat, sanat, kültür ile uğraşmak isteyenler zaten bu bedeli çok görmeyeceklerdir. Uzak duranların ise yolları bir kez daha açık olsun…

Son olarak, Mavi Yeşil, 2013 yılının ilk sayısının hazırlıklarına başladığı bugünlerde bir kez daha sormadan edemiyor: “Biz buradayız sevgili okuyucumuz. Siz neredesiniz acaba?”

[Bu mesaj, cebinde akrep olmayan edebiyat severler için sınırlı sayıda ve özel olarak tasarlanmıştır. Kısa süre sonra kendini imha edebilir. Etmeye de bilir. Bu bizi ilgilendirir. Oku. Al. Bak. Yaz. Çiz. Eleştir. Et. Eyle. Söyle. Korkma. Yeter.]
____________
[*] Mavi Yeşil’in 2012’yi bitirmesi ve 13. yılını doldurması hasebiyle facebook sayfasında paylaştığım kısa bir yazıdır. Samimidir. Kar amacı gütmemektedir. Bu kadar.