Tag Archives: Alıntılar

Alıntı Defterim: Michel Foucault – Güzel Tehlike

Michel-Foucault

 

Sonuçta tek gerçek vatan, insanın ayağını basabileceği tek toprak, başın sokabileceği, sığınabileceği tek ev çocukluğundan itibaren öğrendiği dildir.

*

Şu anda kafamı kurcalayan, on yıldır kurcalamaya devam eden mesele şu: Bizimki gibi kapalı bir kültürde, bir toplumda sözlerin, yazının, söylemin varoluşu nedir? Bana öyle geliyor ki eninde sonunda söylemin var olmasına hiçbir zaman pek önem vermedik. Söylem, şeylerle aramızda duran ve onları görmemizi engellemeyen saydam bir film değildir sadece, olanın ve düşünülenin aynası değildir sırf. Söylemin kendi kıvamı, kalınlığı, yoğunluğu, işleyişi vardır. Ekonomik yasalar gibi söylemin de yasaları vardır. Anıtlar gibi var olur söylem, teknikler gibi, toplumsal ilişki sistemleri gibi var olur.

*

Bence ölümün alternatifi hayat değil, hakikat. Ölümün beyazlığı ve ataleti içinde bulunacak şey, kaybedilmiş hayat ürpermesi değil, hakikatin titiz konuşlanmasıdır.

*

Yazmaya başlamadıkça, yazmak dünyanın en haybeden, en olasılık dışı, neredeyse en olanaksız, en azından hiç bağlılık hissetmeyeceğimiz şeyi gibi görünür. Sonra öyle bir an gelir ki -ilk sayfada mıdır? bininci sayfada mı? kitabın ortasında mı? hiç bilemiyorum- yazmaya tam anlamıyla mecbur olduğumuzu hissederiz.

*

Şu birkaç sayfayı yazarak kendi kendimizi, kendi varoluşumuzu aklarız.

*

Dil, tam anlamıyla sonsuz sayıda cümle ve sözce kurmamıza yarayan şeydir. Söylemse, ne kadar uzun, ne kadar dağınık, ne kadar esnek, ne kadar atmosferik, ne kadar protoplazmik, kendi geleceğine sandığımızdan ne kadar fazla bağlı olursa olsun, her zaman sonlu, her zaman sınırlıdır. Ne kadar uzun olursa olsun bir söylemle dilin sonuna asla varılamaz.

*

Yazmak konuşmaktan çok farklıdır. Artık kendimize ait bir yüzümüz olmasın, yazımızın altına saklanalım diye yazarız aynı zamanda.

*

Yazmak aslında yalnızca varoluşun değil bedenin de bütün tözünün kalem ve yazının kanallarından kağıdın üstüne çiziktirdiğimiz şu küçücük izlere akıtılmasıdır.

güzel tehlike


Alıntı Defterim: Nuri Pakdil – Büyük Sorgu / Klas Duruş / Kalem Kalesi

nuri-pakdil

(1 – Büyük Sorgu)

…zaten edebiyat da, çığlık çığlığa dolaşıp duran kendimizi “Gel bakalım hemşerim, nereye gidiyorsun yahu, kendine dön be!” sarsıntısıyla bulabilmenin bir tür pusulası değil midir?

*

“Cart!” : tembelliğin yanına gelen yeni bir tembelliği yırtmak hiç de kolay olmuyor …

*

…soluk soluğa kalıncaya kadar insan koşar.

*

Türkiye’deki insan vicdanlı olabilse, Rusya’daki insan da vicdanlı olabilir, Çin’deki de, İsveç’deki de, Cezayir’deki de, Arjantin’deki de, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki de, Kamboçya’daki de.

*

İnsanlar, Gerçeği, mutlaka öğrenmelidirler.

*

Herşeyin değerini –önem derecesi ne olursa olsun- daima onları yitirdikten sonra anlamışızdır.

*

Yönelişlerin en ayrıcalıklısı, insanın kendi vicdanına doğru olanıdır.

*

Garipliğe en yakın mesafe [doğrudur : garipliğe en yakın mesafe] : muhakkak devrim.

*

Saat Kudüs oldu.

*

Arınmış, temizlenmiş, herkesin hakkı verilmiş mülkiyet güzeldir kuşkusuz da, gene gene, çok ağır birşeydir.

 

büyük sorgu

*

(2 – Klas Duruş)

Tek tek kendi yazgımızı mı yaşayacağız, yoksa yazgılarımızın toplamından her birimize düşen parçayı mı yaşayacağız?

*

…bildiğim her şeyden sorumlu olmazsam, nasıl hak edebilirim yaşamayı?

*

…yollarında ilerleyebilmek için karıncaların inadı vardır ya… nasıl inat ederler ha…

*

İnsanın, kendi kendi olabileceği sessiz bir mekan, meğerse ne kadar önemliymiş!

*

Evlat acısı gibi yüreğine oturur devrilip giden günler,

*

…hayat cümle değildir, somut bir gerçekliktir;

*

…her anında seçimle karşı karşıya insan.

*

Ne durumda olursak olalım, bir müziğiz; insan, kendi sesini, daima, başkalarından önce işitir. Herkesin, kendince, bir çileye dayanabilme gücü de buradan gelir ya.

*

…uykunuzu tam alamadan yataktan fırladınız mı : toslayacaksınız mecburen birine; şu anda, siz en yakın olan kendiniz.

*

Anlamak fiilinden meşaleler yapılmalı : yeryüzünde birbirimizi görebilmek için.

*

İnsan, ancak, gizemli cümlelerle özgür olur.

 

klas duruş

*

(3 – Kalem Kalesi)

‘Benim siyasetim inancımdır, benim inancım siyasetimdir.’

*

Hayattan umudu çıkarınca umut kalıyor gene : hayatın İÇAĞACI.

*

Ruhunu şeytana satanları altalta yazsak, Nil kadar uzun bir liste çıkar.

*

Bir de : herhalükarda yüzgöz olmamalı uykuyla; yüzsuyu dökmeye de hiç gelmemeli; çık yataktan, uykusuz uykusuz oturmak daha da iyi : herşeyin fır döndüğü bir süreç bu : hızlı bir şeyleşme ki…

*

…yanmış bir dünya verilmişti bana. Kabul ettim. Herhalde başka bir dünya kalmamıştı bana verilecek…..

*

Süpürülmekten korktukları için her süpürgenin sapına yapışanları iyi ayırt etmeli.

*

Ülkenin hali yeryüzünün halinden daha da acı geliyor bana.

*

Üç yüz altmış dereceyi algılamadan yola çıkanın uzun süre dayanabileceğini sanmıyorum : yazmak, Ağrı’dan daha da ağır bir dağı yüklenmektir.

*

Doğrudur, aşınma acıdır.
Aşınan ayak topa vuramaz.
Aşınan beyin devrim yapamaz.
Aşınan aşık şık bir görüntü vermez.
Aşınan kumaştan güzel elbiseler dikilir mi?

*

Çiçek de, ağaç da toprakla bağıntıyı açıklayamıyor mu? Yani, birşeye tutunmayı demek istiyorum. Ben neye tutunuyorum şimdi? Yalnızca tutunmak da değil tabii sözkonusu olan; ya bu ağırlıkta ya da daha da ağır bir yaklaşımla beslenmek; varoluşumumu onunla sağlamak.
Durmamak. Sürekli olmak.

*

Her gün hayatı, bize şu anda bağışlanmış bir armağan gibi görebilirsek…….

*

Temel taşlarını yerinden oynatmadan mümkün mü devrilmesi karanlığın?

*

…mekan insanın zamanını mühürler.

*

Herhangi birşeye –bildiğimiz, daha önce gördüğümüz birşey diyelim buna da- ilk kez görüyormuşçasına bakmak bile bir yeni keşif olamaz mı?

kalem kalesi

 


Alıntı Defterim: Ali Teoman – Eşikte

ALİ TEOMAN

Başı sonu belirsiz bir uzamın bulanıklaşan derinliklerinde gitgide silikleşip gözden yiten, ince ve kırılgan, kıvrımlı bükümlü yaşam çizgisinin izlediği rastlantısal yolda bir diğeriyle kesişmesi ve belki de bilinmeyen bir zamanda yine buluşmak üzere çatallanıp ayrılmadan önce kısacık bir süre için bile olsa yol arkadaşıyla sıradışı bir koşutluk göstermesi ne tuhaf!

*

Onun uzun parmaklı, kemikli, erkeksi sol elini tanıyorum.

*

Yaşadığımız elden düşme yaşam…

*

…rastlantıların ne büyük bir rol oynadıklarını düşündü.

*

Öyle ya: Apaçık ortada olan, dikkat çekmez. Gizlenmeye çalışılan, kuşku ve merak uyandırır oysa.

*

Olaylar mı sözdizimini yaratmıştı, yoksa sizdizimi mi olayları?

*

Cansu Yıldırım Blogspot[*]

*

Bir bardak suda yüzen zeytinyağı damlacığı… Bu sahiden benim yaşamım mı? Sahiden mi?

*

…sonsuz yaşantı olasılıklarından biri…

*

Bir insanın ölmesi de yaşaması kadar doğaldır çünkü ve her ne kadar öldüğü sırada otuz beş yaş sularnda ise de, bu gerçeğin bizim kahramanımız için de geçerli olmasında garipsenecek bir şey göremiyoruz.

*

Her ikisi de sıradan insanların yaşamlarını yaşayıp sıradan insanların ölümlerini öldüler. Hiçbir zaman intihar etmediler, gazete başlıklarına geçmediler, on dakika için bile ünlü olmadılar. Roman kahramanı oluşları buna engel olmadı.

*

Cinsellik başkalarına ait olduğu zaman tiksinti vericidir. Ama biz yaptığımızda, öyle değil: Niçin?

*

Alfabeyi öğrenmeye başlayan bir çocuk x y z diye bitirmek zorundaydı hep diziyi. Bunun nedeni, a b c ile başlamış oluşuydu ve bunun niçin böyle olduğunu, olması gerektiğini sormak gelmemişti aklına.

*

Olmuş olan, olması gerekendi zaten ve uzun uzadıya kafa patlatmaya gerek yoktu bunun üzerinde.

*

Terazinin bir kefesine sonsuzluğu koyarsanız eğer, diğerine ne koyarsanız koyun, ağır basan taraf sonsuzluk olacaktır, sonsuzca.

ali teoman - eşikte

______________________
[*] Fotoğraf Cansu Yıldırım‘ın nevi şahsına münhasır blog sayfasından alınmıştır ki o adres de şu şekildedir:
http://cansu-yildirim.blogspot.com/2012/06/ali-teoman-esikte.html


Alıntı Defterim: Samuel Beckett – Murphy

B1

“Murphy bütün yaşam bir karmaşa ve bu yığının içinden seçebildiğimiz görüntülerden oluşuyor.”

*

“…Mükemmel bir yaşlı amca. Temiz, sağır ve dilsiz.”

*

“Ama parasız yaşayamayız” dedi Celia.
“Tanrı yardım eder” dedi Murphy.
Tanrı’nın yardımda gösterdiği aşırı ilgisizlik, onları öyle aşırı taşkınlıklara sürükledi ki sonunda sağlıkları da adamakıllı etkilendi bundan.

*

“Paralı asker kaçar, paralı askerdir çünkü.”

*

Samuel Beckett Boulevard St Jacque, Paris, 1985 2

*

“Tutkuların önünde, saygıyla eğilirim” dedi adam.

*

“Ama yalnızca bedensel bir gidişin ne yararı olabilir?” dedi Murphy,

*

“Lanet olasıca kadınların hepsi aynı, sevmesini beceremiyorsunuz, katlanmayı beceremiyorsunuz, katlanabildiğiniz tek duygu, başkalarının sizin için duyumsadıkları, hepsi bu. Piçkuruları ve Tanrını cezası ev işleriyle her şeyin içine sıçmadan, beş dakikalık bir süre için bile sevmeyi bilmiyorsunuz. Ah, nasıl da tiksiniyorum şu odalarımızdaki Venüs ve Eros öykülerimizden. Ninemi hatırlatıyor bana.”

*

samuel_beckett_2

*

Cooper’ın görünürde tek insani özelliği, alkollü maddelere duyduğu hastalıklı eğilimdi.

*

“İnsanlık iki kovalı bir kuyudur, biri dolmak için aşağı inerken öteki boşalmak için yukarı çıkar” dedi Wylie.

*

Akıl onu kaybetmekten korkanlara kene gibi yapışırdı. Ya kaybetmeyi umut edenlere…

*

Yatağında uyumak isteyen bir adam. Onun başının ardındaki saklandığı yerden çıkmak isteyen bir fare. Adam farenin gürültüsünü duyduğu için uyuyamaz, fare de adamın gürültüsünü duyduğu için çıkamaz. Biri uyanık kalır, öteki de beklerken mutsuzdur, ama adamın uyuduğunu, farenin de deliğinden çıktığını varsayarsak, ikisinin de mutluluklarını kesinleyebiliriz.

*

Bu kitaptaki kuklalar er ya da geç ağlayacak, Murphy dışında. O bir kukla değil çünkü.

Samuel Beckett - Murphy


Alıntı Defterim: Gökhan Yılmaz – Biraz Kuşlar Azıcık Allah

…seni elimden geldiğince kırıp, bozup, buruşturup suratına bakılmaz hale getirmeye çalışacağım.

*

Yaşasaydı, benim babam senin babanı döverdi.

*

Bir vicdan azabı büyütüyorum içimde.
Tıpkı, babamın sol gözü gibi.
Sen, baba, bana klasik bir baba-oğul çatışmasının kim bilir kaçıncı kez öyküsünü yazdıracak kadar…
İçime zoraki bir azap yerleştirecek kadar…

*

Eğer babanız bir Avusturya-Macaristan veli ahtıysa hepiniz birer Sırp milliyetçisi olun, çocuklar.

*

Hayatınızın imlasına dikkat edin. Nereye bağlaç koyacağınız, nerede ayraç kullanacağını bilin, kesme işaretleriniz net olsun, köşeli parantezlerden dönün köşeleri, ünlem gibi dik durun. Hayatı sorgulayın. Soru işaretlerini nizamı kullanın. Ünlemler çıkacak karşınıza, onlara dikkat edin. Noktayı koyana kadar da vurguyu elden bırakmayın.

*

Tek siz mi sığmadınız koca İstanbul’a?

*

Uyku, sabaha kadar ölmektir bir bakıma.

*

… eve vardığınızda evi boş bulunca doksanartıikidegolatanforvet gibi sevinirsiniz …

*

…bir öykücünün kafası hep karışık olmalıydı…

*

…öykü yazmak ciddi bir iş en şortla yazıyorum yazın kışın da pijamayla ciddiyeti bununla değerlendiriyorsan sana başka bir şey demiyorum işses…

*

Hangi yalnızlığın kahvesini içeceksiniz?

*

Sen olmazsan eğer ben bir hiçim su. Ve olursan eğer ben bir kuyu.

*

İçine bir kurt düşmüşse eğer, bir şeylerin farkına varmışsın demektir.

*

İncir ağacı acı. Sırtında bir testere yürüyor. Sütler saçıyor testereye. Testere, incir sütünden yavaşlıyor. Testere yavaşlıyor. İncir yavaşlıyor. Süt yavaşlıyor. Yavaş yavaşlıyor.[*]

*

Evet, Âdem, Havva’nın “biricik erkeği”ydi. Çünkü henüz diğerleri yaratılmamıştı.

*

Allah’ım ortayı sana açıyorum. Çok tanrısal.

*

…ben şimdi kime ne diyeceğim kalbimden başka?

*

Tesadüf diye bir şey var mıydı bu dünyada? Sanmıyorum.

*

Kuşlar neden kaçarlar bizden?
Kanatlarımız olmadığı için,

*

Kin tutmak hiç yoktu zaten, tutacak onca şey varken…

*

uyumak ölmektir, biliyoruz ama saatler dolu her taraf. beş dakika daha gerine gerine ölemiyoruz sabahları.

*

anneler ne kadar az yer kaplıyor yeryüzünde.

*

karın yağmasını bekliyoruz, denize girmeyi özlemek için.

*

sen hiç kendi toprağına su döken ölü gördün mü?

*

…canım sıkılırsa hangi kabloyu kesmeliyim?

*

lütfen, gözlerimi bir süre sana dikmeme izin ver. ben bu şekilde var oluyorum çünkü, seni ölümden bir adım daha uzağa koydukça ben, var oluyorum.

*

çekilen her fotoğraf, eskiye dair bir şey bulmaktır. ve bulmak, aslında kaybetmektir.

*

çekilen her fotoğraf, yeniye dair bir şey kaybetmektir. ve kaybetmek, aslında bulmaktır.

*

birileri sevmeli ve göstermeli nefes almayan şeylerin sevgisini.

*

bütün fotoğraflar izden yaşlı doğar ve biz bunu ancak  ölmek üzereyken anlarız.

*

Neden sırtını da bırakmıyorsun orada da alıp götürüyorsun?

*

hüzün gerçek bir şey değildir.

 

__________________________________________
[*] Gökhan Yılmaz’ın bu cümlesinin geçtiği Kuşusıkı öyküsünü güneşli ve güzel bir günün akşamında okudum. O gün, bahçedeki incirin, balkondan uzanmakta zorlandığımız ve dalına çıkmanın da tehlikeli olduğu dalını kesmiştim. Sonra kestiğim (budadığım ya da) o dalı da parçaladım, yapraklarını kopardım. Ellerim, incirden akan sütlerle yapış yapış olmuştu. İşte, o günün akşamında, ben bu cümleyi okudum. Sonra katıldım Gökhan Yılmaz’ın “Tesadüf diye bir şey var mıydı bu dünyada? Sanmıyorum.” cümlesine…


Alıntı Defterim: Ali Teoman – Cafê Esperanza


 

Erken gelen bir güzün ağdalı hüznünü yaşıyoruz.

*

Yaşam bir oyundur çünkü, özenle oynanan bir oyun.

*

Öyle ya, aşk öyküleri, cinayet öyküleridir aslında, çünkü her aşk aynı zamanda bir cinayettir.

*

Varoluş gerekçesi nedir aşkın?

*

Mutluluğun yalnızlıkla, kesin ve kusursuz yalnızlıkla birlikte gelmesi tuhaf.

*

“Umut için bir eğretileme yapmak gerekseydi eğer, ufuk çizgisindeki mor bulut kümesi derdim,” diyor Xeno, “Ya da kuyruğundaki salkım saçak püskülleri salındırarak uzaklaşan, ipi kopmuş, rengarenk bir uçurtma.”

*

…ha orası ha burası, hiç fark etmiyor: Yaşam her yerde yaşam sonuçta, zaman her yerde akıp gidiyor, ölüm her yerde var.

*

*

Rapazinho’nun tanrıtanımazlığı yalnızca lafta. Bir tür entelektüel etiket onun için tanrıtanımazlık, nasıl ki entelektüel geçinen bir sürü sanatçı bozuntusu için ‘solculuk’ bir etiketse.

*

Dil yalnızca gelgeç bir iletişim aracı benim için, ondan ötesi beni ilgilendirmez.

*

Satrançta şahın güvenliği çok önemli, şah oyunun can damarı çünkü. Öteki bütün taşların değeri piyon cinsinden ölçülebiliyor: At ve fil üçer piyon, kale beş piyon (iki at ya da iki filden biraz az), vezir ise dokuz piyona eşdeğer (iki kaleden biraz fazla). Tüm bu taşlara oranla savunma ve saldırı gücü neredeyse sıfır olan o hantal ve zavallı şah, yine de hepsinden değerli ama,  çünkü o olmadığı zaman öteki taşlar anlamlarını yitiriyorlar. Şah bir arı kraliçesi: Korumak, rahat etmesini sağlamak, tüm gereksinimlerini karşılamak için bütün taşların çevresinde pervane oldukları ve gerekirse uğrunda can verdikleri müstebit bir firavun.

*

Yaşam belalı bir yolculuk ve mutluluk uçsuz bucaksız bir bozkırdaki, birbirinden fersahlarca uzak, kısa bir moladan sonra hemen yeniden yola koyulmak için uğranılan ücra konak yerleri.

*

Olanaklı evrenlerin en iyisinde yaşadığımızı mı söylemek istiyorsun yani?

*

*

Hem eğer yayımlatmaya niyetin yoksa, bunca çalışıp didinip kitap yazmanın anlamı ne?

*

Merak ediyorum, lahavle çekmenin ne demek olduğunu biliyor mu acaba Xeno?

*

…konuşulamayan şeyler hakkında susmak gerekliydi.

*

…aslında önsenen bir hezimetin, kesin ve tam bir bozgunun olabildiğince ötelenmesidir umut, başka bir şey değil. Yalnız bizim gibi umutsuzlar umut eder.

*

Umut umudun umududur. Ne fazla ne de eksik…

*

Çünkü umut her an kapıyı çalabilir.
Çünkü umut her yerde.


Alıntı Defterim: Ortega y Gasset – Avcılık Üstüne

 

Alabalıkların tümünü birden öldürmek için dağdaki akarsuyu zehirleyen balıkçı avcı değildir.

*

Dövüşmek karşılıklı hiddet içerir. Oysa avcılıkta her zaman bir hayvan avlamaya çalışırken diğeri avlanmamaya çalışır. Avlanmak karşılıklı değildir. Böyle olmasının nedeni, iki hayvan arasında yaşamsal düzeyde eşitliği yok sayan bir ilişkinin varlığıdır.

*

…adına avcılık dediğimiz olayın gerçekten oluşması için avlananın kaçıp kurtulma şansının olması, kural olarak kaçabilecek güçte olması gereklidir.

*

Bu durumda devasa olduğu kadar da kaçınılmaz bir çelişkiyle karşılaşmaktayız: İnsanın avlanması avın her zaman kıt olduğu varsayımına dayanmaktadır. Eğer av olağanüstü bollukta bulunsaydı, “avlanmak” adını vererek diğerlerinden ayırdığımız bu garip hayvansal davranış var olmayacaktı. Hava genellikle bol bulunduğundan nefes almak için teknik bir yeteneğe gereksinim yoktur. Dolayısıyla nefes almak, hava avlamak değildir.

*

Sonunda av olayı, hayvanın o güzel postunun kanla lekelenip az önce dipdiri olan gövdesinin ölüm denilen o mutlak felcin pençesine düşmesiyle noktalanır. Her şey yalnızca bunun için miydi diye sorarız kendimize.

*

Ve pek çok hayvan türünün (buna insan da dahil) yemek için öldürmekten başka seçeneği yoktur.

*

…insanların emin olunması olanaksız konularda kendilerini çok emin hissetmeleri kadar beni rahatsız eden bir şey yoktur.

*

…İngilizler bir boğa öldürdüğünde bu eylemin anlamının boğa güreşinde boğa öldürmenin anlamıyla hiçbir benzerliği olmadığı öğrenilebilir.

*

Fayda güden avcılıkta avcının yöneldiği ve değer verdiği gerçek amaç hayvanın ölümüdür. Bunun öncesinde yaptığı her şey bu sonuca ulaşmak için birer araçtır.

*

İlk insan aslında hala bir hayvandı.

*

“Yaşam” demek “burada ve şimdi” demektir; çünkü yaşam burada ve şimdi yapmamız gerekenlerdir.

*

Avcı olan kimse hem çağdaş hem de aynı zamanda on bin yıl önceki insandır.

*

İşte avcı bu tetikte olan insandır, uyanık insan.