Tag Archives: Eylül

Eylül, Son

Bugün değildi ama dün gibiydi.
Bir camın arkasında saklanmamıştı.
Neredeydik, nasıldık?
Şimdi neredeyiz?
Sahi kimiz?

Gözlerime baktı. Esnemedi. Gerinmedi. Gevşemedi.
Usul usul sokuldu.
Sonra sustu. Sonra sustu. Sonra sus!
Dedi bir vakit takvime bakıp:
Güle güle eylül. Yine gel…

Sonra dolunay, yavaş yavaş kayboldu…

Reklamlar

Bazı Şeyler


En baştan başlayabilirdim anlatmaya her şeyi ama ya o kadar zamanımız yoksa?
Yani dinlemek için sahip olduğunuz zamana sahip değilsem anlatmak için ya da sizin avuçlarınızda kalmamışsa o kadarı?
Nasıl anlatabilirdik ki bu parlak güneşi, şu parçalanmış bulutları, o kupkuru yağmuru, bu denizi, o bozkırı ve akıp giden her ne varsa ve varsa başka bir şey bütün onları da işte nasıl anlatabilirdik? Zaman bu kadar hızlı akarken bir de?

Sizinle ne zaman tanışmıştık sahi?
O zaman gemiler geçmiyordu sahilden sahiden de.  Sadece kıyıda köşede üç beş çocuk top oynuyorlardı ta ki yola kaçan topun peşinden giden çocuk bir daha geri dönmeyene kadar. İşte biz sizinle o zaman oradaydık ve o gün orada sahiden de ne yapıyorduk hatırlıyor musunuz?
Siz bana çiçeklerden bahsetmiştiniz: İşte bu güldür, işte bu lale, işte şuradaki zakkum ki zaman zaman zehirlidir ve şurada ısırgan otları vardır ve bir çiçeğin ömrü dalıdan koparılana kadardır… Sizin orada çiçekler ne renktir peki? Bizim orada çiçekler… Her neyse.

Evet, bazen hepsi yanlış gelir ve bazen çoğunun cevabı yoktur. Bazen kadınlar her şeyden habersiz kahve içerler bir başkasının evinde ve çoğu uzun süredir denize girmemiştir. Hüzündür tanelenen şimdi, utanç değil. Utanılacak bir iş yapmamıştır onlar, siz de bilirsiniz. Ama geçen bu zaman… Sadece… Biraz daha fazla hüzün demek değil mi?
Sizinle o masada oturduğumuzda nelerden bahsetmiştik sahi? Ben hatırlamıyorum. Geçip giden ve uyuyan ve yalnız kalan ve yalından dönme mevsimler yaşayan ve bir yaprağın nasıl olur da bu kadar güzel yere düştüğünü anlatan bütün çocuklar şimdi bir başka mevsimin arifesinde oyunlar oynuyorlar. Bizim yaşamak istediğimiz diye bir şey yoktur ve planlar ilahidir bir bakıma ki siz de bilirsiniz. Siz de bilirsiniz yalnız kalmış bütün mevsimleri. Ve dünya adil bir yer değildir her şeye rağmen ve hele de şubat 28 çekmekte ısrar ederken…

Sizin görecek güzel günleriniz var ve bizim de görecek güzel günlerimiz var ve bilirsiniz Bizim de görecek günlerimiz var ve güzeller ve hepsi güzeller ve bilmesek de geleceği ve geleceğin nasıl olduğunu tahmin dahi edemesek de işte güzel olacağını düşünmektir bize bugünü yaşatan yoksa nasıl olurdu yoksa nasıl yoksa… Siz inanınız bana lütfen ve şimdi canınız sıkkındır bilirim. Bilirim dört duvar arasında umduğunuzdan farklı geçer zaman ama gözleriniz kadar güzel olacaktır gelecektir, inanınız bana. En az gözleriniz kadar güzel…

Siz de duydunuz mu?

Size de bazen öyle olur mu? Öyle işte…
Hani saatin kaç olduğunu değil de zamanın geçip gittiğini anlatan bir saat gibi her şey hani akrep ya da yelkovan oklarından birisi kaybolmuş bir saat gibi yani bir kum saati gibi yani eskiden olduğu gibi bir güneş saati gibi ve “gibi” ne kadar da benzersiz bir benzetme edatı öyle değil mi?

Şimdi bir şair yeni bir şiir yazmaya başlamıştır. Siz de bilirsiniz. Güzel günler gelecektir. Siz de bilirsiniz. Dünyanın neresinde bir şair şiir yazsa güzel günler gelecek demektir ve güzel günler göreceğizdir güneşli günlerdir ve motorları maviliklere süreceğizdir ki buna inanınız lütfen ve lütfen inanınız içinden gondol geçmese de Paris güzel bir memlekettir.
Gözlerinizde gördüğüm bir çocuğun gülümsemesi değil midir sahi?

Ah… Özür dilerim.
Öyle demek istememiştim. Sahi ne demek istemiştim ben. Sahi o yüksek tepede çay içerken deniz bakmak nasıl bir duyguydu hatırlıyor musunuz siz de? Nasıl da boş kalmıştır şimdi sandalyeler ve nasıl da gelecektir kış.

Ah… Özür dilerim sizden, hatta özürdilerim ki boşluk kalmasın aramızda. Böyle demek istememiştim. Anlatmak istediğim neydi onu da bilmemiştim.

Tık! Tık!
Özür dilerim, bir kişilik yeriniz var mı?
Sadece, biraz kayboldum da…

____________________________________


Yoksun/luk

Bütün şahıs kiplerinin geniş zamanında çekimlenebilir:
Y o k s u n l u k . . .
Yoksunum yoksunsun yoksun yoksunuz yoksunsunuz yoksunlar.
Yokluğun varlık hali. Yoksunluğun ya da…
Ne?
Öyle.
Hem bugün ilginç bir şey olmadı
Ya da bugün ilginç bir şey… (düşünür) Oldu mu ki?
“Ki” bir bağlaçtır,
Ama “ki” bir bağlaç değildir de…
Örnek cümle: Seninki senin ki senin.
Neyse…

Hem bugün ters tarafımdan da kalkmadım.
Güneşli bir güne uyandım
Ayıldım bayıldım bayrak salladım denize gittim.
(Düşünür: Denize gitmedim!)
Ravel dinledim ve Maurice olmayan bir Ravel
Ve Bolero dışındaki birkaç parçayı. Evet.
Eski fotoğraflara baktım ve sonra yeni fotoğraflara baktım.
Aya baktım ve sonra ayı görememem daha güçlü bir ışıkla ilgili.
Güneş şeş beş!
Penc ü se
Severler güzeli…
Severler.

Sevimli bir gün yine de
Belirtisiz isim tamlamaları kuruyorum ben saçma cümlelerime.
Sessiz sedasız geçiyor zaman.
Oysaki biraz gürültü çıkarsaydı keşke: çıt!
Keşke biraz gürültü: pat!
Gürültü: GÜÜMM!!!
Güme gitmiş bütün zamanlar aşkına şaşkına döndüm.
Tanrı “Zamana yemin ederim…” derken haklıydı.
Sorunum yetmezliğimi saymazsak aptal sayılmam.
Ama o kadar da aptalım ki aptal olduğumun farkına bile varamam böyle.
Ha deyince olmaz…
“Ha!”
-Olmadı…

Ve içine düştüğümüz büyük kara delik içine çekerse yine de
Adalar’ı tek tek dolaşmak gereklidir neticede.
İstanbul güzeldir, hele de uzaksa insan
Orada gezer durur bir gezegen gibi dünya
Orada bir çiçek açar
Kadıköyü’nde ve/ya/hut Üsküdar’ın bir köşesinde.
Ben köşegen çizerim bir yedigene,
Bir yedigenin iç açıları toplamı kaçtır bilmem.
Ama arada derede kalmışlığın iç acıları ağırdır.
Ağırdır ve taşınamaz.
Ve taşınır ve taşınmak zorundadır.
(Düşünür:Ağır taşıtlar sağdan gider ve en hafif olsa da bisiklet…daha sağda o vardır.)
Bir bisiklete binip çok daha uzağa gitmek gerek bazen.
Bazen sadece mektup yazabilmek için.
Bazen sadece yazabilmek için.
Bazen sadece içim dışım…
Sus!

-Yeteeeeeeeeeeeeeeer!

(Düşünmez.)

__________________________________________________
http://fizy.com/#s/3w8nmm


Anlamsız Ağustos

Şimdi günleri son son gelir ağustos
Duman toz kir pis leş ot odun susku çünkü yok ki bazı bazı bazı
Yoksul şiir
Yoksun öykü
Roman havası
Aboov!
Bak dün değildi dünya
Dün ya da değildi önceki gün mü idi ne idi
Neden ayrı yazılır ek fiiller hem
Hem fiil midir eylem midir
Hem eylem neden bu kadar siyasal
Hem fiil neden biraz Arapça ya da Farsça ya da Fuzuli ya da Baki
Baki kalan bu kubbede ne söyledin
Ne söyledin ne kaldı geriye hem ne kalacak başka
Yatacak yerin mi var ki ki ki ki ki
Sokak başında kikirdiyor bir kara kedi
Aç değil tok değil nedir derdi
Pide mi?
Pide!
Gide gide yoruldum,
Susadım ve parçalandı kelimeler
Bak hem dün değildi dünya değildi dün
Dolunay son parçasını bıraktı karanlığa
Hatırladın mı hani fısıldamıştım
Muştu
Uçtu uçtu uçtu!
Uçmak, ne kadar Türkçe ve ne kadar
İngilizce Fılay, ne kadar gerçek ve ne kadar… Ne?
Amerikanca Orta Doğu’da ne oldu bitti?
Devrim kaç harflidir peki ya revuleyşın?
Knock knock Neo!
Folov dı vayt rabit!
Uyandım sabah güneş aç susuz
Pide kuyruğunda küfür eden müslüman
Neden neden neden?
Ağustos, sen gideceksin yerine bir eylül
Ey lül!
Duy şimdi!
Ne kadar anlamsız ve ne kadar parçalanmış.
Anlamlı bir bütün oluşur mu şimdi toplasak,
Toptan toplasak dizsek yeniden tek tek neye yarar?
Yaramaz!
Yaramaz yazı!
Yaramaz bir çocuk incir ağacından düştü şimdi.
Uyandım.
Gökyüzünde yıldız yoktu.
Ağustos mu?
Ne?