Tag Archives: Hasan Ali Toptaş

Alıntı Defterim: Hasan Ali Toptaş – Sonsuzluğa Nokta

hasan-ali-toptas

Hıncahınç bir kalabalıkta, insanın en büyük sorunu kaçmaktır.

*

Çünkü bir sınırın hangi şartlarda ve nasıl geçildiği, ne düşlenir, ne anlatılır, ne de anlaşılır; onu, ancak ve ancak yaşayanlar bilir. Onlar da anlatmaktan kaçınırlar, kaçınmasalar da anlatmazlar; ya da anlattıkları bir düştür yalnızca, gerçeğin kokusuyla tatlandırılmış, gerçeğin rüzgarıyla biçimlendirilmiş, imkansız bir düştür…

*

Bildiğim tek şey, ne yaparsa yapsın, insanın birkaç saniyeye bile söz geçiremeyişi… Başka bir deyişle, yaşam dediğimiz o kocaman ve karmaşık serüvenin, kimi zaman birkaç saniyede kurgulanıp birkaç saniyede inanılmaz bir hızla yön değiştirdiği ve günlerimizin, haftalarımızın, aylarımızın, hatta yıllarımızın gerisinde kalan o birkaç saniyenin bütün ömrümüzü kapladığı…

*

Kimi zaman ayaklarımız, istemediğimiz yerlere götürür bizi; istediğimiz yerlere yani, çok önceden isteyip de kendi kendimizi engellediğimiz yerlere.

*

Ölüm ölen için değil, geride kalanlar için,

*

“İnsan yeryüzünün en bağımlı yaratığı,” dedi kırık bir sesle. “Düşündüğü için belki, ya da duyduğu için.”

*

Hiç, ama hiç yapmam dediklerimizi bize yaptıran bir şey var.

*

İnsan bazı şeylere şaşırmaya mahkumdur.

sonsuzluğa nokta


Mavi Yeşil’in 82. Sayısı Çıktı..!

my82

Mavi Yeşil’e tatil yok. 82.sayımız da piyasadadır artık. Hem de dolu dolu. Bazı aylık dergilerin “yaz özel sayısı” şeklinde çıkardıkları iki aylık sayılarını görünce şahsen (Mavi Yeşil’le ilgisi yoktur bu fikrin) üzülüyorum ve hoş karşılamıyorum bu durumu. Titiz gelmiyor bana belki de. Bilmem. Yine de alıp okuyorum ama sadece fikren katılmıyorum bu duruma. Ama Mavi Yeşil’de böyle bir şey olmuyor şükür ki. Yazın rehavetine kapılmayan Mavi Yeşil editörleri yine güzel bir sayı hazırladı okurlar için. 81.sayımız çok beğenilmiş ve çarçabuk tükenmişti. Okurlarımız sağ olsunlar. Güzel geri dönüşler almıştık. Bu sayımızda da ilk etapta facebook ve twitter üzerinden güzel geri dönüşler aldık. Almaya da devam ediyoruz. Umarız okuyan herkes bu sayıyı beğenecektir. 

 

Bu sayımız genel yayın yönetmenimiz Hasan Öztürk’ün “35 Yıl Sonra Bedrettin Cömert” başlıklı yazısıyla açılıyor. Daha söyleyecek çok sözü varken dramatik bir şekilde aramızdan kopartılan Cömert’in eleştirel fikirlerini geniş bir perspektifle ortaya getiriyor Öztürk. Şiddetle tavsiye ediyorum yazıyı. Dergide ilk kez yazan Hüseyin Alemdar kendi sanat, edebiyat tecrübelerini paylaşıyor okurlarımızla. Yine bizde ilk kez yazan Şükrü Yiğitler, yaşayan efsanelerden Hasan Ali Toptaş’ın Uykuların Doğusu adlı romanında zaman algısını inceliyor. Ayşegül Özalp Tezer Özlü’nün çocukluğunun soğuk gecelerini yazarak katıldı aramıza. Erol Uzun, popüler kültürün neleri tükettiğine değiniyor. Elif Balcı Kaştaş, Sezai Karakoç’un Kapalı Çarşı adlı şiirini gündeme getirdi. A. Murat Özhan yol ve yolculuk üzerine yazdığı denemesiyle katkıda bulundu bu sayımıza. Nurkal Kumsuz erkek egemen dünyada kadın edebiyatçı olmanın zorluklarına değiniyor. Bu sayımızın öyküsünü Merve Şimşek yazdı. Yavuz Demirci, Tan Doğan, Cemal Karsavran, Kasım Yılmaz, Ferda Balkaya Çetin ve sevgili hocam Fırat Caner şiirleriyle aramızda.

Mavi Yeşil 82. sayı:

35 Yıl Sonra Bedrettin Cömert / Hasan Öztürk … 2
Asel / Yavuz Demirci …7
Beş Vakit / Hüseyin Alemdar … 8
Uykuların Doğusu’nda Zaman / Ş. Şükrü Yiğitler … 14
Fasit Daire / Fırat Caner … 19
Çocukluğun Soğuk Geceleri / Ayşegül Özalp … 20
Popüler Romanlara Meze / Erol Uzun … 22
Susar / Cemal Karsavran … 23
Kapalı Çarşı ve Karakoç / Elif Balcı Kaştaş … 24
Yol, Yolcu ve Yolculuk / A. Murat Özhan … 27
Edebiyat Dünyasında Kadın Olmak / Nurkal Kumsuz … 28
Rıhtımında / Kasım Yılmaz … 29
Uçurtmalar Uçmalı / Merve Şimşek … 30
Sone / Ferda Balkaya Çetin …31
Şeytan Boynuzu / Tan Doğan …32


Gölge: sizler!

 

Çok uzun zamandır okuduğum bir kitap üzerinde “bir şeyler yazmalıyım” duygusunu şiddetli bir şekilde hissetmemiştim. Ama yine de Gölgesizler üzerine bir şeyler yazabilecek kadar dilimin döneceğini sanmıyorum. O yüzden sadece küçük bir reklam geçeceğim. Belki okumakta geç kalmış olan benim gibi dikkatsiz ve kendini bilmez okurlar vardır etrafta diye…

Kitabın son satırını okuduktan sonra Ayşegül’e şunları yazdım: “Ürkütücü ve sansasyonel bir kitap! Fena bir kurmaca metin! Muazzam bir anlatım! Bu kitabı bugüne kadar nasıl okumamış, yuh olsun bana!” Evet, kitabı ürkütücü derecede başarılı buldum. Aldığı ödülü (1994 Yunus Nadi Roman Ödülü) sonuna kadar hak etmiş olması bir yana, o ödülün başka yıllarda verildiği pek çok farklı romanı da geride bırakabilecek bir metin Gölgesizler. Varoluşu ve hatta var olmayışı ya da yok oluşu irdeleyen; zamanın ve zamansızlığın, mekanın ve mekansızlığın üzerinde duran ve mükemmel üslubu ile ilk satırı ile son satırı arasındaki “zamanın” nasıl geçtiğini okura hissettirmeyen bir roman. Roman, anlattığı olay kurgusu bir yana, anlatım şekli ile de  günümüz roman anlayışı ya da yakın dönem roman anlayışı içinde farklı bir yere konulması gereken bir yapıt. Hasan Ali Toptaş, belki Murat Gülsoy’un söylediği gibi (aşağıda ilgili vidyoyu paylaşıyorum) bir yazarın zamansız dalgınlığından yola çıkarak, bir resmin bir fotoğrafın bir berberin bir çırağın üzerinden yaşananı bambaşka bir yere götürüyor. Bu yüzden de bütün bunlar gerçek miydi, yoksa sadece bir düş mü, sorusunu kendimize sormaktan geri duramıyoruz.

Okunması kolay ama anlam yüklenmesi nispeten zor bir roman bu. Okuru, okurken değil ama anlarken, anlamaya çalışırken zorlayan bir roman. Neyin ne olduğunu, kimin nerede olduğunu, kim olduğunu; olayların nasıl geliştiğini bir şekilde karmaşık bir yol seçerek anlatmayı tercih eden Hasan Ali Toptaş, belki de bu yönüyle romanı sıradan bir roman olmaktan uzaklaştırmış ve kendine has, özgün konumunu sağlamlaştırmış.

Şahsım adına söylemem gerek ki, başta da belirttiğim gibi, bu roman uzun zamandır okuduğum en iyi romanlardan biri ve belki de en iyisi oldu. Nasıl oldu da bu zamana kadar okumamışım, nasıl oldu da bu zamana kadar bunun farkına varamamışım ve hatta itiraf etmem gerekirse belki de Hasan Ali Toptaş’ı küçümsemiş ya da ona burun kıvırmışım bilemedim. Bu durumdan ötürü önce kendime kızdım, sonra da halime üzüldüm. İyi bir okur olmam için daha çok yol katetmem gerekecek anlaşılan. Bununla birlikte Hasan Ali Toptaş’ı, (artık) kendi muhteşem üçlüme (Oğuz Atay – Yusuf Atılgan – A. H. Tanpınar) yakın bir yerlerde görmeye başlayacağım. Bu arada 2008’de kitabın filmi de yapıldı. Ben henüz izlemedim ama en kısa zamanda onu da izleyeceğim. Gördüğüm eleştirilere göre (yazarın kendisi de filmi beğendiğini söylüyor) film de güzel bir uyarlama olmuş. Uzun lafın kısası, kitabı okumayanlar varsa hemen edinip okusun. Sonra da düşünsün: Ben kimim?