Tag Archives: Hayat

Ya…

 

Ya hepsi sahteyse…
Bütün bu yaşadığımız, yaşadığımızı sandığımız ‘şey’lerin hiçbiri gerçek değilse…
Hiç uyanmayacağımız, belki de uyanamayacağımız derin bir uykunun karanlık sularındayken gördüğümüz kötü bir rüyadan, büyük bir düşten ibaretse bütün bunlar…
Ya aslında yaşamıyorsak…
Ya şu çalan şarkı Freud’un kötü bir şakasından ibaretse…
Ya Freud diye bir şey yoksa gerçekten de…
Ya şiir diye bir şey yoksa…
Ya aslında yaşam/ak diye bir şey yoksa…

Nasıl farkına varabiliriz ki bunun?
Nasıl farkına varabilirdik ki?


Kış Günlüğü: Herkese Biraz İlaç

 

Kış Günlüğü‘nü biraz önce bitirdim ve hemen üzerine bir şeyler yazmak istedim. Sıcağı sıcağına yazmazsam, eriyip gidiyor zihnimde söyleyeceklerim çünkü. Yazacak bir şey kalmıyor sonra da…

Kış Günlüğü çok “vurucu” bir sonla bitiyor. Ben de Paul Auster‘in söylediği o vurucu sözü en sona saklıyorum şimdilik. Kitap daha önce okuduklarımdan farklı olarak (Kırmızı Defter hariç) roman türünde bir kitap değil. Yazarın kendi anılarından oluşuyor. Günlük ile anı arasında bir tür. Ama bence ikisi de değil. Baştan sonra “ben…” şahsını kullanmıyor Auster, “sen…” diyor. Bundandır ki ben de bu kitabı bizler için değil de sanki kendisi için yazdığı fikrine kapıldım. Haksız da değilim galiba. Çocukluk yıllarından ergenliğe, ergenlikten yetişkinliğe ve yaşlılığa yol alan ömrünün dipnotlarını bize sunarken zaman zaman tebessüme zaman zamansa hüzne boğuyor yazar. Aslında bazı satırları okurken, ne kadar da aynı şeyler yaşayabileceğimizi düşünüyor insan. Farklı coğrafyalarda, farklı dillerde, farklı insanlarla olsak da; özünde insan sadece insandır ve insanların eylemleri, yaşadıkları, yapıp ettikleri ortaktır fikrine kapılıyoruz. Sanki çok yakın bir dostumuzun derdini dinliyor gibi oluyoruz kitap boyunca. Öylesi samimi ve duru…

Kitaplarının herhalde yüzde seksenini okumuşumdur Paul Auster’in. Çok sevdiğim ve beğendiğim bir yazardır ki Amerika’nın yaşayan efsane yazarı olarak görürüm onu. İşte Kış Günlüğü’nde de yer yer diğer kitaplarının yazılış serüvenlerinden de ufak kesitler sunuyor bize. Sözünü ettiği romanlarını okuyanlar, Kış Günlüğü’nü daha dikkatli bir gözle okuyacaklardır.

Paul Auster, kendi labirentinde dönerken, bizleri de o labirentte yolculuğa çıkarıyor. Temel meselemiz, “zaman” ve belki de en büyük ortak noktamız da zaman bizim. Geçip giden zaman… Auster de zamanın hızla geçip gittiğini fark ediyor ve ancak yazdıkça kalacağını düşünüyor sanırım. Öyle düşünüyor ki kendine, kendini yazmaktan geri durmuyor. Tekrar söylemek gerekirse, bu kitap bize değil kendisine yazılmış bir kitap yani.

Hayat, nerede ineceğimizi bilmediğimiz bir yolculuk galiba. Hayat, mevsimler gibi işte biraz da. Auster de böyle düşünüyor ve son cümlesi ile hüzne boğuyor bizi: “Hayatının kışına girdin.”