Tag Archives: İthaki Yayınları

Hayatınızı Yeniden Üretmeniz Mümkün Olsaydı?

hayat üretim merkezi

HAYATINIZI YENİDEN ÜRETMENİZ MÜMKÜN OLSAYDI? *

“Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları diğerlerinden daha eşittir.” Bu sözü romanı okumuş da olsa okumamış da olsa hemen herkes biliyordur herhalde. George Orwell’ın Hayvan Çiftliği’nde kurduğu bu cümle, bir ütopyadan distopyaya geçişi en net anlatan roman cümlelerinden biri olsa gerek. Öte yandan yine Orwell’ın “1984”ü, Ray Bradbury’nin “Fahrenheit 451”i, Yevgeni Zamyatin’in “Biz”i, Aldous Huxley’nin “Cesur Yeni Dünya”sı, Thomas More’un “Ütopya”sı önemli ütopya ve distopya örnekleri olarak sadece edebiyatta değil; tarih, sosyoloji ve felsefe gibi alanlarda da kaynak kitaplar olarak görülmekte. Türkiye edebiyatında ütopya/distopya örnekleri fazla değil. Bunun bir sebebi de böyle bir yazın geleneğimizin olmaması olabilir. Ancak özellikle son zamanlarda dünyada ve ülkemizde yaşanan gelişmeler, özellikle dünyanın “üçüncü dünya ülkesi” denilen bölgelerinde yaşanan savaşlar, teknolojinin getirdikleri-götürdükleri ve daha başka pek çok sebep bizi ütopya ve distopyaları yeniden okumaya itiyor. Dahası bu alanda yazılabilecek yeni eserlerin olduğunu, olabileceğini de bize gösteriyor. “Hayat Üretim Merkezi” de yakın zamanda piyasaya çıkmış olan türünün güzel örneklerinden biri…

*

Daha önce çocuk/gençlik kitaplarıyla tanınan Seran Demiral bu sefer, İthaki Yayınları etiketiyle piyasaya çıkan bilimkurgu türünde yazdığı bir romanla okuru selamlıyor: Hayat Üretim Merkezi.“Yaşadığınız hayattan sıkıldınız mı? Meslek seçiminizle ilgili kafanızda soru işaretleri mi dolaşıyor? Her yılbaşı geldiğinde hayattan ikinci bir şans mı umuyorsunuz? Her şeye baştan başlamayı isteyip, kendinizde yeterli cesareti bulamamaktan mı yakınıyorsunuz? Biz size ihtiyaç duyduğunuz cesareti vaat ediyoruz!” şeklinde başlayan roman, okuru oldukça sürükleyici bir dünyanın içine sokuyor. Bu dünya öyle bir yer ki kahramanları kendi hayatlarını kendileri üretiyor. Her kahraman kendisine, kendi alternatif dünyasını yaratırken, satırlar ilerledikçe hem romandaki kahramanların hem de onlara paralel olarak okurun kafası karışmaya başlıyor. İnsanın var olduğu her yerde problemlerin de var olacağını bilen yazar, belki de okura romanı okudukça kendisini sorgulatmaya başlıyor: Hayallerin hayat olduğu bir dünyada ne kadar ilerisini hayal edebilirdiniz?

Hayat Üretim Merkezi, bir ütopya olduğu kadar aynı zamanda bir distopya örneği olarak da görülebilir. Yeniden üretilen hayatlar, kahramanları kendi ütopik dünyalarında var ederken, beklenmedik gelişmeler, gerçek dünyada yaşanan olaylar ve neredeyse iki dünyanın iç içe geçmesi, bu yeniden üretilen hayatların var olduğu dünyanın sanılandan daha zorlu bir uzam olduğunu gözler önüne serer.

Ünlü bilimkurgu filmi Matrix’te, filmin iki ana karakteri arasında geçen bir konuşma, Hayat Üretim Merkezi’ndeki kahramanların kafa karışıklığını da anlatır niteliktedir aslında. Gerçek dünyadan Matrix’e geçen Neo, gemide uyandığında karşısında Morpheus’u görür ve sorar: “Geri dönemez miyim?” diye. Morpheus’un ona verdiği cevapsa tam da Demiral’ın hayatı yeniden üreten kahramanlarına sorulan cinstendir: “Hayır. Dönebilecek olsaydın bile, bunu gerçekten ister miydin?”

Hayat Üretim Merkezi’ndeki kahramanlardan bazıları da gerçek dünyaya dönmek ve kaldıkları yerden hayatlarına devam edebilmek isterler ancak artık ne geldikleri yer bıraktıkları gibidir ne de bırakmak istedikleri yer onları olduğu gibi bırakacaktır. Bir hayatı yeniden üretmenin verdiği haz, başlarda bütün kahramanlara cazip gelse de hayallerinin sınırsızlığı ve üretimlerine yardımcı olan güçleri onları hiç de düşünmedikleri ve beklemedikleri bir noktaya taşır. Kendi dünyalarında kendilerinin hem tanrısı hem de oyuncusu olan kahramanlar, başka tanrılarla karşılaştıklarında ise ne yapabileceklerini tahmin edemezler. Hayat Üretim Merkezi, sadece bir üretimin değil aynı zamanda ciddi bir tüketimin de merkezi olur aslında.

Hayat Üretim Merkezi, anlatmaya çalıştığı konuyla Türk Edebiyatı içerisinde özel bir yerde durmayı başaracak gibi. Öyle ki roman salt bir bilimkurgu eseri olmanın ötesinde, bir toplumsal yapı analizi de sunuyor okura. Arka kapakta da vurgulandığı üzere, “Dünyanı üretmek için kendini üretmen lazım” diyen Demiral’ın işaret ettiği konu her ne kadar gerçeküstü bir zemine kurulu olsa da, günümüz dünyasının bir aynası olmaktan da çok uzak değil. Farklı yorumlamalara da açık olan roman, kendi alanında önemli bir işi şimdiden başarmış durumda. Gerisi, ütopyalardan korkmayan cesur okurlara kalmış.

arka kapak

______________

* Arka Kapak Dergisi, Ekim 2015, Sayı: 1.


YKY Editörleri Ne İş Yapıyor?

aynı kapaklar

2014 yılının Nisan ayında, sevgili hocam Fırat Caner’in merakla beklediğim kitabı “Kuşla Kediye Ağıt” İthaki yayınları etiketiyle piyasaya çıkmıştı. Kitap üzerine bir şey yazacak değilim. Zaten daha önce Radikal Kitap’ın bir sayısında, kitabı tanıtmıştım. İsteyenler, o yazıya burayı tıklayarak ulaşabilir. Öte yandan henüz yıl bitmeden, bu ay içerisinde, YKY tarafından güzel ve farklı bir kitap daha çıktı piyasaya. Gündüz Vassaf’a ait “İstanbul’da Kedi” isimli bu kitap, sadece kediden değil, İstanbul’dan ve kediden yola çıkarak belki de bütün bir hayvan aleminden bahsediyor. Tabi ki insan-hayvan ilişkisi üzerine de bir şeyler söylüyor. Kitabı okuma imkanım olmadı ancak katıldığım bir söyleşide Vassaf’ın kendisi kitabını anlatmaya çalışmıştı. Bilgimin kaynağı budur ve okumadığım için sınırlıdır.

Mesele bu iki kitap da değil aslında. Mesele bu iki kitabın kapak tasarımı. Başlıkta hedefe YKY editörlerini koymamın sebebi de Gündüz Vassaf’ın kitabının, Fırat Caner’in kitabından çok sonra çıkmış olması. Bu yüzden bu bana kalırsa “büyük” editörlük hatası YKY’ye aittir. Ha diyeceksiniz ki, ne var canım, iki kitabın da kapağı aynı görselle basılmış olamaz mı? Yasak mı? Günah mı? Tabi ki değil. Görsele dair herhangi bir telif sıkıntısı olmadığı sürece (araya para girmiyorsa yani) hiçbir problem olmaz. Bunu biliyoruz. Ancak gelin görün ki bana kalırsa bu bir prestij meselesidir ve hatadır. Bir yayınevinin kullandığı görseli ve tasarımı, neredeyse hiç değiştirmeden bir başka yayınevi kullanıyorsa bu durum o yayınevi adına bir olumsuzluk teşkil eder. Hele ki bahsi geçen yayınevi Yapı Kredi Yayınları gibi kültür dünyasına onlarca “sağlam” kitap sunarak önemli işler yapan bir yayıneviyse…

YKY, Fırat Caner’in kitabını görmemiş olabilir mi? Pekala bu mümkün. Hatta görmüş olmasından daha olası bir ihtimal bile olabilir. Ancak durum böyleyse YKY editörleri piyasayı sadece kendilerinden ibaret sayıp öteki yayınları takip etmemekle bile itham edilebilir ki editör denilen kişi, genel yayın yönetmeni denilen kişi, işin teknik kısmında yer alan ve meseleyi tüm boyutlarıyla ele almak zorunda olan çalışanlardır. Öte yandan Fırat Caner’in kitabını görmüş olmalarına rağmen böyle bir politika da izlemiş olabilirler. Bunun sebebi ne olabilir diye düşününce aklıma, “İstanbul’da Kedi” kitabının yazarı olan Gündüz Vassaf’ın, kapak tasarımında “Bunu kullanacaksınız” şeklinde ısrar etmesi olabilir diye geliyor. Böyleyse bile, aynı kapak tasarımında, kendilerinden çok çok önce çıkmış bir kitabı göstererek, “Bunu kullanmamız prestij kaybına sebep olabilir çünkü İthaki Yayınları bu görseli aylar önce falanca kitabında kullandı” diye kendi yazarlarını ikna etmelilerdi bana kalırsa YKY editörleri ki Gündüz Vassaf böyle inatçı bir tutum sergilemiş midir, o konuda da emin değilim.

Başka olası senaryolar da vardır mutlaka ancak bir okur olarak, 2014’ün bahar aylarında okuduğum bir kitabın kapağının aynısını, 2014’ün sonlarında YKY etiketi ile çıkan bir başka kitapta görmek beni rahatsız etti. Yayın dünyası bunlara dikkat etmeli. Eminim bunu yapan daha “küçük” bir yayınevi olsaydı daha büyük bir kıyamet kopardı ama ne hikmetse YKY yapınca kimseden ses çıkmadı. Koskoca YKY’den birisi çıkıp da konu ile ilgili bir şey söyledi mi? Söylediyse de ben takip etmediysem, o da benim eşekliğim olur, kusuruma bakılmasın lütfen ama eğer öyle bir açıklama gelmediyse de sorarlar insana YKY editörleri ne iş yapıyor diye.

Not: Bundan birkaç zaman önce de sevgili arkadaşım Eyüp Tosun, aşağıdaki kitaplara dikkat çekmiş ve ironik bir şekilde “Aman ha karıştırmayın kitapları” diyerek okuru uyarmıştı. Yani demem o ki bu ilk değil, son da olmayacak gibi görünüyor.

aynı kapaklar2