Tag Archives: İyiler Ölmez

Hakikatin Peşinde Bir Uzun Hikâye: İyiler Ölmez

iyiler-olmez

Hakikatin Peşinde Bir Uzun Hikâye: İyiler Ölmez *

“Eğer inanıyorsak sanat hakikate giden yolda bize yardımcı olur. Kalbimizi açar, bizi merhamet ve şefkat sahibi kılar. Kâinatın kitabını, yani temaşayı öğretir. Güzelliğin farkına varırız.” diyor Mustafa Kutlu, son kitabı İyiler Ölmez’in satır aralarında. Kutlu’nun dünyası için elbet rastgele edilmiş bir cümle değil bu. Yazdığı hemen her hikâyede, “hakikat” vurgusu yapan ve hakikati arayan Kutlu’nun bu sözlerinde, yazdıklarının sadece bir hikâye değil, aynı zamanda ilahi kelamı anlamanın bir pusulası olduğunun sonucuna da tekrardan varıyoruz Kutlu okurları olarak. Kutlu’nun son kitabı olan İyiler Ölmez’de de bu durumun yeni bir örneğini görüyor, Kutlu ile birlikte bir kez daha hakikatin yoluna çıkıyor, hakikati sorgulamaya devam ediyoruz.

İyiler Ölmez, taşrada, bir kahvehanede bir araya gelmiş dört kader ortağının hikâyesi: Sıtkı, Civan, Fotoğrafçı Sarhoş Mustafa, Doktor. Kutlu bu dört karakterin hikâyesini de kendi isimlerini taşıyan ara başlıklarla aktarıyor okura. Onların başlarından geçenleri anlatırken, hiç de yabancısı olmadığımız o klasik Kutlu üslubu, sanki bu dörtlünün yanındaymışız, hikâyenin bir köşesine iliştirilmiş bir tabureye oturmuş da bu dört yoldaşın hikâyelerini dinliyormuşuz gibi içine çekiyor bizi.

Kutlu, her karakterini ayrı ayrı örüyor ve taşranın bir köşesinde birleştiriyor. Karakterlerin kim olduklarını, geçmişlerini, aileleri ve çevrelerini, neler yaşadıkları ve neden “burada” olduklarını ince ince anlatıyor. Bu anlatım, Kutlu okurları için oldukça tanıdık elbet. Kutlu’nun karakterleri gökten zembille inmez, mutlaka sosyal ve psikolojik olarak bir zeminde bulunurlar. İyiler Ölmez’in karakterleri de böyle.

Mekân taşra… Tesadüf mü? Kutlu’da tesadüfe yer yok. Derinlikle işlenmiş Kutlu’nun hikâyesi. Öyle ki hikâyenin aksayan kısımlarına bile bir yazar olarak müdahil olup, itiraz ediyor. Bir bakıyorsunuz Kutlu hikâyenin bir yerinde sesini yükseltmiş: “[…] Bu hikâyede bir eksiklik var. Ama ne? Şudur: Hikâyenin dramatik yapısı yetersiz.” diye yazdığı hikâyede, kendi tabiriyle “kabiliyet yoksulu yazar” olarak söz sahibi oluyor. Daha sonra, “Hikaye içinde hikaye için ahkam kesmeyi bırakalım.” diyerek de kaldığı yerden anlatısına devam ediyor. Burası bile Kutlu hikâyeciliğinin inceliğini görmeye yeter belki de.

 

Mekânın taşra olmasının tesadüf olmadığını dile getirdik. Taşra, Kutlu hikâyelerinde belli ölçülerde “kutsanan” bir mekân. Kent-kır ayrımını yaparken, kenti belli yönleriyle her zaman eleştirdiğini biliyoruz Kutlu’nun. Sanayileşme, çarpık şehirleşme, yabancılaşma, ekolojik problemler gibi başlıklar, Kutlu’nun kişisel hayatında da hassas olduğu konular. Modern dünyanın elimizden aldıklarına ağıt yakmak yerine o bilindik Mustafa Kutlu reçetelerinden birini görüyoruz satır aralarında. Bu anlamda çareyi bir kere daha kırda, yani taşrada arıyor Kutlu. Taşranın sıcaklığı, samimiyeti, maddeden çok manaya kıymet veren bakış açısı İyiler Ölmez’in de önemli hususlarından. Dertleri, kederleri, hayal kırklıkları ve hatalarıyla soluğu taşranın bir kahvehanesinde alan dört karakter, zamanla taşranın sıcaklığı içerisinde erirken kendi dertlerini unutup başkalarının dertlerine derman olmaya başlıyorlar. Kutlu’nun taşrası böyle bir yer. Kutlu’nun hikâyelerinde umutsuzluğa yer yok!

Kutlu okurları, onun didaktik bir yazar olduğunu bilirler. İyiler Ölmez’de de aynı geleneği sürdürüyor Kutlu. Yukarıda da vurgulanan alıntıda olduğu gibi, Mustafa Kutlu’yu her an bir yerden söze girecekmiş gibi arıyor zaman zaman gözlerimiz. O da bu arayışı boşa çıkarmıyor. Kâh yanlış bilinen bir fikri düzeltiyor kâh pek de bilinmeyen bir konu hakkında okuru aydınlatıyor. Ama bunu öylesine yapıyor ki okur hikâyeden bir an olsun kopmuyor. Öyle ki hikâyeye başlamakla son sayfayı çevirmek arasında sanki bir göz açıp kapatmışçasına kısa bir zaman geçiyor. Son satırlara geldiğimizde ise Kutlu, hikâyeyi daha da dramatik hale getiriyor. Belki okurun pek de ummadığı bir şekilde bitiyor hikâye. Ama dedik ya, Kutlu’nun hikâyelerinde umutsuzluğa, karamsarlığa yer yok. O da bunu bir kere daha hatırlatıyor okura ve son noktayı koyuyor hikâyesine: “Böyledir. Bizde iyiler ölmez. Evliya olup aramızda yaşarlar.”

arka-kapak-sayi-14

_____________________________________________
* Arka Kapak Dergisi, Kasım 2016, Sayı:14 (Derginin 14.sayısında Yunus Emre Tozal’ın Mustafa Kutlu’yla yaptığı mini bir söyleşiye de ulaşmanız mümkün.)