Tag Archives: Kuşla Kediye Ağıt

YKY Editörleri Ne İş Yapıyor?

aynı kapaklar

2014 yılının Nisan ayında, sevgili hocam Fırat Caner’in merakla beklediğim kitabı “Kuşla Kediye Ağıt” İthaki yayınları etiketiyle piyasaya çıkmıştı. Kitap üzerine bir şey yazacak değilim. Zaten daha önce Radikal Kitap’ın bir sayısında, kitabı tanıtmıştım. İsteyenler, o yazıya burayı tıklayarak ulaşabilir. Öte yandan henüz yıl bitmeden, bu ay içerisinde, YKY tarafından güzel ve farklı bir kitap daha çıktı piyasaya. Gündüz Vassaf’a ait “İstanbul’da Kedi” isimli bu kitap, sadece kediden değil, İstanbul’dan ve kediden yola çıkarak belki de bütün bir hayvan aleminden bahsediyor. Tabi ki insan-hayvan ilişkisi üzerine de bir şeyler söylüyor. Kitabı okuma imkanım olmadı ancak katıldığım bir söyleşide Vassaf’ın kendisi kitabını anlatmaya çalışmıştı. Bilgimin kaynağı budur ve okumadığım için sınırlıdır.

Mesele bu iki kitap da değil aslında. Mesele bu iki kitabın kapak tasarımı. Başlıkta hedefe YKY editörlerini koymamın sebebi de Gündüz Vassaf’ın kitabının, Fırat Caner’in kitabından çok sonra çıkmış olması. Bu yüzden bu bana kalırsa “büyük” editörlük hatası YKY’ye aittir. Ha diyeceksiniz ki, ne var canım, iki kitabın da kapağı aynı görselle basılmış olamaz mı? Yasak mı? Günah mı? Tabi ki değil. Görsele dair herhangi bir telif sıkıntısı olmadığı sürece (araya para girmiyorsa yani) hiçbir problem olmaz. Bunu biliyoruz. Ancak gelin görün ki bana kalırsa bu bir prestij meselesidir ve hatadır. Bir yayınevinin kullandığı görseli ve tasarımı, neredeyse hiç değiştirmeden bir başka yayınevi kullanıyorsa bu durum o yayınevi adına bir olumsuzluk teşkil eder. Hele ki bahsi geçen yayınevi Yapı Kredi Yayınları gibi kültür dünyasına onlarca “sağlam” kitap sunarak önemli işler yapan bir yayıneviyse…

YKY, Fırat Caner’in kitabını görmemiş olabilir mi? Pekala bu mümkün. Hatta görmüş olmasından daha olası bir ihtimal bile olabilir. Ancak durum böyleyse YKY editörleri piyasayı sadece kendilerinden ibaret sayıp öteki yayınları takip etmemekle bile itham edilebilir ki editör denilen kişi, genel yayın yönetmeni denilen kişi, işin teknik kısmında yer alan ve meseleyi tüm boyutlarıyla ele almak zorunda olan çalışanlardır. Öte yandan Fırat Caner’in kitabını görmüş olmalarına rağmen böyle bir politika da izlemiş olabilirler. Bunun sebebi ne olabilir diye düşününce aklıma, “İstanbul’da Kedi” kitabının yazarı olan Gündüz Vassaf’ın, kapak tasarımında “Bunu kullanacaksınız” şeklinde ısrar etmesi olabilir diye geliyor. Böyleyse bile, aynı kapak tasarımında, kendilerinden çok çok önce çıkmış bir kitabı göstererek, “Bunu kullanmamız prestij kaybına sebep olabilir çünkü İthaki Yayınları bu görseli aylar önce falanca kitabında kullandı” diye kendi yazarlarını ikna etmelilerdi bana kalırsa YKY editörleri ki Gündüz Vassaf böyle inatçı bir tutum sergilemiş midir, o konuda da emin değilim.

Başka olası senaryolar da vardır mutlaka ancak bir okur olarak, 2014’ün bahar aylarında okuduğum bir kitabın kapağının aynısını, 2014’ün sonlarında YKY etiketi ile çıkan bir başka kitapta görmek beni rahatsız etti. Yayın dünyası bunlara dikkat etmeli. Eminim bunu yapan daha “küçük” bir yayınevi olsaydı daha büyük bir kıyamet kopardı ama ne hikmetse YKY yapınca kimseden ses çıkmadı. Koskoca YKY’den birisi çıkıp da konu ile ilgili bir şey söyledi mi? Söylediyse de ben takip etmediysem, o da benim eşekliğim olur, kusuruma bakılmasın lütfen ama eğer öyle bir açıklama gelmediyse de sorarlar insana YKY editörleri ne iş yapıyor diye.

Not: Bundan birkaç zaman önce de sevgili arkadaşım Eyüp Tosun, aşağıdaki kitaplara dikkat çekmiş ve ironik bir şekilde “Aman ha karıştırmayın kitapları” diyerek okuru uyarmıştı. Yani demem o ki bu ilk değil, son da olmayacak gibi görünüyor.

aynı kapaklar2

Reklamlar

Okur Metinle Baş Başa (Radikal Kitap 683. Sayı)

kuşla kediye ağıt

Sınırları Aşmak: Kuşla Kediye Ağıt * [1]

2013 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne Zeval adlı şiir kitabıyla layık görülen Fırat Caner, çok geçmeden yeni kurmaca anlatısı olan “Kuşla Kediye Ağıt” ile tekrardan okurunun karşısına çıktı. İthaki Yayınları etiketiyle piyasaya sürülen kitap, 2013’te Zeval ile eş zamanlı olarak okurunu selamlayan bir önceki anlatı kitabı Hayıflanma gibi yine yazının sınırlarının ve olanaklarının bir hayli zorlandığı bir eser olarak karşımızda. Fırat Caner, sadece dilin olanaklarını oldukça geniş tutmakla kalmayıp, kurguda da deneysel edebiyatın örnekleri olarak görebileceğimiz bir çeşitliliğe gidiyor son kitabında. Bütün bu girişimler de sonuç olarak okura, keyifli ve bir o kadar da çok yönlü bir okuma seyri sunuyor.

Kuşla Kediye Ağıt, bir yazarın “yazar” olma çabasıyla çıktığı yolu anlatıyor temel olarak. En azından başlangıç bu şekilde ancak hikâyede pek çok farklı karakter ve o karakterlerin birbirleriyle ilişkisi temelinde kurulmuş pek çok farklı küçük hikâye var. Tabi ki her anlatının bir başlangıcı ve bir sonu vardır ancak biliriz ki (özellikle postmodernizm sürecinde) romanlar ya da öyküler, kitapların son sayfalarında bitmez. Kitap kapandıktan sonra da o hikâye, okurun zihninde devam eder. Bu anlamda Kuşla Kediye Ağıt’ın da aslında bir başı ve bir sonu yok. Sanki hayatın bir noktasından bir kesit sunar gibi, bir fotoğraf karesine bakar gibi bakıyorsunuz esere. Bu yüzden de kitabın herhangi bir sayfasından herhangi bir kısmı rastgele okuyacak bir okur için de yazılan şeyler anlamsız bir metin gibi durmayacaktır. Türler arasında serbestçe gezinen Caner, okuru sıkmadan farklı bir yolculuk sunuyor anlatının sayfaları arasında.

Kuşla Kediye Ağıt, yazar olma amacında olan Mehmet’in hikâyesi. Bir yayınevine giden Mehmet, elinde tuttuğu yayımlanmaya hazır dosyasını yayınevi editörüne götürüyor ve yazdıklarının çıkış noktasının ölmüş kardeşinin günlüğü olduğunu söyleyerek dosyayı editöre anlatıyor. Kardeşinin günlüğünden parçalar olduğu söylenen kısımlar kitabın başına koyularak kitap piyasaya sürülüyor. (Gerçekten de Kuşla Kediye Ağıt, önsöz ve sunuşun ardından bu şekilde başlıyor.) Ancak bir süre sonra Mehmet’in aslında bir kardeşinin olmadığı anlaşılıyor ve zaten kitap da satmıyor. Bu aşamadan sonra ise anlatının –bana kalırsa- en dikkat çekici yönü ortaya çıkıyor. Sözde yazarımız Mehmet için bir PR çalışması yapılıyor ve Mehmet kısa sürede dünya çapında bir yazar oluyor. Meseleye buradan bakınca günümüz kültür endüstrisinin geldiği nokta, kitabın anlamının değiş(tiril)mesi ve bu çerçevedeki kapitalist ilişkiler dikkat çekici bir şekilde göze çarpıyor. Kültür endüstrisinde, “yazar” olmanın getirileri ve nitelikli edebiyatın aslında ne olduğu tartışmaları da böylece yeniden sorgulanmaya açılıyor. Kitabın zihin açıcı bir boyutunun da bu olduğu kanaatindeyim.

Kitabın bir başka özelliği de kendi oluşum sürecini anlatması aslında. Mehmet’in bir yandan başından geçenler aktarılırken bir yandan da kitaba ismini veren bir kuş ile bir kedinin aşkları anlatılıyor. Kitabın bu kısımlarında, dilinin rengini de değiştiriyor Caner ve aşkın anlatıldığı satırlarda daha şiirsel ve nispeten lirik bir dil kullanmayı tercih ediyor. Üsluptaki bu değişme aslında konuya da paralel olarak farklılaşıyor. Aşkın yasak olduğu bir dünyada aşk için devrim yapabilecek kadar ileri gidebilmeyi anlatan hikâyeyi, belki biraz da modern aşk anlayışı üzerinden okumalıyız.

Metinde hem birbirine bağlı hem de birbirinden farklı olarak ilerleyen hikâyeleri okurken, bu hikâyelerden hangisinin lokomotif unsur taşıdığını anlamak da zorlaşıyor. Öyle ki herhangi bir anlatı diğerlerinin taşıyıcısı olarak okunabilecek durumda. Burada da belki de okurun bakış açısı ve yönelimi ön plana çıkıyor. Yazar, eserini yazıp bitirdikten sonra pası okura atıyor ve o dakikadan sonra da kitap, yazarın olmaktan çok okurun kitabı olmaya başlıyor. Bu yüzden de her okura göre farklı bir okuma seyri çıkıyor ortaya. Caner’in yapmak istediği biraz da bu belli ki. Okuru, metinle baş başa bırakmak.

Üstkurmacanın sınırlarını bir hayli genişleten Kuşla Kediye Ağıt, kültür endüstrisi, aşk, devrim, yazarlık senaryosu gibi başlıklardan yola çıkarak farklı bağlamlarda okunabilecek bir anlatı. Roman, öykü, şiir, deneme, tiyatro gibi farklı türlerin bir araya gelebileceğini gösteren Fırat Caner, yazının olanaklarının ne kadar genişletilebileceğini de gösteriyor bize. Kuşla Kediye Ağıt’ı okurken bazen oksijenin nefes almak için yeterli bir öğe olmadığını da hissedecektir okur. Kitabın son sayfasını okuyup bitirdiğinde ise aslında hikâyenin bitmediği, tam tersine yeniden ve yeniden başlayabileceğini görecek. Kuşla Kediye Ağıt kafamızdaki sorulara cevaplar vermek bir yana dursun, onlara yeni sorular ekleyen bir metin. Soru sormaktan korkmayan okurun sevebileceği cinsten.

okur metinle baş başa

* Radikal Kitap’ın 18 Nisan 2014 Cuma günkü 683. sayısında  yayımlanmıştır.

[1] Metni ilk bu başlık altında ve aşağıdaki şekilde yazdım. Radikal Kitap editörleri ilgili kısımları değiştirme gereği duymuş. Ben yine de kendi yazdığım şeklini buraya koyuyorum. Gazetede yayımlanan hali de yazının altındaki görseldedir.