Tag Archives: Mevsim Yenice

2017 Öykü Soruşturması: Öykünün Neresindeyiz? *

Mevsim Yenice ​• Tunç Kurt ​• Caner Almaz ​• Oğuzhan Yeşiltuna • Gamze Arslan

 Mustafa Orman • Güray Süngü • Orçun Ünal


2014 yılında bir hayli öykü kitabı çıkmıştı piyasaya. O tarihten bu yana dalgalı bir şekilde seyretse de dolaşıma pek çok yeni öykü kitabının girdiği aşikâr. 2017, bu yönüyle 2014’e benziyor diye düşünüyorum. Bazılarının ilk olduğu pek çok yeni öykü kitabı okurla buluştu. Öyküye karşı olan bu ilgi mutlaka sevindirici. Ancak bu kadar çok kitabın piyasaya çıkmasının yayıncılık sektörünün geçmişe nazaran bir hayli büyümüş olmasıyla da ilgisi vardır diye düşünüyorum. “İyi” ile “kötü” ayrımını nasıl yapacağımıza dair elimizde ne yazık ki bir rehber yok. Ucu keskin iyiler ve kötüler var mı gerçekten, bundan da emin değilim. Ama şahsi fikrim, her şeye rağmen öykünün de bir matematiği olduğu yönünde. Öyle ki bazen bir virgülün, fazladan tek bir kelimenin öyküdeki (aslında bütün edebi türlerde bu böyle) akışı bozduğunu söylemek yanlış bir çıkarım olmayacaktır. “İyi/kötü öykü nedir” sorusunun yerine belki de sormamız gereken “Öyküde ne arıyoruz,” sorusudur.

Büyük ölçüde kişisel merakımla yola çıktığım, acaba başka öykücüler bu konuda ne düşünüyor diye sorguladığım bu düşünceler ışığında, “öznel” değerlendirmelerle cevaplanacağını düşündüğüm iki soru geldi aklıma. (Bu arada soruların Öykülem dergisinden Eyüp Tosun’la bir sohbet esnasında ortaya çıktığını da vurgulamam gerek.) Bir şekilde iletişim kurduğum pek çok arkadaşın soruşturmaya katılma konusunda yardımcı olmasına da ayrıca sevindim. Sorulara içtenlikle cevap veren bütün öykücülere ayrı ayrı teşekkür etmek isterim buradan. Bu arada, kadın öykücü sayısının azlığını, katılan iki isim dışında ulaştığım başka iki ismin soruşturmaya katılmayacağını belirtmelerinden kaynaklandığını da ayrıca ifade etmem gerek. Bu küçük soruşturmanın öykü dünyasında taşları yerinden oynatacağını falan düşünmüyorum tabi. Ama yine de öyküye dair küçük de olsa bir kanal açıp zerre katkı sağlarsa; meseleye daha fazla kafa yorulmasına sebep olursa ne mutlu bana.


  1. 2017’de çıkan öykü kitaplarından beğendiğiniz ve beğenmediğiniz bir kitabı, nedeniyle birlikte söyler misiniz?
  2. 2014’ten sonra 2017 de pek çok yeni (ve bazıları ilk) öykü kitabının çıktığı yıl oldu. Bu kadar çok kitabın çıkmasının öyküye olumlu olumsuz etkileri nelerdir sizce? 

2) soruşturma mevsim yenice

Fizik eğitimi aldı. 2015 ve 2016’da Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde dikkate değer bulundu. Öyküleri çeşitli dergilerde yayımlandı. İlk öykü kitabı Tekme Tokatlı Şehir Rehberi Everest Yayınları’ndan çıktı.

 

Mevsim Yenice

  1. 2017,  okur olarak kendimi şanslı hissettiğim yıllardan biri. Okuduğum hemen hemen tüm kitaplar keyif verdi diyebilirim. O nedenle beni hayal kırıklığına uğratan bir kitap olmadı. Engin Türkgeldi’nin Can Yayınları etiketiyle yayımlanan Orada Bir Yerde isimli öykü kitabı beni en çok heyecanlandıran, etkileyen kitap oldu. Kitabın en ilgi çekici yanlarından biri, Türkgeldi’nin hiç bir ayrıntıyı es geçmeden, incelikle kurduğu atmosfer. Savaşlar, saat kuleleri, büyük salgınlar, kitabeler ve bu coğrafyaya hizmet eden karakterler. Her öykünün kendine has dünyasında gezerken, bir sonraki öyküde bir diğerinden iz bulmak zekice kurgulanmış bir bütünün parçası elbette. Yabancısı olduğum toprakları arşınlarken, tanımadığım dünyalara buyur edildiğimi hissettim. Hem de bu öyle bir buyur etmek ki, kitap bittiğinde ben de artık Orada Bir Yerde, onlardan biri oldum. Değişik bir okuma deneyimiydi benim için.

  1. Ben öyküye verilen önemin artmasında kötü bir yan göremiyorum. Görmek de istemiyorum. Çıkan işlerin nitelikli olup olmadığı tartışma konusu şimdilerde. Konu üretimse beğenenlerin olacağı gibi olmayacağı da aşikar. Herkes kendi beğenisine göre “iyi kitap” skalası belirliyor bir okur olarak. E o halde yine en güzel sonu zaman yazacak. Bu çeşitliliğin devam edip etmeyeceğine okur zamanla karar verecek, bu hep böyle olmadı mı?

 

Tunç Kurt

2) soruşturma tunç kurt

Çeşitli dergilerde öyküleri yayınladı. Herkesin İçinde Hiç Olmak, Annemin Kuşları, Bay Prada Nasıl Öldürüldü kitaplarını yazdı.

 

  1. 2017’de basılmış herhangi bir öykü kitabını okumadım. 2016’da çıkan öykü kitaplarının neredeyse hemen hepsini okudum ve elle tutulur 3-5 öykü kitabı dışında başka kitapla karşılaşmadım. Okuduğum öykülerin çoğu, içselleşmemiş meselelerin melodrama dönüşmüş anlatıları, hatta santimantal metinlerdi. Yine birçoğu nostaljinin ağına düşmüş, giriş-gelişme-sonuç öyküleriydi. Okumalarım bu şekilde ilerlemesi beni rahatsız ettiği için öykü okumalarını bıraktım. Bu benim için zaman kaybı olduğu gibi, beni köreltiyordu aynı zamanda. Bu yüzden 2017 okumalarımı çocuk edebiyatı ve romana ayırmaya karar verdim. İsim vermeye gerek yok diye düşünüyorum, iki kitap arasına 2 yıl gibi kısa bir süre koyan her öykücüyü beğenmediğim kitaplar listesine dâhil edebiliriz. Acelecilik hissi belli oluyor. Öykünün raf ömrü kısa olabilir lakin olgunlaşması oldukça zaman isteyen bir tür. Öyküde damak tadı iyi olanlar zaten bunu bilir.

  1. Benim gibi ilk kitap heyecanını 2010’da yaşayanlar az çok tahmin edecektir. Günümüzde basılan pek çok öykü kitabı 2010’da şansını deneseydi bu kitaplar basılmazdı. O zamanlar bu kadar öykü basan yayınevi olmadığı gibi, öykü lafını duyan yayıncı kitabınızı basmamak için bin dereden su getirirdi. Ne oldu da bu kadar öykü kitabı basıldı anlamak güç. Arz ve talep ilişkisi dâhilinde olduğunu sanmıyorum. Ortada büyük bir matematik hatası var. Yani ben öykünün yükselişte olduğuna inanmıyorum. Hatta 2010’lara dönüş kaçınılmaz olacak diye düşünüyorum. Bu öykü enflasyonu beraberinde krizi de getirecektir. Getirmeli de. Belki de bu sayede öykü küllerinden var olacak.

 

2) soruşturma caner almaz

Çeşitli dergilerde öykü ve yazılarıyla yer aldı. Kırgın Anlatıcı adlı ilk öykü kitabı Alakarga Yayınları etiketiyle çıktı. Ne Okuyorum adlı sivil edebiyat platformunun emekçilerinden biri.

Caner Almaz

 

  1. Engin Barış Kalkan’ın İletişim Yayınları etiketiyle çıkan Maveraünnehir Nereye Dökülür? isimli öykü kitabı, 2017 yılında okuduğum en başarılı öykü kitabıydı, diyebilirim. Kalkan’ın kitabı bir ilk kitap; ilk kitabında birçok açıdan olgunluğa erişmiş bir yazarın öykülerini okumuş olmak beni etkiledi. Dil ve üslubun oturmasının yanında, olay ve mekân seçimleri, karakter tahlilleriyle, her açıdan doyurucu bir kitap. Beğenmemekten ziyade, kendi öykü anlayışım açısından kendime yakın göremediğim bir dil ve kitap içerisinde farklı postmodern unsurlar uç noktalarda kullanıldığı için Erhan Memiş’in Geceleyin Gökyüzü (Koç Üniversitesi Yayınları) isimli öykü kitabını buraya yazabilirim.

  1. Çokça öykü üretilen bir dönemde olduğumuz aşikâr. Bu üretimin birkaç senedir yaygınlaşan dergi ve fanzin yayımcılığının sonucu olduğunu düşünüyorum. Birkaç yıl öncesine kadar bağımsız dergileri ve fanzinleri sayabilirken, artık takip etmekte zorlanıyorsunuz. Hatta takibi bırakıyorsunuz. Genç cenahın bu tarz girişimlerde bulunması takdir edilesi. Lakin şahsi düşüncem şöyle bir handikap söz konusu: Dergilerde öyküleri, şiirleri çıkan genç arkadaşlarımız iyi yazdıklarını, nitelikli ürettiklerini düşünmeye başlıyorlar. Ve çalışmıyorlar; iyi yazmanın yolu ciddi çalışma ve okumadan geçer. Buralarda yetiştiğini, gelişimini tamamladığını düşünen arkadaşlarımız dosyalarını yayımlatmanın derdine düşüyorlar. Yayınevlerinin işi gerçekten çok zor. O kadar dosya içerisinden doğru dosyayı bulabilmek gerçekten meşakkat. İyi öyküyü bulup okuyabilmek, içinde bulunduğumuz dönemde iyice zorlaştı… Özellikle bu yıl çok fazla ilk öykü kitabının çıkması, bu birikmişliğin bir ürünü gibi görünüyor. Lakin bu sene yayımlanan çoğu ilk kitabı okumuş bir okur olarak, iyi sesler, farklı kalemler çıkacağını önümüzdeki senelerde daha iyi göreceğimizi söyleyebilirim.

 

2) soruşturma oğuzhan yeşiltuna

Edremit doğumlu. Çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı. İlk kitabı Ev Yapımı Hüzünler Notabene Yayınları tarafından 2017’de çıktı. Halen Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenimini sürdürüyor. İkinci kitabının çalışmalarına devam ediyor.

Oğuzhan Yeşiltuna

 

  1. Birer okur olarak okuduğumuz kitapların çoğunun iyi olduğuna inandırabiliyoruz kendimizi. Herhangi bir kitabı okumayı seçerek aynı zamanda onu okuma süremiz boyunca pek çok kitaptan vazgeçmiş de oluyoruz. Bu yüzden okurun herhangi bir kitabı beğenmediğini belirtmesi sık görülmeyen ve hayli zor bir durum fikrimce. Zor olandan başlamam gerekirse, her kitabın her okurda farklı etkileşimler doğurabileceği ve bu yüzden de nesnel kötünün olmadığı çekincesini koyarak, Anıl Mert Özsoy’un Korku Yokuş Aşağıydı’sını beğenmediğimi söyleyebilirim. Özsoy’un okurken yazımı aceleye gelmiş izlenimi uyandıran cümleleri ve çokça kullanılmış öykü konularını malzeme edinse de yeni bir şey söylemiyor oluşu beni bunu belirtmeye itiyor. Kendisi ve okurları hoş görsün. Yıl içerisinde çıkan öykü kitaplarından beni en çok etkileyen ise Abdullah Ataşçı’nın Kimse Bilmesin adını taşıyan toplu öyküleri oldu. Tavsiye üzerine arayıp da bulamadığım eski kitaplarıyla birlikte yayımlanmamış öykülerinden de oluşan bu toplamı çıkar çıkmaz alıp okumuştum. Yolun henüz başında olan biri olarak bana bir coğrafyanın, dili anlamsız zorlamalara sürüklemeden ve yaşanmışlıkları romantize etmeden de anlatılabileceğini göstermesi benim için çok değerliydi.

  1. Sayısal artıştan bir kaygı duymuyorum açıkçası. Bugün basılan bin kitaptan yarına kalacak birkaç eser çıkacak elbette. Bırakalım yazan yazsın. Tanıdıkları varsa rahatça, yoksa biraz uğraşarak bastırsın. Bu noktada her kitabın kendi yolunu çizdiğine inanıyorum. Yazarken hangi noktalama işaretlerini kullanmamamız, öyküde olabildiğince sıradan olayları anlatmamız gerektiği gibi tek tipleşmeye yol açan görüşler öyküye zarar veriyor esas. Neyse ki iyi edebiyat bunların hemen ardında, yıkarak varılan bir yerde bulunuyor. Raymond Carver taklidi öykülerde ya da yazmanın bilmem kaç kuralında değil.

Gamze Arslan

2) soruşturma gamze arslan

1986 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü Dramatik Yazarlık Anasanat Dalı’nı bitirdi. 2016 yılında Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde öykü dalında ödüle değer görülen Çerçialan isimli dosyası Varlık Yayınları tarafından basıldı. İstanbul’da yaşıyor. Senaryo yazarlığı ve dramaturgluk yapmakta.

 

  1. Zamanın ve mekânın belirsiz kılınıp karakterlerin adsızlaştırıldığı ve dilin oldukça yalın, aforizmalara boğulmadan, ne anlatmak istediğinden emin bir şekilde kullanıldığı Engin Türkgeldi’nin Orada Bir Yerde’si 2017’nin en beğendiğim öykü kitaplarından biri oldu. Anlatıcıların sesleri o kadar kuvvetliydi ki, biz de okur olarak “Orada Bir Yerde” dolaştık gibi hissettim. 2017 senesi içerisinde çıkan ve okuduğum öykü kitapları arasında kesin sınırlarla “beğenmediğim” bir kitap olduğunu söyleyemem. Belli noktalardan bir okuyucu olarak eksikliklerini hissettiğim ya da bağ kuramadığım kitaplar oldu diyebilirim sadece.

  1. Öncelikle üretimin çokluğunu farklı noktalardan okuyabiliriz diye düşünüyorum. Öykünün serüveni açısından baktığımızda bize heyecan verici gelen bu durum, tüketim hızının yükseldiği bu çağ için göz korkutucu ve endişe verici bir hal almaya başlıyor. Son dönemde “hızlı tüketilen dergi”lerle birlikte öyküde dil, duyuş, dünya, karakter ve biçim kavrayışları silikleşmeye başladı sanki. Bu da ister istemez okuyucunun hep daha fazlasını istemesini ve içerilerde bir yerlerde tortuların kalmasını beklemeden bir yenisine geçmesini beraberinde getirdi. Yine de üretimin fazla olmasını öykü için umut verici buluyorum. Bu durumun ne istediğini bilen okuyucu için eleştirel bir bakış sağladığını ve geliştirilecek seçici tavrın öykü dünyasına yansıyacağını düşünüyorum.

2) soruşturma mustafa orman

Çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı. İzafi edebiyat dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. İlk öykü kitabı Derdin İncinmesi Everest Yayınları’ndan çıktı.

Mustafa Orman

 

  1. Kültürel alan da siyasete benzer bir yapıyla ilerliyor. Orta sınıf tahakkümündeki üstten bakışın karar merci olduğu bir ortamdan bahsediyorum. Ama son sözü dipten gelenler söyleyecektir, deyip asıl konuya geçebilirim: Benim bir şeyler söylemem bir şeyleri değiştirmeyecek bunu da çoktan biliyorum. Bir kavramı, bir olayı reddetme mekanizması yok hiçbir metinde. Buna yazarın yaşamı da dâhil. Her şey kişisel mubahlar meclisinde ağırlanıyor. Eleştirilerde ya herkes çok mükemmel ya da çok berbat. Bu da kişisel sevme biçimini önümüze seriyor. “Ben sizi değil, metninizi sevmiyorum,” cümlesinin ötesinde daha başka şeyler dönüyor. Bu yüzden iyi metin kötü metin noktasını geçtim, bir metin var mı o da belli değil. Birçok öykü kitabı okudum. Bu da benim fikrim: Aynı konuların tekrarı beni eski kuşak yazarlarına kitaplarına götürdü. Çünkü onlar o konuları yazmıştı. Bu yüzden kitaplardan bir iki öykü ya da birkaç pasajın dışında öyle beni kendine çeken bir öykü kitabı olmadı.

  1. Öyküye elbette önemli yönden etkileri oldu. Ama rüzgâr getirdiği bazı şeyleri götürür de. Bir kuşak olamama sorun vardır. Yazılarda geçen “kuşak” kelimesi sadece doğum tarihlerinden ibarettir. Öyküde dile yönelik eğilimlerde örnekler çoğaldı. Kimi metinde hem dille hem de hikâyeyle sorunu varken, kimi metinlerde de hiçbir şeyle sorunu olmayan, bir hevesin ötesine geçmeyen konular yer aldı. Öte yandan çok sesli bir öykü dünyası oluştu. Bu ne kadar iyi tam olarak emin değilim. Sanırım bir diğer kötü yanı da öykü yazarının öykü okuyucusundan daha çok olması. Belki de sadece birbirimizi okuyoruz.

 

Güray Süngü

2) soruşturma güray süngü

Çeşitli dergilerde uzun yıllardır öyküleri yayımlanmakta. Düş Kesiği romanı ile 2010’da Oğuz Atay Roman Ödülü’nü; Kış Bahçesi adlı romanıyla da 2011’de TYB Roman Ödülü’nü aldı. Hiçbir Şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi (2012) ve Deli Gömleği (2010) ile Necip Fazıl Hikâye Ödülü’ne layık görüldü.

 

  1. Beğendiklerimi elbette söyleyebilirim. Yıldız Ramazanoğlu, Adem’in Cevap Vermesi; Abdullah Harmancı, Melek Kayıtları; Mukadder Gemici, Nuh’un Kızı. Ama beğenmediklerimi söyleyemem. Ortaya nitelikli bir eleştiri koymadan bu şekilde beğenmedim demek anlamlı değil.

  1. Bu soruya odaklanmak istiyorum bu arada. Çok sayıda öykü kitabı yayınlandı evet. Bundan şikâyet edenler var. Niteliğin düştüğünü söyleyenler var. Bana göre bunlar da pek anlamlı yaklaşımlar değil. Bunca öykü kitabı yayınlanmasının öykü üzerinde olumsuz bir etkisi olmaz. Öykü sanatı açısından bakarsak, nitelik elbette aslolandır ama seviyeyi üst sınır belirler. Alt sınır değil. Beş tane çok iyi kitap çıkar, yüz tane vasat altı kitap öykü çıtasını düşürmeye yetmez. Romanda da böyledir, şiirde de böyledir. O üç beş kitap geleceğe kalır. Öykü sanatı değil de sektörel olarak bakarsak meseleye, çok kitap yayınlanması pazarı genişletir, rakipler üstelik kötü öyküden bile daha kötü sayılabilecek kitaplar. Çok dergi kötüdür, çok kitap yayınlanması kötüdür, herkes yazar oldu, herkes şair oldu gibi yazıklanmaları ben tuhaf buluyorum. Büyük esere inanıyorum. Sanatın bir deha işi olduğuna inanıyorum. Öte yandan bu şikâyetler kimseye bir yarar sağlamaz.

 

Orçun Ünal

2) soruşturma orçun ünal

Uygulamalı tiyatro, Türkoloji ve Karşılaştırmalı Dil Bilimi okudu. 2012’de Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde dikkate değer bulundu. 2014 yılında altkitap öykü ödülünü aldı. Aynı yıl Raskol’un Baltası Yayınları’ndan Dekadans ve Ölüm adlı ilk öykü kitabı çıktı. Çeşitli dergilerde öyküler yazmaya devam ediyor.

 

  1. Bu soru bana güncel edebiyatı biraz geriden takip ettiğimi fark ettirdi. 2017’de yayımlanan öykü kitaplarından ziyade geçen senelerden kalanlara odaklanıyormuşum demek ki. Son yıllarda Türkiye’de çok fazla öykü kitabı çıktığı için her şeyi sıcağı sıcağına takip etmek zor. Okuma vaktimiz kısıtlı, değerli. Yeni çıkan her kitabı okumak istesek de mümkün değil. Bir yıl gibi kısa bir süre içinde bile kimlerin süzgecin üstünde kaldığı hemen belli oluyor. O yüzden biraz bekleyip titiz seçimler yapmakta fayda var. Yakın zamanda okuduğum güncel bir öykü kitabı var gerçi: Engin Türkgeldi’nin Orada Bir Yerde’si. Sadece bir ilk kitap olarak değil, genel anlamda beğendiğim bir eser oldu. Beğenmediğim kitaplarsa seneye kalsın.

 

  1. Kanımca, az ya da çok kitap yayımlanmasının pek önemi yok. Her halükarda, edebî kalite değişmiyor. On kitaptan da yüz kitaptan da geriye yalnızca üç beş kitap kalıyor. Ne var ki çok kitabın bir medya -özellikle sosyal medya- kirliliği yarattığı açık. Çok sayıda yayın, suyu bulandırıp iyi olana kısa sürede ulaşmamıza engel oluyor. Yine de çok üretim az üretimden iyidir düşüncesindeyim. Hiç kimse, yazmadan daha iyi olamaz. Hepimiz ancak yazdıkça daha iyi yazacağız.

 


*Mavi Yeşil Dergisinin Ocak-Şubat 2018, 109.sayısında yayımlanmıştır.

Reklamlar

Kent İnsanının Yeni Haritası: Tekme Tokatlı Şehir Rehberi

 

Tekme Tokatlı Şehir Rehberi

Kent İnsanının Yeni Haritası: Tekme Tokatlı Şehir Rehberi *

Mevsim Yenice’yi 2015’te aldığı altKitap öykü ödülünden ve iki yıl üst üste farklı dosyalarla katıldığı ve ikisinde de dikkate değer görüldüğü Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nden tanıyor olabilirsiniz. Ödülleri bir kenara bırakırsak –ki benim için bir şey ifade etmiyorlar- özellikle son zamanlarda farklı dergilerde sık sık öyküleri yayımlanan bir isim Mevsim Yenice. Bu anlamda bakarsak öyküde oldukça üretken ve kendini yenilemeye çalışan bir isim olduğunu söyleyebiliriz onun. Bu üretkenliği nihayet edebiyat dergilerinin sınırlarını aşarak kitaplaştı. İlk öykü kitabı “Tekme Tokatlı Şehir Rehberi” yakın zamanda Everest Yayınları’ndan çıktı.

Tekme Tokatlı Şehir Rehberi toplamda on bir öyküden oluşuyor. Bir ilk kitap için ideal sayılabilecek bir sayı. İlk kitaplar her zaman bir riski de beraberinde taşır maalesef. Hele de ismi çok fazla bilinmeyen bir yazarsa kitabı çıkan, okurun öykülere temkinli yaklaşması ve daha ikinci öyküden kitabı bir kenara bırakması zaman zaman muhtemel olabiliyor. Mevsim’in avantajı, isminin sık sık öykü dergilerinde görünmesi. Ama ne yazık ki edebiyat dergilerine sınırlı sayıda ilgi duyan bir okur kitlesi var Türkiye’de ve belki pek çok başka genç öykücü gibi Mevsim’in de gözden kaçmış olması muhtemel. Her neyse… Bu mesele belki bir başka yazının konusu olabilir. Mevsim’in kitabına dönersek, belki en sonda söylenmesi gerekeni en başta söyleyeceğim, mutlaka zaman ayırılması ve şans verilmesi gereken bir kitap Tekme Tokatlı Şehir Rehberi. Hatta bir adım ileriye gidip, bir ilk kitap için gayet başarılı ve iddialı olduğunu söyleyebilirim.

Mevsim’in öykülerini genel çerçevede tanımlamak gerekseydi herhalde onlara ‘kentli öyküler’ derdim. Kentli öyküler çünkü gerek öykülerin yapısal bütünlüğü gerekse karakterlerin kurgusal dünyası son derece modern bir çizgide. ‘Kalabalıklar içerisinde yalnız bireylerin hikayeleri’ gibi klişe bir tanıma kaçmak istemem ama yine de Mevsim’in öykülerinde sık sık bu modern birey tipine denk gelmek mümkün. İşte, bu modern dünyanın içerisindeki bireylerin birbirleriyle ilişkilerinin büyük ölçüde kent dili ile kurulduğu bir atmosferi var öykülerin. Bu ilişkiler kimi zaman dede-torun, kimi zaman karı-koca, kimi zaman baba-oğul, kimi zamansa arkadaş ilişkileri oluyor. Dikkatimi çeken ana noktalardan birisi, öykülerin temel kurgusunda iki ana karakter olduğu ve hikayelerin büyük ölçüde bu iki ana karakter üzerinden şekillendiği yönünde. Hikayelerde başka karakterler de yok değil tabi ki ancak öykülerin genel çerçevede lokomotifini oluşturan bu ikili ilişkiler oluyor. Zaman zaman tekrara kaçıyormuş gibi görünse de öykülerdeki karakterlerin değişkenliği hem kurguya hem de dile yansıyor ve metin, tekrara kaçıyormuş yanılgısından hemen kurtarıyor okuru.

Mevsim’in öykülerinin bir başka dikkat çekici noktası da diyalog. Uzun bir süredir Türkçe öyküde diyalog probleminin olup olmadığı bazı eleştirmenlerce konuşulmuştur. Öyküde illa da diyalog olmalı mı meselesi bu problemin ana vurgusu olarak bir köşede kalsın. Mevsim’in öykülerinde ise diyaloglara sık sık denk geliyoruz. Bu da okuru düz bir anlatının içinde hapsolmaktan kurtarıyor muhakkak. Diyalogların kuruluş biçimi ise son derece akıcı. Okuru yormayan, zihni tırmalamayan ve karakterlerin ruh hallerine çoğu zaman son derece uygun bir üslupla verilen bu diyaloglar öykülerin çıtasını bir tık yukarıya taşıyor bana kalırsa. Üslubun temel öğesi ise tabi ki sadece diyaloglar değil. Tadında ve aşırıya kaçmayan betimlemeler öyküleri zenginleştiriyor. Öykü gibi dar alanda kısa paslaşmayı zorunlu kılan bir türde betimlemenin dozunu tutturmak pek de kolay değildir diye düşünüyorum. Mevsim’in öyküleri ise büyük ölçüde bu dozu tutturuyor. Belki zaman zaman betimlemelerin zayıf kaldığı, anlatımın az da olsa sekteye uğradığı noktalar olduğu düşünülebilir ancak bu durum metnin genel bütünlüğüne zarar vermiyor ve akıcı üslubun da etkisiyle bir çırpıda öykünün son cümlesinde buluyor okur kendisini.

Baştan beri akıcı olduğunu vurguladığım Tekme Tokatlı Şehir Rehberi’nin üslubuna yalın bir dil de eşlik ediyor. Belki de bu yalın dil sayesinde diyaloglar daha sağlam, karakterler daha dik ve kurgu daha net duruyor. Gereksiz ayrıntılarla boğulmayan öyküler sadece kendi meselesine odaklanıyor. Başta da söylediğim gibi bu mesele büyük ölçüde modern insanının hikayesi. Olabildiğince yalın bir dille kurulan bu hikayelerin en güzel yanlarından biri ise yine aşırıya kaçmayan, okuru yormayan bir humora sahip olması. Belki son derece kişisel bir yorum olacak ama eklemem gerek; özellikle son birkaç yılda genç öykücülerin bazılarında, belki birtakım çevrelerde, ortaya çıkan vıcık vıcık bir mizah anlayışı var. Öyküde komiklik yapmak, sırf komik olsun diye gereksiz dil oyunlarına başvurmak başka bir şeydir; anlattığın hikayenin kendi içerisinde komik olması ise başka bir şey. Örneğin Mevsim’in Açık Arttırma adlı öyküsü, “Rahmetli dedem kendini Freud sanırdı.” cümlesi ile başlıyor ve kendini Freud sanan bu adamla torunu arasında geçen trajikomik hikaye anlatılıyor. Bu öykü aslında büyük bir komikliğin üzerine kurulmuş değil ama yazar zaman zaman dede ile torun arasında geçen hikayeyi öyle trajik anlatıyor ki okurun bu acıklı duruma gülümsemesi içten bile olmuyor. Öykünün bir yerinde dedesi için “İnsan bunamamak için, elden ayaktan düşmemek için kendini tutar mı? Dedem tuttu. Gözlerimle gördüm.” diyen Ahmetcan’ın bu cümlesi, bahsettiğim ‘dozunda mizah’ın rengini gösteren örneklerden sadece biri belki de.

Uzatmayalım. Gözden kaçırma ihtimalimin olduğu pek çok nokta ile birlikte Mevsim Yenice’nin Tekme Tokatlı Şehir Rehberi adlı ilk öykü kitabı, üzerinde epeyce çalışılmış bir ilk kitap izlenimi veriyor. Umuyorum ki hak ettiği değeri görür. Gerek özellikle üzerinde durduğum diyalog zenginliği, gerek dozu iyi ayarlanmış betimlemeler ve humor ile birleşen akıcı anlatımı, Mevsim’in öykülerini ortalama öykü çizgisinin üzerine taşıyor bana kalırsa ve çok da yabancısı olmadığımız modern kent insanının yaşamından başka başka ve şahsına münhasır kesitler sunuyor okura. Gerisi ilk kitaplardan korkmayan cesur okurlara kalmış…

____________________________
* Bu yazı, 13 Nisan 2017 tarihli Star Gazetesi’nin kitap eki olan Star Kitap‘ta yayımlanmıştır. Yazının gazetede (bir hayli kısaltılarak) yayımlanan hali aşağıdaki gibidir.

Tekme Tokatlı Star 1Tekme Tokatlı Star 2