Tag Archives: Nisyan

Postmodernizm ve Murat Gülsoy’un Nisyan’ı

nisyan

POSTMODERNİZM’E KISA BİR BAKIŞ
ve
NİSYAN’IN POSTMODERNİZM ODAĞINDA İNCELENMESİ 

Giriş

Postmodernizm, 20.yy başlarından itibaren kullanılmaya başlanan bir kavram olmakla beraber, yaygın anlamıyla 1960’larda, ilk kez sanat tartışmalarında ortaya çıkar. “Edebiyat, şiir, resim ve mimaride postmodern biçimler 1970’li ve 1980’li yıllarda gelişmeyi sürdür[ür] ve sanat alanındaki postmodern söylemlerin dallanıp budaklanmaları bu gelişime eşlik e[der]” (Best ve Kellner, 2011: 26). Postmodernizm, esas olarak modernizmin aşılması arayışı ve onun yeniden sorgulanması üzerine oluşur. Kavram, öncelikle ve yaygın olarak mimari alanında kullanılır ve ilerleyen süreçte edebiyat da dâhil olmak üzere sanatın pek çok alanına sıçrar. “Postmodernizm” kavramındaki “post” ifadesi her ne kadar modernizmden kopuşu temsil etmek amacıyla kullanılmış olsa da postmodernizmin, modernizmden tam olarak bir kopukluk içerisinde olduğunu söylenemez. Öyle ki postmodernizm, modernist öğelerden de geleneksel öğelerden de beslenir. Tarihsel olarak bakıldığında postmodernizmin edebiyatı içine alması uzun sürmez. Şiir ve öykü gibi türlerde de postmodern eserler verilmesine rağmen, bu kavramın esas vücut bulduğu alan roman olur.  Postmodern romanın dünyadaki önemli temsilcilerinden bazıları Italo Calvino, Umberto Eco, Paul Auster, Samuel Beckett olarak gösterilebilir. Türk edebiyatında da postmodern romancılara pek çok örnek vardır. Oğuz Atay, Orhan Pamuk, Latife Tekin, Hasan Ali Toptaş, İhsan Oktay Anar ve Elif Şafak bu türün ülkemizdeki önemli temsilcilerindendir. Türk edebiyatının günümüzdeki en önemli postmodern romancılarından birisi de Murat Gülsoy’dur. Gülsoy, Nisyan adlı romanında kendi postmodernist geleneğini devam ettirir ve romanını postmodern biçim ve üslup üzerine kurar.

Yazının PDF dosyası halindeki tam metnine BURAYA tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

Reklamlar

Mavi Yeşil’in 95. Sayısı Çıktı..!


Mavi Yeşil 95. Sayı

“Mavi Yeşil”, oldukça sıcak geçen yaz günlerinin ardından Eylül-Ekim 2015 tarihli 95.sayısıyla okur karşısına çıkıyor. Bu yeni sayımızda, dergimizin hazırlandığı günlerde kültür-sanat-edebiyat kavramlarından hiç mi hiç söz edilmemişken yine zengin bir içerikle okurla buluşmak bizim için sevindirici elbette. Edebiyat metinlerine yönelik değerlendirme yazıları yanında şiir ve öykü örneklerinin çokluğu da dikkat çekiyor bu sayıda. Dergi yazıları gibi derginin yazarları da dengeliyor birbirini; Ahmet Say’ın yazdığı bir dergide Ayşe Asrın Yılmaz, Buse Karaoğlu ve Ensar Kasım Demir gibi gençler de yazabiliyor örneğin. Hasan Ildız, İsmail Özalp, Buse Karaoğlu, Berna Fildiş, Ensar Kasım Demir, Ramazan Aydın, Muharrem Sönmez, Fevzi Yetkin ve Güven Fatsa, bu sayımızın şairleri. Öyküleriyle ise Ülkü Tatar, Ayşe Asrın Yılmaz, Kemal Çavuş, Rukiye Köse, Mesut Ateş ve Fatih Yavuz Çiçek yer aldı 95. sayımızda. İsmail Delihasan, Ekrem Sakar, Ahmet Say ve Gökhan Özcan yazılarıyla renk kattı bu sayıya. Nilüfer Aka Erdem, bir öykü örneğinde Zeus imgesini irdelerken Ayşegül Ergül de “Hiç” romanında kadın hallerine baktı. İlker Aslan postmodern yaklaşımla Murat Gülsoy’un “Nisyan” romanına yönelirken Hasan Öztürk de Halide Edip Adıvar hakkındaki bir kitabı değerlendirdi.

95.sayının içindekiler:

Halide Edip Adıvar ve Biyografisine Sığmayan Kadın | Hasan Öztürk…2
Sınırdaki Ölü | Hasan Ildız…5
‘Hiç’ Romanında Kadın Halleri | Ayşegül Ergül…6
‘Yalnız Seyahat Etmek’ Öyküsünde Zeus İmgesi | Nilüfer Aka Erdem…9
Üvey Anahtar | İsmail Özalp…12
Küçüğüm | Buse Karaoğlu…12
Nisyan’ın Postmodernizm Odağında İncelenmesi | İlker Aslan…13
Eskimeyen Eski | Berna Fildiş…16
İmgesel Bir Mekân Olarak Yeraltı | F. Gökhan Özcan…17
Gonca | Ensar Kasım Demir…18
Edebiyattan Müziğe Dokunmak | Ahmet Say…19
Gölgesini Arayan Rüzgâr | Ramazan Aydın…20
Şiir Sokakta Kalır mı? | Ekrem Sakar…21
Muharrem Sönmez…22
Hepimizden Biraz | İsmail Delihasan…23
Moliere’in Hayaletleri | Ülkü Tatar…25
Mavi | Ayşe Asrın Yılmaz…26
Sekiz Kadın ve Bir Adam | Kemal Çavuş…27
Yakamoz Meyhanesi | Rukiye Köse…28
Zam’an Meselesi | Mesut Ateş…29
Buğu Ömrüm | Fevzi Yetkin…30
Kanla Yazılan Şiir | Güven Fatsa…30
Fesleğen Sargısı | Fatih Yavuz Çiçek…31

(* Tanıtım Bülteninden)


Nisyan.

NisyanBaşlıktaki “Nisyan” kelimesinin sonuna özellikle nokta koydum. Çünkü Murat Gülsoy’un Nisyan’da anlatmaya çalıştığı şey aşağı yukarı bu. Aslında net bir şey de yok romanda. Belki bir roman bile değil. Romansa da çok farklı bir roman. Kitabın son sayfasını okuyup da kapağını kapattığımda içimden şu geçti, fotoğraf kareleri… Sanki farklı zamanlarda çekilmiş, farklı kişilerle oluşturulmuş değişik fotoğrafların yer aldığı bir fotoğraf albümüne bakıyordum. İşte roman tam olarak bu tadı bırakıyor ağızda.

Hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti cümlesinin hepimiz en az bir kere kullanmışızdır herhalde. Ölüme yaklaşmak, ölümden dönmek, ölmeye ramak kalmak deyimleriyle yan yana kullandığımız bu söylem, çoğu zaman rasyonel bir gerçekliğe oturmaz aslında. Nisyan’da da ölümden dönmüş bir adam anlatmıyor bunları bu yüzden. Ölmek üzere olan bir adamın ağzından dinliyoruz, okuyoruz yazılanları. Ölümün gerçekliği hızlı bir şekilde üzerimize gelirken, ondan kaçamıyor oluşumuzun resmi bir bakıma da Nisyan.

Zaman dolup da nokta konduğunda, bizim için öykü sona erer artık. Bizim öykümüz, artık bizim olmaktan çıkar ve başkalarının öykülerinde bir alt metin olarak yer almaya başlar belki. “Ölümü ölümsüzleştirmek” mümkün mü peki? Nisyan üzerine yazılanlardan ve Gülsoy’un söylediklerinden alıntıladığım bu ifade, roman boyunca yakamızı bırakmıyor. Yazmak, bir bakıma ölüme karşı durmak ve ölümü ölümsüzleştirmek anlamına da gelebiliyor. Ölümün güçlü kollarındaki bu zayıf adam da ölüme an be an yaklaşırken bir nefes ve bir nefes daha alarak ölüme karşı durmayı deniyor. Belki de yapamayacağını bile bile. İşte bu bölük pörçük ve anlaşılması zor kısa paragraflar da bu yüzden birer fotoğraf karesi gibi geliyor bana. Hepimizin görebileceği fotoğraf kareleri. Bir kısa film değil, birbiriyle zaman zaman ilgisiz ama özünde fazlasıyla iç içe geçmiş fotoğraf kareleri… Çünkü merkezinde “ben”in olduğu her an, ayrık gibi dursa da temel olarak birbiriyle ilişkilidir.

Nisyan, klasik bir Murat Gülsoy romanı değil. Hatta açıkçası şunu söylemem gerekirse, kitabı kimin yazdığını bilmeseydim, Murat Gülsoy’un yazdığını bile tahmin edemeyebilirdim. Diğer roman ve öykülerine göre çok daha sert ve anlaşılması zor bir roman Nisyan. Kolayı sevmeyen Murat Gülsoy okurlarının mutlaka ilgisini çekecek ve beğenisini toplayacaktır Nisyan. Hala okumamış olanlar varsa şiddetle tavsiye edilir. Bu arada şunu da söyleyeyim, Gülsoy bu romanı, kitap haline getirmeden önce parça parça kişisel blog sayfasında yayınladı. Ben blog sayfasından zaman zaman takip ettim ancak oradan okuyup tamamlamadım. Ne de olsa kitaba dokunmak, sayfa çevirmek başka şey…

murat gülsoy