Tag Archives: Olasılıklar

ÇEKİMLİ ŞAHIS KİPİ


Her şeyi benzetebilirsiniz bitmekte olan bir yaz mevsimine.
Zamansız geçen gemiler gibi uzaktadır deniz artık.
Oysaki istediğimiz biraz daha yüzmek, belki dalmak, belki batmak, belki çıkmak…
Ve belki –çok anlamsız gelecek ama- ayrık otları koparmak
Ve belki –çok alakasız gelecek ama- ayrı otları birlemek
Ve belki manası olmayan cümleler yazmak alt alta ya da art arda ya da peşi sıra!
(Peşi sıra ile art arda aynı şey değil mi sanki!)
—Değil!
Eğil salkımsöğüt eğil! 

Deli gömleği giymiş insanların delilleri içinde fazladan bir akıllı daha vardır.
Her şeyi benzetebilirler bitmekte olan bir yaz mevsimine!

Amansız gelen çekimsiz fiiller gibidir hayat böyle zamanlarda.
Çekimleyebilirim,
Çekimleyebilirsin;
Çekimleyebilir.
Çekimleyebiliriz:
Çekimleyebilirsiniz?
Çekimleyebilirler!

Çekinmeden çekimlemek gerek zamanları ve kişileri.
[Dişiler bir yana erkekler bir yana
Ve ana kraliçe mağdur olmasın diye bütün bunlar
Ve siz bakmayın kraliçeliğine: dişidir o da!]

Ama arılar tam da o taşlıkta otururken sardı dört bir yanımı ve ben birden daldım denize ve ta dibine ve hani hep anlattığım gibi sana [sahi anlattım mı hiç?] denizin dibindeki balıklar en yakın arkadaşlarımızdır ve sen korkmamalısın açılmaktan ufka doğru ve ben bazen gerçekten ufka doğru yüzmek isterim sırf denizde kalabilmek ve kalabalıktan kaçabilmek için ama ne kadar yüzersem yüzeyim karşısı yine kara parçası değil mi…?

Her şeyi benzetebilirsiniz bitmekte ve yitmekte ve gitmekte olan bir yaz mevsimine.
Eksik kalmış sözleri, yırtılmış defter yapraklarını, okunmamış diğer bütün kitapları, güzel gözlü bütün bebeklerin ağlamalarını, sokak kedilerini, aynı sokağın köpeklerini, aynı sokağın öbek öbek çocuklarını, sokağın sisini… Ve Baldwin’in dediği gibi: Sokağın dili olsa

 Hem olsa dili neler neler söylemez mi söyler mi söylemez mi söylemez mi söylemez mi söyler söylemez susar mı kan kusar mı yok daha neler artık sokak hiç kusar mı öğürür mü kaçar mı durduk yere ve durmadık zamanları saklar mı kesesinde bir kanguru ve kan grubu ne olursa olsun ve ne yazarsa yazsın insanlar ve insanlık ne yaşarsa yaşasın ki tanrı bu planı bozar mı ki yeniden yazar mı ki neyi bağlar bu bağlaçlar ki seni bağlar mı bana sen bir tepenin başındaki sokakta ben denizin kıyısında sana bakarken az önce seni yazarken az önce sana yazarken az önce sessiz sedasız seni söylerken ve ellerin gelirken aklıma ve şair demişken senin el kadar bir kadın olduğunu ve sabahlara kadar ve yalnızca yalnız ve benim kadar yalnız ve şimdi senin kadar yalnızım ve şimdi biliyor musun neler var içimde sana söylemek istediğim ve biliyor musun neler yazmıştım daha önceleri ki okumuş muydun ki hiç okudun mu ki hangi mektupta sıkışmıştı ismi lazım değil kitap isimleri ve bir çok boyutlu resim ve birkaç satır yazı ve biliyor musun ben sana henüz hiç mektup yazmadım ama biliyor musun ben sana neler neler yazacağım daha ve biliyor musun yatmadan önce son yıldızı da kapatınca bir parça bulut neden korkuyorum ben ve biliyor musun rüya görmekten neden korkuyorum ama nasıl olur ve nasıl olmaz ki bütün bunlar ve nasıldı birkaç gün önce ama şimdi nasıl anlatırım bunu sana ve kendime ve nasıl anlatırım ve nasıl saklarım seni ne çok sevdiğimi ve yalnızca deneysel bir şeyler yazmaya çalışıyordum oysaki ve ki’yi ayrı yazsam kızar mısın bana ki sen dilbilgisini seversin ki küçükken kırmızı bir kurdale takmışlardır önlüğüne belki yok hayır tamam dur kızma kurdale değil kurdele demek istedim ve İtalyanca değil Türkçe söyledim bunu sana ve saat kaçta ve nerede ve nasıl ve kurbağalara bakmaya gidelim mi seninle şimdi gidelim mi imkânsızlıklar bu kadar imkânlı iken ve mümkün olasılıkların en iyisini yaşıyorken hala ve yaşamaya devam ediyorken neden uyuyup kaldım ki şimdi ben!

Her şeyi benzetebilirdim çoktan bitmiş olan bir yaz mevsimine.
Şayet sonbahar, gerçekten gelmemiş olsaydı… 

 

Reklamlar

Sıradan Bir Gün Olarak: 29 Şubat

 

29 Şubat sıradan bir gündür. O kadar sıradandır ki, diğerleri gibi her yıl ortaya çıkmaz. Dört yıl boyunca birikir, birikir, birikir ve en sonunda görünür kışın soğuk bir gecesinde. Göz kırpar dışarıdaki ayaza. Bazen de yağmura ve rüzgara… Diğer 29’lar gibi değildir belli ki. Başkadır. Başkalığı, içinde saklıdır. Bugün herhangi bir şey olmuş olabilir. Kafanıza bir yağmur damlası ya da bir çiçek saksısı düşmüş olabilir mesela. Bunun sorumlusu Şubatın 29’u olması değildir. Şu batan güneş de değildir örneğin. Evsiz kalmış bir sokak köpeği bulduğu bir parça kemiğe sevinmiş olabilir bugün. Onun sevincini gözlerinden okumuş da olabilirsiniz. Olabiliriz. Denizin dalgası kıyıyı dövüyor olabilir veyahut deniz kendi sakinliğinde boğuluyordur. Bir otomobil sürücüsü, son anda fark ettiği kırmızı ışıkta duramayarak o anda yoldan geçmekte olan bir kara kediye çarpmış olabilir. Gözleri görmeyen bir kadın, kedinin kara olduğunu fark etmemiş de olabilir. Kadının gözleri, yıllar önce, mesela bir başka Şubat 29’da kör olmuş olabilir. Kadının gözlerinin kör olduğu Şubat ayı 28 ile bitiyor da olabilir. Bir yerlerde birileri şarap içiyor olabilir, bir başka yerde çıplak ayaklı kadınlar üzüm bağlarından topladıkları üzümleri de eziyor olabilir. Olamaz mı? Belki de olamaz, evet. Bu tamamen nerede olduğumuza bağlıdır ve bunu bilemeyiz asla… Sonra bir çocuk, ya da birkaç çocuk, kendi okullarının bahçesinde top oynamaya dalmışken annelerinin “Akşam ezanı okunmadan evde ol!” uyarısını unutmuş olabilir. Bunlar herhangi bir yılın, herhangi bir günü gerçekleşmiş olabilir. Bir kadın bir şiir yazmış olabilir. Bir adam bir şarkı bestelemiş ya da… Şarkının sözlerini, şiiri yazan kadın yazmış da olabilir. Olmaya da bilir. Şarkı hiçbir zaman bestelenmemiş de olabilir. Şubatın 29’unun son saatlerinde birileri 10’dan geriye doğru saymaya başlamış olabilir. Bu güzel günün bitişini kar yağışı altında kutluyor da olabilir başkaları. Birileri düdük konfetilerine sarılmış üflüyor olabilir. 29 Şubat herhangi bir gün gibi tarih sahnesinden silinip gitmiş olabilir. Olmaya da bilir. 29 Şubat, dört yıl önceki bir gün gibi, aynı gün gibi, birdenbire silinip gitmiş olabilir ellerimizin arasından. Evet, bütün bunlar mümkündür. Ve 29 Şubat, gayet sıradan bir gündür…