Tag Archives: Siz

Bazı Şeyler


En baştan başlayabilirdim anlatmaya her şeyi ama ya o kadar zamanımız yoksa?
Yani dinlemek için sahip olduğunuz zamana sahip değilsem anlatmak için ya da sizin avuçlarınızda kalmamışsa o kadarı?
Nasıl anlatabilirdik ki bu parlak güneşi, şu parçalanmış bulutları, o kupkuru yağmuru, bu denizi, o bozkırı ve akıp giden her ne varsa ve varsa başka bir şey bütün onları da işte nasıl anlatabilirdik? Zaman bu kadar hızlı akarken bir de?

Sizinle ne zaman tanışmıştık sahi?
O zaman gemiler geçmiyordu sahilden sahiden de.  Sadece kıyıda köşede üç beş çocuk top oynuyorlardı ta ki yola kaçan topun peşinden giden çocuk bir daha geri dönmeyene kadar. İşte biz sizinle o zaman oradaydık ve o gün orada sahiden de ne yapıyorduk hatırlıyor musunuz?
Siz bana çiçeklerden bahsetmiştiniz: İşte bu güldür, işte bu lale, işte şuradaki zakkum ki zaman zaman zehirlidir ve şurada ısırgan otları vardır ve bir çiçeğin ömrü dalıdan koparılana kadardır… Sizin orada çiçekler ne renktir peki? Bizim orada çiçekler… Her neyse.

Evet, bazen hepsi yanlış gelir ve bazen çoğunun cevabı yoktur. Bazen kadınlar her şeyden habersiz kahve içerler bir başkasının evinde ve çoğu uzun süredir denize girmemiştir. Hüzündür tanelenen şimdi, utanç değil. Utanılacak bir iş yapmamıştır onlar, siz de bilirsiniz. Ama geçen bu zaman… Sadece… Biraz daha fazla hüzün demek değil mi?
Sizinle o masada oturduğumuzda nelerden bahsetmiştik sahi? Ben hatırlamıyorum. Geçip giden ve uyuyan ve yalnız kalan ve yalından dönme mevsimler yaşayan ve bir yaprağın nasıl olur da bu kadar güzel yere düştüğünü anlatan bütün çocuklar şimdi bir başka mevsimin arifesinde oyunlar oynuyorlar. Bizim yaşamak istediğimiz diye bir şey yoktur ve planlar ilahidir bir bakıma ki siz de bilirsiniz. Siz de bilirsiniz yalnız kalmış bütün mevsimleri. Ve dünya adil bir yer değildir her şeye rağmen ve hele de şubat 28 çekmekte ısrar ederken…

Sizin görecek güzel günleriniz var ve bizim de görecek güzel günlerimiz var ve bilirsiniz Bizim de görecek günlerimiz var ve güzeller ve hepsi güzeller ve bilmesek de geleceği ve geleceğin nasıl olduğunu tahmin dahi edemesek de işte güzel olacağını düşünmektir bize bugünü yaşatan yoksa nasıl olurdu yoksa nasıl yoksa… Siz inanınız bana lütfen ve şimdi canınız sıkkındır bilirim. Bilirim dört duvar arasında umduğunuzdan farklı geçer zaman ama gözleriniz kadar güzel olacaktır gelecektir, inanınız bana. En az gözleriniz kadar güzel…

Siz de duydunuz mu?

Size de bazen öyle olur mu? Öyle işte…
Hani saatin kaç olduğunu değil de zamanın geçip gittiğini anlatan bir saat gibi her şey hani akrep ya da yelkovan oklarından birisi kaybolmuş bir saat gibi yani bir kum saati gibi yani eskiden olduğu gibi bir güneş saati gibi ve “gibi” ne kadar da benzersiz bir benzetme edatı öyle değil mi?

Şimdi bir şair yeni bir şiir yazmaya başlamıştır. Siz de bilirsiniz. Güzel günler gelecektir. Siz de bilirsiniz. Dünyanın neresinde bir şair şiir yazsa güzel günler gelecek demektir ve güzel günler göreceğizdir güneşli günlerdir ve motorları maviliklere süreceğizdir ki buna inanınız lütfen ve lütfen inanınız içinden gondol geçmese de Paris güzel bir memlekettir.
Gözlerinizde gördüğüm bir çocuğun gülümsemesi değil midir sahi?

Ah… Özür dilerim.
Öyle demek istememiştim. Sahi ne demek istemiştim ben. Sahi o yüksek tepede çay içerken deniz bakmak nasıl bir duyguydu hatırlıyor musunuz siz de? Nasıl da boş kalmıştır şimdi sandalyeler ve nasıl da gelecektir kış.

Ah… Özür dilerim sizden, hatta özürdilerim ki boşluk kalmasın aramızda. Böyle demek istememiştim. Anlatmak istediğim neydi onu da bilmemiştim.

Tık! Tık!
Özür dilerim, bir kişilik yeriniz var mı?
Sadece, biraz kayboldum da…

____________________________________

Reklamlar

Eve Giden Yol

 

Şimdi burada bunu yazıyor olsam da önce orada onu yapmıyordum
Duma duma dum!
Nedense şöyle oldu,
[Nasıl?]
Öyle değil de şöyle –
Neden şöyle dedin de öyle demedin dedin ya hani
Bunu düşündün yani,
Çünkü sen insansın ve ben de öyleyim ve biliriz ve tanırız birbirimizi
Birbir izini biliriz ve çıplak ayakla basmıştık toprağa
Sen daha çocuktun
Sen hala çocuksun
Ve sen ne güzel basarsın toprağa ve sen
Ve sen ne güzel bakarsın toprağa ve sen
Ve sen ne güzel
Sin Şın Sat Dat Tı Zı
Ve ne güzel bir alfabenin harfleridir
Bilirsin
Öyleyse gül,
Sen ne güzel gülersin
Virgül,

Bugün gecenin bir vakti,
Günün gecesinin bir vakti
Dağınık zihnim ve ben,
The Shins dinlerken
Toprağa basa basa yürümedik,
[Çünkü bunu en güzel senin ayakların yapar]
Ama dönerken eve, başka bir şey yaptık ikimiz
Zihnim ve ben:
Her zaman yürüdüğüm kaldırımdan değil de
Her zaman yürüdüğüm kaldırım olmayan kaldırımdan döndük
Sanki değişikti yol
Ve o yol: evin yolu değil gibiydi.
Apartmanlarının bahçesinde oturan insanlar gördüm
Oysa her zaman yürüdüğüm kaldırımdan yürüsem dikkat etmeyecektim onlara
Oysa her şey ne kadar da…
Neyse…
Bir kedi durdu önümde, sarı sokak lambasının altında
Sarı sokak lambasının altında sarı idi rengi
Uzaklaştıkça siyah idi rengi
Uzaklaştıkça nasıl gördü beni?
Sahi kedi; sarı mı, siyah mı yoksa…
Varsa yoksa aynı şey.
Bazen insan alışır.
Bazen insan sadece alışır.
Bazen sırf alıştığımız için bir yoldan döneriz
Bazen sırf alıştığımız için her zamanki kaldırım olmayan kaldırımdan dönmeyiz
Bazen sırf okunsun diye yazarız
Bazen sırf okunmasın diye yakarız
Bazen iki yakayı bir araya getiremeyiz
Bazen Anadolu yakası Kız Kulesi olur
Bazen Avrupa, Galata Kulesi
Bazen Venedikliler’in konumuzla ilgisi yoktur
Bazen Cenevizliler’in konumumuzla
Bazen Lidyalılar okkalı bir küfrü gerçekten hak eder
Bazen Ay takvimini bulmaya çalışan bütün diğer uygarlıklar
Ama şimdi…
Ne?

Bugün, her zamanki gibi bir gündü.
Sokaktaki kediyi uykusundan uyandırmadım.
Yere düşen yapraklardan herhangi birine bilmeden bastım.
Dilenci kıza para vermedim.
50 Kuruşa su aldım sokak satıcısı küçük çocuktan.
Otobüsün orta kapısından değil de yine arka kapısından indim.
Dönüş yolunda parlak bir iki yıldıza baktım.
Çok parlak olan bir tanesi için bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Daha yazı bitmeden, bunun bir yazı olmadığını fark ettim.
Eve giden yolun fotoğraftaki yol gibi bir yol olmadığını bildim.
Yeni bir şey kurdum, sonra bozdum.
Yeni bir şey kurdu beni, sonra…
Zaman, bir azman
Ve geçerken sormuyor kimseye
Hissettim.

Tanrım, bu sefer sonbaharı gerçekten özledim…