Tag Archives: Şubat

Sırf yokmuş gibi geçmesin diye Şubat…

Yoksul Şubat

Yaşı küçük diye,
mahallede top oynayan büyükleri tarafından hep bir kenarda bekletilen,
top yola ya da bahçeye kaçarsa diye, bir çırpıda topun peşine gönderilen,
akşam ezanıyla evde olması gereken,
ve reçelli ekmeği ile büyüyeceği günü bekleyen bir köşede,
çocuk gözleriyle hayata büyük anlamlar yükleyemese de bir sonraki mevsimden umudunu kesmeyen,
çiçeğin böceğin arasında deniz mevsimini beklerken, kelebeklerden arkadaş edinen,
yağmurda daha çok ıslanan ve soğukta daha çok üşüyen,
ayak parmakları donana kadar kartopu oynayan ve boyu kadar kardan adam yapmayı marifet bilen,
yalnız,
ama yalnızlığının farkında olmayan
bir çocuk gibi değil midir biraz da Şubat?

Ve bu yüzden gözden kaçmaz mı 29 ile geçirdiği artık yıllar?

Reklamlar

Bazı Şeyler


En baştan başlayabilirdim anlatmaya her şeyi ama ya o kadar zamanımız yoksa?
Yani dinlemek için sahip olduğunuz zamana sahip değilsem anlatmak için ya da sizin avuçlarınızda kalmamışsa o kadarı?
Nasıl anlatabilirdik ki bu parlak güneşi, şu parçalanmış bulutları, o kupkuru yağmuru, bu denizi, o bozkırı ve akıp giden her ne varsa ve varsa başka bir şey bütün onları da işte nasıl anlatabilirdik? Zaman bu kadar hızlı akarken bir de?

Sizinle ne zaman tanışmıştık sahi?
O zaman gemiler geçmiyordu sahilden sahiden de.  Sadece kıyıda köşede üç beş çocuk top oynuyorlardı ta ki yola kaçan topun peşinden giden çocuk bir daha geri dönmeyene kadar. İşte biz sizinle o zaman oradaydık ve o gün orada sahiden de ne yapıyorduk hatırlıyor musunuz?
Siz bana çiçeklerden bahsetmiştiniz: İşte bu güldür, işte bu lale, işte şuradaki zakkum ki zaman zaman zehirlidir ve şurada ısırgan otları vardır ve bir çiçeğin ömrü dalıdan koparılana kadardır… Sizin orada çiçekler ne renktir peki? Bizim orada çiçekler… Her neyse.

Evet, bazen hepsi yanlış gelir ve bazen çoğunun cevabı yoktur. Bazen kadınlar her şeyden habersiz kahve içerler bir başkasının evinde ve çoğu uzun süredir denize girmemiştir. Hüzündür tanelenen şimdi, utanç değil. Utanılacak bir iş yapmamıştır onlar, siz de bilirsiniz. Ama geçen bu zaman… Sadece… Biraz daha fazla hüzün demek değil mi?
Sizinle o masada oturduğumuzda nelerden bahsetmiştik sahi? Ben hatırlamıyorum. Geçip giden ve uyuyan ve yalnız kalan ve yalından dönme mevsimler yaşayan ve bir yaprağın nasıl olur da bu kadar güzel yere düştüğünü anlatan bütün çocuklar şimdi bir başka mevsimin arifesinde oyunlar oynuyorlar. Bizim yaşamak istediğimiz diye bir şey yoktur ve planlar ilahidir bir bakıma ki siz de bilirsiniz. Siz de bilirsiniz yalnız kalmış bütün mevsimleri. Ve dünya adil bir yer değildir her şeye rağmen ve hele de şubat 28 çekmekte ısrar ederken…

Sizin görecek güzel günleriniz var ve bizim de görecek güzel günlerimiz var ve bilirsiniz Bizim de görecek günlerimiz var ve güzeller ve hepsi güzeller ve bilmesek de geleceği ve geleceğin nasıl olduğunu tahmin dahi edemesek de işte güzel olacağını düşünmektir bize bugünü yaşatan yoksa nasıl olurdu yoksa nasıl yoksa… Siz inanınız bana lütfen ve şimdi canınız sıkkındır bilirim. Bilirim dört duvar arasında umduğunuzdan farklı geçer zaman ama gözleriniz kadar güzel olacaktır gelecektir, inanınız bana. En az gözleriniz kadar güzel…

Siz de duydunuz mu?

Size de bazen öyle olur mu? Öyle işte…
Hani saatin kaç olduğunu değil de zamanın geçip gittiğini anlatan bir saat gibi her şey hani akrep ya da yelkovan oklarından birisi kaybolmuş bir saat gibi yani bir kum saati gibi yani eskiden olduğu gibi bir güneş saati gibi ve “gibi” ne kadar da benzersiz bir benzetme edatı öyle değil mi?

Şimdi bir şair yeni bir şiir yazmaya başlamıştır. Siz de bilirsiniz. Güzel günler gelecektir. Siz de bilirsiniz. Dünyanın neresinde bir şair şiir yazsa güzel günler gelecek demektir ve güzel günler göreceğizdir güneşli günlerdir ve motorları maviliklere süreceğizdir ki buna inanınız lütfen ve lütfen inanınız içinden gondol geçmese de Paris güzel bir memlekettir.
Gözlerinizde gördüğüm bir çocuğun gülümsemesi değil midir sahi?

Ah… Özür dilerim.
Öyle demek istememiştim. Sahi ne demek istemiştim ben. Sahi o yüksek tepede çay içerken deniz bakmak nasıl bir duyguydu hatırlıyor musunuz siz de? Nasıl da boş kalmıştır şimdi sandalyeler ve nasıl da gelecektir kış.

Ah… Özür dilerim sizden, hatta özürdilerim ki boşluk kalmasın aramızda. Böyle demek istememiştim. Anlatmak istediğim neydi onu da bilmemiştim.

Tık! Tık!
Özür dilerim, bir kişilik yeriniz var mı?
Sadece, biraz kayboldum da…

____________________________________


Sıradan Bir Gün Olarak: 29 Şubat

 

29 Şubat sıradan bir gündür. O kadar sıradandır ki, diğerleri gibi her yıl ortaya çıkmaz. Dört yıl boyunca birikir, birikir, birikir ve en sonunda görünür kışın soğuk bir gecesinde. Göz kırpar dışarıdaki ayaza. Bazen de yağmura ve rüzgara… Diğer 29’lar gibi değildir belli ki. Başkadır. Başkalığı, içinde saklıdır. Bugün herhangi bir şey olmuş olabilir. Kafanıza bir yağmur damlası ya da bir çiçek saksısı düşmüş olabilir mesela. Bunun sorumlusu Şubatın 29’u olması değildir. Şu batan güneş de değildir örneğin. Evsiz kalmış bir sokak köpeği bulduğu bir parça kemiğe sevinmiş olabilir bugün. Onun sevincini gözlerinden okumuş da olabilirsiniz. Olabiliriz. Denizin dalgası kıyıyı dövüyor olabilir veyahut deniz kendi sakinliğinde boğuluyordur. Bir otomobil sürücüsü, son anda fark ettiği kırmızı ışıkta duramayarak o anda yoldan geçmekte olan bir kara kediye çarpmış olabilir. Gözleri görmeyen bir kadın, kedinin kara olduğunu fark etmemiş de olabilir. Kadının gözleri, yıllar önce, mesela bir başka Şubat 29’da kör olmuş olabilir. Kadının gözlerinin kör olduğu Şubat ayı 28 ile bitiyor da olabilir. Bir yerlerde birileri şarap içiyor olabilir, bir başka yerde çıplak ayaklı kadınlar üzüm bağlarından topladıkları üzümleri de eziyor olabilir. Olamaz mı? Belki de olamaz, evet. Bu tamamen nerede olduğumuza bağlıdır ve bunu bilemeyiz asla… Sonra bir çocuk, ya da birkaç çocuk, kendi okullarının bahçesinde top oynamaya dalmışken annelerinin “Akşam ezanı okunmadan evde ol!” uyarısını unutmuş olabilir. Bunlar herhangi bir yılın, herhangi bir günü gerçekleşmiş olabilir. Bir kadın bir şiir yazmış olabilir. Bir adam bir şarkı bestelemiş ya da… Şarkının sözlerini, şiiri yazan kadın yazmış da olabilir. Olmaya da bilir. Şarkı hiçbir zaman bestelenmemiş de olabilir. Şubatın 29’unun son saatlerinde birileri 10’dan geriye doğru saymaya başlamış olabilir. Bu güzel günün bitişini kar yağışı altında kutluyor da olabilir başkaları. Birileri düdük konfetilerine sarılmış üflüyor olabilir. 29 Şubat herhangi bir gün gibi tarih sahnesinden silinip gitmiş olabilir. Olmaya da bilir. 29 Şubat, dört yıl önceki bir gün gibi, aynı gün gibi, birdenbire silinip gitmiş olabilir ellerimizin arasından. Evet, bütün bunlar mümkündür. Ve 29 Şubat, gayet sıradan bir gündür…